Devrimci Durum Yükseliyor!
Ne ve Nasıl Yapmalıyız?
Yusuf Köse
Bugün ülkemizde faşist bir diktatörlüğün sürdüğü ve her geçen gün şiddetini artırdığı bir gerçekliktir. Bunu, değişik argümanlarla dillendirmelerine rağmen, burjuva muhalefet (Ö. Özel CHP’si) de kabul eder duruma gelmiş gözüküyor. Emperyalist1 Türk tekelci burjuva iktidarı, kendisi için „dikensiz bir gülbahçesi“ istiyor. Faşist Erdoğan rejminin aksatılmadan ve rahatsız edilmeden sürdürülmesini istiyor. Muhalefetin „muhalefet ediyormuş“ gibi yapmasını, solun ve işçi sınıfının bütünüyle susturulmasını, ücretli kölelik sisteminin daha da ağırlaştırılmasını, sermaye birikiminin ve merkezileşmesinin önündeki tüm işçi sınıfı engellerinin kırılmasını ve kaldırılmasını istiyor.
Bu nedenle de yürürlükteki faşist „anayasa“ bile rafa kaldırılmış durumdadır. Bu, modern faşist rejimler, uluslararası emperyalist sistemin siyasal zorunlu bir tercihi ve artık gelinen aşamada kısmi „demokrasi“ oyunundan vazgeçmişlerdir ve doğrudan işçi sınıfı ve kitlelere faşizmi dayatıyorlar. Çünkü üretimin uluslararasılaşması ve uluslararası yeniden üretimin örgütlenmesinin krizi, emperyalist burjuvaziyi tarihinin en gerici durumuna getirmiştir.
Faşist Erdoğan rejmin „barışçı“ gösterilerle yıkılması, geriletilmesi söz konusu değildir. Daha öncede yazdım, Erdoğan seçimle gitmez. Erdoğan’ın örgütlediği ve kontrolü altında yaptığı bir seçim, yine Erdoğan’ı iktidarını pekiştirecek „demokrasi“ aldatmacasından öteye gitmeyecektir. Bu konuda (sanırım) ilerici kesimlerin hepisi hem fikir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan bunu defalarca yaşayarak ve deneyerek gördü.
Erdoğan rejmini geriletecek ve yıkacak olan, geniş bir ilerici-devrimci (Kürt ulusal demokratik hareketi de dahil) muhalif birlikteliğin sağlanmasıdır. Öncelikle komünist, devrimci ve ilerici güçlerin, faşist rejmin yıkılması konusunda birleşik bir mücadeleyi ete kemiğe büründürmesidir. Eylemde birlik ajitasyon ve propaganda da serbestlik ilkesi temelinde sağlam bir birliktelik oluşturulmalıdır. Birlikteliğin hedefi net olmalıdır: Faşist Erdoğan rejmin yıkılması ve demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasıdır. Kitlelerin acil taleplerinin kazanılması bu rejmin yıkılmasına bağlıdır. Politik özgürlükler kazanılmadan ekonomik özgürlükler (refah düzeyinin gelişmesi bağlamında) kazanılamaz.
Bu mücadeleye destek verecek reformist-ilerici bütün güçlerle ortak hareket edilmeli ve birlikteliğiniçine çekimesi iin zorlanmalıdır. Bunun içinde Özgür Özel’in (ÖÖ) CHP’si de dahil. Bugün kitlelerin önemli bir kesimi ÖÖ’in peşinde. Erdoğan’a karşı „kurtarıcı“ olarak onu gördüklerini söylemek yanıltıcı olmaz.
Böylesi bir birliktelik ve bunun hedefinin doğrudan sosyalizm olmaması verili koşullarla ilgilidir. Elbete sosyalizm perspektifini komünistler asla kaybetmeyecektir. Faşizmin yıkılması ya da geriletilmesi sosyalist mücadeleye hizmet edecektir. Ancak, faşist diktatörlüğe karşı en geniş birliktelik için asgari demokratik normlarda ve hedeflerde birleşmenin önemi küçümsenemez. Bütün bunların, kitlelerin gerçek kurtuluşunun sosyalizmde olduğu propagandasının yapılmamasının önünde engel oluşturmaz.
Bugün, kitlelerin büyük bir bölümü faşist Erdoğan rejmini istemediği açıktır. Kitleler artık eskisi gibi (Erdoğan rejmi altında) yaşamak istemiyor. Sarı sendikaların her türlü baskı ve manipülasyonuna karşı, işçi sınıfı bu rejimden kurtulmak istiyor. Çünkü bu faşist rejmi desteklemesi için bir neden kalmamıştır. Kendi yaşamından bunu rahatlıkla görüyor. Her türlü baskı ve köle gibi çalışmasına karşın, her gün ekmeğinin bir dilim daha azaldığını, hiç bir hakkının kalmadığını yaşıyor ve görüyor. Nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan emeklilerin (yaklaşık 17 milyon2) de mücadale içinde ya da mücadeleye hazır olduğu bir gerçektir. Daha geniş bir „demokrasi“ vaadiyle iktidara gelen Erdoğan rejmi, gelinen aşamada, toplumun üzerine bir kabus gibi çökmüştür. Bu nedenle, abartısız bütün kesimler bir yol arayışı içindedir. Buna Tekelci burjuvazi de dahil. O, baskı ve sömürü rejmini daha fazla artırarak çözüm arıyor.
Ancak, „yıkılmaz“ denen hiçbir gerici kale, işçi sınıfının devrimci güçleri karşısında duramaz. Tarihin devrimci yanında duran güçler ilerlemek için, tarihin gerici yanında duran güçler yıkılmak için gün sayar. Önemli olan, doğru zamanda doğru mücadele taktikleri geliştirebilmesini başarmaktır.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; hemen hemen bir avuç azınlık dışında toplum, Erdoğan rejminden kurtulmak için önderlik ve yol arıyor. Bu nedenle de şimdilik öne çıkan ÖÖ’nin (reformist politikaları nedeniyle) arkasında gidiyor. Ancak, ÖÖ sınıf karakteri gereği, kitle hareketini daha ileri götüremez. Uzlaşmacı bir çizgide hemen geri adım atacaktır. Ayrıca, onun reformist politikalarıya Türk tekelci burjuvazisinin desteklediği saray rejmi uygulamalarından vazgeçmeyecektir. Yürürlükteki faşist diktatörlük politikası, salt Erdoğan’ın kişisel bir uygulaması değil, faşist Türk devletinin (yani Tekelci burjuvazinin) bir politikasıdır.
Erdoğan rejmini yıkacak olan ya da en azından geriletecek olan, onun uyuladığı şiddete karşı daha güçlü bir şiddetle karşı koymak gerekir. Sınıf mücadelesinin diyalektiği budur. Güçlü bir faşist baskıya karşı daha güçlü bir devrimci bir mücadele ortaya konmalıdır ki, karşı devrimci güçler geriletilsin ya da zayıflatılabilsin ya da yıkılabilsin. Bunun başında süresiz genel grevin ugulanması ve her alanda işçi direnişlerinin yagınlaştırılması gelir. Çalışan tüm kesimlerin işleri durdurarak sokaklara çıkması... Üniversite gençliğin bu mücadelenin içinde aktif olarak yer alması, faşizmi geriletecek ya da yıkacaktır. Hedef Erdoğan rejminin son bulması olmalıdır. Değişik kılıflar altında Erdoğan rejminin ayakta kalması kabul edilmemelidir.
Tekelci burjuvazinin can damarı olan ekonominin, üretimin durdurularak işlemez hale getirilmesi mücadelenin odaklandığı ana hedef olmlıdır. Bunun tek bir yolu: genel grevdir! Komünist ve devrimciler bunu örgütlemek için yoğun çalışma yapmalıdır. İşçi sınıfı ve diğer çalışanların (sarı sendika engelemelerine rağmen) kısmen buna hazır olduğu görülüyor.
Dünya’da olduğu gibi Türiye ve Kuzey Kürdistan’da da devrimci durum yükselmektedir. Şu an güçlü gibi gözüken Erdoğan rejmi, tarihinin en zayıf anını (ekonomik ve siyasi olarak) yaşıyor. Emperyalist savaş örgütü NATO toplantısının Ankara’da yapılması Erdoğan’ın kitle tabanını güçlendirme yerine daha da zayıflatacaktır. Kitlelerin yaşamları daha da kötüleşmeye devam edecektir. Uluslararası emperyalist burjuvazinin Erdoğan rejmine vereceği tek öğüt, baskıların dozajını daha da artır olacaktır.
Sonuç olarak; ülkedeki devrimci durumun yükselmesine bağlı olarak yeni birliktelikler ve mücadele biçimleri geliştirmelidir. Emperyalist Türk tekelci burjuvazisinin bu rejmi mutlaka ama mutlaka yıklımlıdır. Bunun koşulları dünden daha fazla olgunlaşmıştır. Eksik olan subjektif güçlerin birleşerek güçlenme yolunu daha net seçmiş olmamalarıdır. Bir önceki makalemde de vurgulamıştım: Gerçekleşebilecek hiçbir toplumsal proje, ittifaklar olmadan hayat hakkı bulamaz. Sosyalizmi ve komünizmi hedefleyenlerin bunu unutmaması gerekir. 22.06.2026
1Ne var ki, hala bir çok devrimci örgütlenme bunu kabul etmemekte direniyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder