2 Temmuz 2026 Perşembe

Tekelci Burjuva Diktatörlüğünün „Devlet Aklı“

 

 

                                      Madımak Katliamını Potesto 2023

 

 

 Tekelci Burjuva Diktatörlüğünün „Devlet Aklı“ 

Yusuf Köse


Son günlerde „devlet aklı“ kavramı daha sık kullanılmaya ve dillendirilmeye başlandı. Daha önceleri „derin devlet“ diye sıklıkla kulanılan kavram, bugün daha meşru bir duruma çevrildi: „Devlet Aklı!“ Yani, devletin çıkarları her şeyin üstünde der gibi. Burjuvazi bunu bilerek kullanıyor ve kullandırıyor.

Esasta ortada gizli bir „derin devlet“ yoktur. Devletin, ordusu, polisi, mahkemesi, bürokrasisi, hapishaneleri vb. dışında, aparat ve devamlı yedek bir güç olarak kullandığı askeri ve politik araçlarının yanısıra kendi bilgisi dışında „gizli“ gibi göstermeye çalıştığı aparat örgütlenmeleri vardır. Zaman zaman o gününü koşullarına göre öne çıkarılan isimler (örneğin, M. Ağar, V. Küçük vd. mafya/çete örgütlenmeleri vb. gibi) devletin kullandığı aparatların dışında başka bir şey değildir. Bugün de belli isimleri öne çıkarıyorlar. Bunlar, ekonomiyi bütünüyle ellerinde tutan tekelci burjuvazinin üstünde değil, onların hizmetinde olan, katiller sürüsü, mafyatik yapılar, faşist ve dinci-faşist örgütlenmelerdir.

Burjuva devletin görünüşte, yürürlükteki yasaları ile „makul bir devlet“, yani, „herkese eşit“ davranan, „yasadışı işlere karşı“ çıkan gibi bir görüntü sergiler. Ne yapıyorsa „yasalara uygun hareket“ ediyor imajını vermeye özen gösterir. Sermayenin palazlanmasına (birikim ve merkezileşmenin artmasına) koşut olarak, faşist Erdoğan rejmi, çıkarına göre yasa yapıp, kendi hukuklarına göre bütün hukusuzluğu uzun zamandır aleni yapıyor.  Son günlerde  hukuku olmayan „hukusuzluğu“ daha bir üst aşamaya çıkardı.

Burjuva sınıfı, bir avuç tekelci burjuvazinin geniş yığınlar üzerindeki diktatörlüğünü,  bilinçli olarak gizlemek için, „derin devlet“, „devlet aklı“ gibi, kavramlar üreterek, sanki devleti bir başkaları yönetiyormuş algısını yaratamaya çalışıyor.

Oysa, burjuva devleti, özünde, en pis işleri yapan, yaptıran, her yönüyle kokuşmuş ve sermayenin birikimi için her türlü işçi ve emekçi düşmanı işleri yapan, örgütleyen bir mekanizmadır. O barışçı gösteri yapanların üstüne kurşun sıkar, tek tek ve toplu kıyımlar yapar, öldürür, ama o asla sorgulanmaz ve yargılanmaz. „Adalet mülkün temelidir“ der, ama, halkın tarlasına, merasına, deresine, evine, malına, çeşitli gerekçeler altında el koyar.

Sözde kabul görümüş „anayasa“da yazılı yasal grev hakkını kullanan işçilerin üzerine kolluk güçlerini sürer, haklarını arayan öğretmenleri yerde sürükleyerk dağıtmaya çalışır vs. İşçilerin ve diğer çalışanların haklarını vermeyen, ücretlerini aylarca ödemeyen kapitalistleri ise korur. Ama en vahşi saldırı ve şiddeti kullanan devlet „terörist“ değil, barışçı gösteri yapanlar „terörist“ olarak topluma lanse edilir. Ana dilini konuşan Kürde, Kürtçeyi yasaklar. Her ne yaparsa yapsın devletin yaptığı en kirli/pis işler „yasal“ olarak gösterilir, anayasa’da yazılı hakkını kullanan işçi ve emekçiler „yasadışı“ ve „devlet (yani tekelci sermaye) düşmanı“ olarak mahkemelerin karşısına çıkarılır. Ya da derhal tutklanarak, hapishanelere tıkılır.

Bir avuç burjuvazinin egemen olduğu devlet, işçi sınıfı ve emekçilerin devleti değildir. Devlet, egemen sınıf olan emperyalist tekelci burjuvazinin bir diktatörlük aracıdır. Böyle bir devletin „aklı“ (çıkarları), halkın aklı (çıkarları) ile her zaman terstir. Ancak o, burada küçük burjuva düşünce öğretisini devreye sokarak, kendi çıkarlarını halkın çıkarları, yani işçi ve emekçilerin çıkarları olarak göstermeye özen gösterir. 

„Devletin ulvi çıkarları“ olarak ileri sürülen çıkarlar serisi, esasta Türk tekelci burjuvazinin ve uluslararası sermayenin çıkarlarını içerir. Türk tekelci burjuvazinin kendisi de uluslararsı emeperyalist sermayenin bir bileşeni haline gelmiştir. Hem onunla içiçe hem de onunla karşıt çıkaraları bağlamında rekabet halindedir.

Türk devletine gemen olan Türk tekelci burjuvazi arasındada bitmek bilmeyen çıkar çatışmaları vardır. Bu ölümüne bir çıkar çatışmasıdır. Kendi aralarında, sömürüden daha fazla pay alma, egemenlik alanlarını genişletme, sermaye birikimlerini, diğer rakplerini gerileterek ve de yutarak büyütme ve ülkenin en büyüğü (ekonomide, siyasete belirleyici) olma savaşımı verirler. Bunun için her türlü kirli işleri çevirmekten geri kalmazlar ve siyaseti de belirler ve yönlendirirler. Devlet ihalelerinin daha fazla alınması, devletten sağlanan kredi dilimlerinin büyütülmesi ve kendi sermaye birikminin önünün daha fazla açılması için birbirleri ile kıyasıya bir rekabet (esasta savaş) içindedirler. Borsa spekülasyonları içinde vb. finans oyunlarında ölesiye savaşırlar. Her sermaye çevresinin siyaset üzerinde, esasta, sermayesi oranında etkisi vardır. Kapitalist sistemde, ülkeyi „siyasetçiler yönetiyor“ görüntüsü, görüntüden ibarettir.

Kapitalist sistemin önüne geçemediği ve geçemeyeceği gerçeklerden biri, toplumun dinamik yapısı çürütülür. Büyük tekeller, toplumun bütünüyle çürütülmesi, sermayenin büyümesine hizmet ediyorsa, bunu bilerek desteklerler. İşçi sınıfının sömürülmesi, aşağılanması, işsizliğin ve yoksullaşmanın artan oranda büyütülmesi, sistemin çürütülmesinin temelini oluşturur.

Toplumun dinamik öğelerini uyuşturmak, gerçekliklerden saptırmak için, işçi sınıfını ve daha çok da gençliğin dinamik ve duyarlı özünü çürütmek için yoz burjuva kültürünü en üst seviyeye çıkarmayı da ihmal etmezler.

Öte yandan ilerici, devrimci olan herşeyin karşısında yer alırlar. Sömürü sistemini en „kutsal siştem“ olarak öne çıkarırlar. Sömürerek yoksunlaştırıp yoksullaştırdıkları milyonları, „çalışmıyorlar, tembeller, kafaları çalışmıyor, yeteneksizler“, „har vurup harman savuruyorlar“ vb. Küçültücü sıfatlarla, kendi sömürü sistemlerini, yani ücretli köleliği haklı ve tek doğru toplumsal sistem olarak göstermeye özel bir çaba harcarlar. Okullardaki eğitim sistemiyle bu siyasal ve kültürel kötülüklerin temelini atarlar. Ve din asla dillerinden düşmez. Toplumu uyutma, tekelci burjuva diktatörlüğüne boyun eğme aracı olarak kullanmaya özel bir çaba harcarlar. Çünkü din de kapitalizmde, sermaye birikim aracı haline getirilmiştir. Bunlar, devletin denetimi, bilgisi ve gözetimi altında olur. Bu yöntem, burjuva devlet aklının ta kendisidir.

Kısacası, burjuva devletin ve ona hakim olan tekelci sermayenin her adımı yalan, her adımı kirli, her adımı kanlıdır. 

Devlet ve sermaye alabildiğine örgütlüdür. Devlet, işçi sınıfı ve emekçileri bütünüyle dar bir cendere içine sıkıştırmış ve onun dışına çıkılmasına izin vermez. „En demokrat“ ülkelerde dahi,İşçileri örgütsüzleştirmek için her yolu dener. Yasal olarak sendikal örgütlenme „hakkı“ olmasına karşın, işçilerin sendikasızlaşmasını teşvik eder, gerekirse zor kullanır, olmuyorsa kendi güdümündeki sendikalarda örgütleyerek daha baştan işçileri denetim altına almaya çalışır. Ancak, bu örgütlenme, esas olarak zora dayandığı için işçi sınıfının devrimci örgütlülğü karşısında koftur.

Devlet, yani, Tekelci burjuva diktatörlüğünün aklı, işçilerin demokratik hak ve özgürlükleri için örgütlenmesine en sert tepkiyi verir. Çünkü işçilerin örgütlenmesi, sınıf bilincine sahip olması sermayeyi ürkütür. Varlıklarını, sömürdükleri işçilere borçlu olanlar, sömürdükleri sınıfın (işçilerin) örgütlü uyanışlarının, örgütlü mücadelelerin düşmanıdır ve bunu anında „yasa dışı“ sayarak, devletin kolluk güçlerini devreye sokarlar.

İşçi sınıfının da sınıf olarak kendi sınıfsal aklı vardır. Bu sınıfsal akıl (sınıf billinci), örgütlü karşı-devrimci sınıf gücüne karşı, örgütlü bir mücadele vermeyi koşullar. İşçi sınıfı, sömürüsüz, sınıfsız, sınırsız özgür bir sosyalist (ve komünist) dünyada yaşamak için, bütün gücüyle sınıfın bilincini kuşanmalı ve örgütlenerek devrimci mücadele vermelidir. Başka da, ücretli kölelik sisteminin ürünü olan bu burjuva aklından ve diktatörlüğünden kurtulmanın yolu yoktur. 2 Temmuz 2026



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder