Emperyalizm Üzerine Notalar-9
Emperyalizmin Küçük Burjuva Romantik Analizi: Alt Emperyalizm -4
Troçkizmin “Alt Emperyalizm” Teorisi
Türkiye'yi “alt emperyalist” olarak değerlendirenleri, bilindiği kadarıyla ya da benim kısa araştırmama dayanarak buraya alalım. Ve bunlar biribirini nasıl kopyaladıklarını görelim:
Kendilerini Doğrudan Troçkist olarak nitelendiren örgüt ve yazarlardan alıntılar:
4a- Alex Collinicos’un 1994 yılında yadığı “Marksizm ve Emperyalizm” kitabından bazı alıntılar. Bu kitabın bütün troçkist örgüt ve partiler üzerinde, tartışılan konu bağlamında ciddi etkisi olmuştur. Bu kitabın yaynılanmasından sonra çoğu troçkist örgüt ve partiler “alt emperyalizm” teorisini tartışmasız kabul etmişlerdir.
“Alt-emperyalizm, süper güçlerin dünya çapında olan politik ve askeri hakimiyetlerinden esinlenen Üçüncü Dünya ülkelerinin aynı şeyi bölgesel düzeyde yapmak istemeleriinden doğmaktadır.”
“... “Orta-Doğu, alt-emperyalist rolünü oynamaya hevesli bir sürü ülkeyi (İsrail, İran, Irak, Mısır, Suriye, Türkiye) barındırma şansızlığına da sahiptir. Başka yerlerde diğerleri de vardır: Hindistan, Vietnam, Güney Afrika, Nijerya, Brezilya ve Arjantin.”1
“Ekonomik olayları hiç bir siyasi tedbir yasaklayamaz” der Lenin. A. Collinicos ise, sorunu, emperyalizmin ekonomik özüne değil, bazı ülkelerin “niyetine” bağlıyor. Ancak bu “niyeti” doğuranın ne olduğunu ortaya koymaktan özellikle kaçınıyor. Oysa, bu ülkeler, ekonomik olarak geliştikçe, yani ülkede tekelleşme ve emperyalist sermayenin gelişmesine bağlı olarak “niyetleri” de değişiyor. Artık eski emperyalistlere bağımlı olarak hareket etmek değil, kendi sermayesinin çıkarları doğrultusunda hareket etmek istemesidir. Bu bir “niyet” sorunu olmayıp, ülkede emperyalist ekonominin (tekelleşme ve sermayenin yoğunlaşması) gelişmesiyle doğrudan ilişklidir. Kapitalist devletlerin hareket tarzlarını berlirleyen esas olarak ekonomik yapıdır. Bu, Marksizmin nesnel olguları analiz etme hareket noktası olan diyalektik materyalizmdir. Troçkizim ve küçük burjuva oportinizmi mümkün olduğunca, tumturaklı sözler içinde gerçeği, ekonominin belirleyici özelliğini yok saymayı esas bellemişlerdir.
Bu tür anlayış sahipleri, kapitalizmin eşitsiz ve dengesiz gelişiminin mutlak olduğunu Lenin’den okumalarına karşın, bu gerçeği sessizce geçiştirip, “Ücüncü Dünya Ülkeleri” dediklerinin, gelişen kapitalizm koşullarında hep aynı yerde kalacağını, büyük emperyalist ülkelerinde “şanslı” olarak aynı “büyüklükte” kalacağını varsayıyorlar ve bunu mutlaklaştırıyorlar.
4b- Elif Çağlı (Marksist Tutum/ Marksist.net):
„Alt-emperyalizm kavramı, emperyalist hiyerarşi piramidinde en üst basamakta yer alan emperyalist ülkelerin altındaki bir konumu anlatır. Bu konumdaki bir kapitalist ülke henüz üsttekiler gibi bir ekonomik güce ve dünya gündemini belirlemekte aynı derecede etkiye sahip olmasa da, kendi bölgesinde ve büyük emperyalist güçlerin eşliğinde artık doğrudan yayılmacı ilişkiler yürütür. İşte orta derecede gelişkin kapitalist ülkeler basamağı kapsamında yukarılara tırmanarak bu düzeye ulaşan ülkeler, bu gibi nedenlerle alt-emperyalist diye nitelenirler.“2
Sormak gerekiyor bu troçkist yazarımıza; “en üst basamakta” yer alan emperyalistler hangileri acaba? Emperyalist dünya sistemi içinde oynadıkları rol açısından, örneğin; Lüxemburg, Belçika, İsveç, Danimarka, Finlandiya vb. gibi küçük emperyalist ülkeler; Hindistan, Brezilya, Meksika, G. Kore, İran, İsrail, Türkiye vb. gibi emperyalist ülkelerinden de üstünde mi acaba? Bu ülkeler içinde “dünya gündemini belirlemede” daha etkin olanlar hangileri acaba? İkinci sırada saydığım ülkelerin emperyalist dünya sistemi içinde adları sık sık geçerken, dieğerlerin adları bile anılmaz. Ve özellikle, AB’nin büyük emperyalistlerinin güdümü altındadırlar. Buna rağmen bu ülkeler emperyalistir. Tek başlarına, bölgesel anlamda dahi rollerinden söz edilemez. Yukarıdaki alıntı içindeki anlayış, emperyalizmin ekonomik ve politik mutlak eşistsiz gelişiminin inkarına iyi bir örnek oluşturuyor. Troçkizmin kendi içinde çelişen teorik dünyasının sınırı buraya kadar!
4c- Güneş Gümüş (Sosyalist Gündem, Sosyalist Emekçi Partisi):
„Türkiye sınırları aşmadan kendi çıkarlarının peşinde uluslararası politik, ekonomik, askeri hamleler yapabilir, yapıyor da. Türkiye, büyük devletlerin dünya arenasında yaptıklarını bölgesinde gerçekleştirmeye çalışan bölgesel bir güçtür; alt-emperyalist bir ülkedir.„3
4d- Troçkizmi, Lenin’in etkleri altında temize çıkarmayı amaçlamış troçkist teorisyen Volkan Yaraşır’ın „alt emperyalizm“ teorisine kısa bir bakış:
Somut bir konu üzerinde anliz yapılırken, eğer aynı analizleri ya da tanımlamaları, kendinden önce bir başkası kullanmışsa, dürüstlük gereği, o tanımlamayı ve analizleri yapanların isimlerini anmak gerekir. Örneğin 2000‘ler öncesi olmak üzere, Türkiye’yi, „alt emperyalist ülke“ olarak adlandıran Engin Erkiner’dir ve bunun üzerine kitabı ve çeşitli yazıları vardır. Bu benim bildiğim. Daha öncede „alt emperyalist“ olarak adlandıran başkaları olmuş olabilir belki. 2000‘lerden sonra ise bir çok akademisyen ve örgütler bu tür değerlendirmeler yaptılar. Ancak burada söylemek istediğim, önceden söylenenleri, ilk defa kendin belirtiyormuş gibi yapmak, burjuva „analiz“ tarzıdır demekle yetineyim. Küçük burjuva kibirli troçkist yazarların bir çoğunda böyle bir „dürüst“ yaklaşım söz konusu değildir. Troçkiyi Ekim Devrimi’nin „mimarı“ yapanlardan böyle bir dürüstlük beklemek saflık olur.
Şimdi gelelim V. Yaraşır’ın tezlerine:
„Türkiye bölgesel bir hegemon güç olarak bu süreçte rol alıyor ve hamleler yapıyor. Suriye ‘deki güncel konumlanması, ABD ve İsrail’le koordineli çalışması bunun somut göstergeleridir. Bölgenin yeniden dizaynında alt emperyalist bir konumlanmayla yeni roller üstlenmesi kaçınılmazdır. Olası İran savaşı bu dizaynın en önemli adımıdır.“4
„ … Alt emperyalizm kavramı; emperyalist özneler arasındaki hegemonya savaşlarını, emperyalist hiyerarşi ve güç dengelerindeki değişimleri, kapitalizmin yeniden yapılanma süreçlerini ve kapitalist devletlerin bu süreçlerde üstlendiği yeni rolleri kapsayan bir içeriğe sahiptir.
Alt emperyalizm tartışması, spesifik olarak, farklı tarihsel koşullarda emperyalist hiyerarşide yaşanan değişimlerin kavramsallaştırılması olarak dikkat çekmektedir.“5
Burada yazar, özünde trroçkist bir tezle karşımıza çıkıyor. Lenin, Troçkiyi „emperyalizm“ tartışmaları konusundaki görüşlerini; „ ... Troçki’nin oportünizmi savunmak için her zaman kullandığı kibirli safsatalar…“ olarak nitelendirir. Burada da yazarımız, troçkist tumturaklı ve içi boş sözlerin dışına çıkamıyor. Ve o, gerçekten de, Marksizm-Leninizmin bu en temel sorununda Lenin’in söylemiyle; „üç ağaçlı bir ormanda yolunu“ şaşırıyor.
„ … Alt emperyalizm kavramı…“ diye başladığı yerde, emperyalizmin ekonomik ve politik mutlak eşitsizliğini bir kenara atarak, emperyalizmi eşitler arasında gören bir anlayışla karşımıza çıkıyor. Oysa, bir ülkenin emperyalist olup olmadığını „emperyalistler arasındaki hiyerarşi“ belirlemez. Belirleyici olan emperyalizmin ekonomik özüdür. Yani tekelleşme ve finans sermayesinin ortaya çıkması ve uluslararası alanda finans sermaye yatırımlarının gerçekleşmesidir. Bugün ABD ve Çin emperyalizminde arasında da „hiyerarşi“ vardır. Biri daha güçlü, diğeri birincisine göre daha zayftır. Ancak bu „farklılık“ öze, niteliğe ait değil, niceliğe aittir. Üç dünyacı revizyonist teori, özü/niteliği değil, niceliği esas aldığı için, sisyasal taktikleri de buna göre belirliyor.
Lenin, 1916 yılında yazdığı „Kapitalizmin Bir Üst Aşaması Emperyalizm“ kitabında, „emperyalist“ olarak nitelediği İsviçre’yi yeni bir emperyalist ülke olmasına rağmen emperyalizmin hiyareşik yapısına göre değerlendirmiyor, eşitsiz gelişmeye göre değerlendiriyor ve Japonya ve İsviçre gibi ülkeleri „yeni gelişen emperyalist ülkeler“ olarak adlandırıyor. Lenin’in bu yaklaşımı, bütün üç dünyacı „alt emperyalist“ analizcilerinde yok sayılıyor.
Ayrıca V. Yaraşır’ın hayran olduğu RMM’nin „alt emperyalizm“ teorisi, „tarihsel koşullarda emperyalist hiyerarşide yaşanan değişimleri“ ve gelişmeleri anlamaktan ve materyalist diyalektik temelde analiz etmekten uzak olup, yeni emperyalist ülkelerin niteliğini çarpıtmaya dönüktür. Bu tür anlayış sahipleri için, eski emperyalist ülkeler yenilere yol vermezler, onlar sadece, ilk emperyalistlere hizmet etmekle, onların „kırıntıları“ ile yetinebilirler. Yani kapitalist sistemin gelişiminin onun kendi nesnelliğinden kopararak „iradeciliğe“ indirgiyorlar. Oysa Lenin; „Ekonomik olayları hiçbir siyasi tedbir yasaklayamaz“ aksiyomunu Rusya’daki ekonomik gelişmeleri „romantik“ bir şekilde açıklamaya çalışan oportünistlere karşı söylemişti. Lenin bu sözü, günümüz „alt emperyalist“ analizcileri içinde geçerlidir.
2. Emperyalist paylaşım savaşı sonrası, „hiyerarşi“ yok muydu? Yenilgiye uğrayan (Almanya, Japonya vd.) emperyalist ülkeler ABD emperyalizminin „baskısı“ altında değil miyidi? Ve daha düne kadar da ABD emperyalizminin hiyerarşisinin bir alt basamaklarında yer almıyorlar mıydı? „Trump 2.0“ sonrası, ABD emperyalizminin „kendi başınızın çaresine bakın“ demesinin ardından başka arayışlara girdiler. Alt emperyalist teorisine göre bunlarda „alt emperyalizm“ statüsü içinde olmaları gerekiyor. Nedense, bunları görmezden geliyorlar. Emperyalist Almanya gibi bir ülke, 10 milyar Avro kadar büyük bir sermaye yatırarak döşediği Rusya-Almanya arası gaz boru hattını, ABD’nin emriyle -gerçekten de böyle oldu- devre dışı bıraktı ve üstelik ABD’nin tahrip etmesine sesini çıkaramadı. Suçu Ukrayna’ya atarak „emperyalist onurunu“ kurtarmaya çalıştı. Bunlar, emperyalizminin hangi hiyerarşisinde yer alıyor acaba?
V. Yaraşır, esas olarak „alt emperyalizm“ makalesinde Troçki’yi öne çıkarmaya çalışır. Lenin’in adını da „ayıp“ olmasın diye anar. Troçkist Aleksander Parvus’u da anmakta ihmal etmez. 3 seri halinde yayınladığı makalesi okunduğunda, troçkizmin tüm izleri görülür. Troçki’yi diğer Troçkistler gibi Ekim Devrimi’nin „önderi“ olarak Lenin yanına sıkıştırmayı ihmal etmezler. Bunu başta troçkist S. Savran olmak üzere bütün ulusal ve uluslararsı troçkistler Troçkiyi „Rus devriminin mimarı“, „devrimin peygamberi“ vb. sıfatlamalarla ilan etmekten geri durmazlar. Lenin’in adını anmayacaklar, ama, o zaman Troçki bütünüyle boşa düşeceği için geçerken ismini zirk etmeyi daha kullanışlı gördüklerindendir.
4e- V. Yaraşır’ın „emperyalizm kavramı“na bakalım:
„… emperyalizm kavramı yalnızca sermaye ihracını değil; tekellerin varlığını ve uluslararası hâkimiyetini, askeri, ekonomik, kültürel ve siyasal bağımlılık yaratma kapasitesini, dünya pazarlarını kontrol edebilme gücünü ve küresel ölçekte hegemon bir aktör olabilme niteliğini de içeren bütünlüklü bir çerçeve içerisinde kavranmalıdır.“6
Bu söylenenleri kaç ülke yapıyor acaba? Ne tek başına Çin, ne de tek başına ABD ne de 27 ülkenin bir araya geldiği emperyalist AB, tek başına belirleyici değil, etkileyicidir. Böyle bir emperyalizm tahlili de olamaz. Olsa olsa, emperyalizmi, genelde sosyal-şovenistler ve sosyal-yurtseverler gibi ABD dışında emperyalist ülke görmezler. Lüxemburg emperyalist bir ülkedir. Ama, Yaraşır’ın yukardaki „kavramı“ içinde yer alamaz. Ya da diğer küçük emperyalist ülkeler de örnek olarak verilebilir. Bu tür argümanlar, gerçekte demogojik söylemin ötesine geçemez. Bu tür anlatıların içi boştur, nesnelliği yansıtmaz. Emperyalizm kavramını bu denli darlaştıran anlayışlar, yarın, ABD ve başka emperyalistler, emperyalist Türk devleti ile savaştıklarında ya da tersi, Türkiye’nin bir başka devlete saldırdırğında, birer sosyal-şovenist ve sosyal-yurtseverler olarak „vatan savunması“ adı altında „mehter marşı“ ve „onuncuyıl marşı“ eşliğinde cepheye gitmeyeceklerinin garantisi yoktur.
Bu, Leninist emperyalizm tahlilini tahrif etmektir. Troçkist ultracılıktır. Lenin, emperyalizmi, kapitalizmin bir „üst aşaması“, daha „ileri bir aşaması“, „ileri bir evresi“ olarak ele alır. Kapitalist serbest rekabetçi dönemden, kapitalist emperyalist döneme geçişin en belirgin özelliği tekelleşmedir. Ve Lenin, emperyalizmi tek kelimeyle tanımlamak gerekirse, „tekelci kapitalizm“dir der.
Lenin, „… üretimdeki temerküzün bir sonucu olan tekellerin doğuşu, kapitalizmin evriminin içinde bulunduğumuz aşamasının genel ve temel bir yasasıdır.“7 (abç)
Lenin, burada, serbest rekabetçi dönemin kapitalizmi ile üretimin toplumsallaşmasının bir sonucu olan tekelleşme (emperyalizm) aşamalarını net olarak ortaya koymaktadır. Serbest rekabetçi kapitalizmle, tekelci kapitalizm arasında niteliksel bir fark vardır. Serbest rekabetçilik -Lenin’in de belirttiği gibi-, üretimin yoğunlaşmadığı kapitalizmin tekelleşme öncesi bir aşamasıdır. Üretimin yoğunlaştığı ve buna bağlı olarak tekelleşmenin ortaya çıkmasıyla birlikte, o aşama kapanmış ve tekelci aşama hakim hale gelmiştir. Yani emperyalizm! Bu gelişme bize, emperyalist dünya sistemini verir.
Üretimin toplusallaşması ve bunun sonucu olarak tekellerin doğuşu, kapitalizmin emperyalizmin aşamasının temel yasası olduğu gerçeği reddedilmektedir. V. Yaraşır’dan Leninist olması beklenemez, ancak, kenidlerine ML diyenlerden, Lenin’in emperyalizm tahlilini esas almaları beklenir.
Ve bundan dolayıdır ki, Lenin;
„Emperyalizm aşamasına varmış olan kapitalizm, üretimin tümüyle toplusallaşmasının eşiğine götürmekte; kapitalistleri, iradelerine rağmen ve bunun farkına varmadan, tam rekabet serbesti ile tümüyle toplumsallaşma arasında yer alan yeni bir toplumsal düzene, bir geçiş düzenine doğru sürüklemektedir.“8
ve Lenin; romantik ekonomist P. Kievski’ye cevabında;
„Emperyalizm, yüksek düzeyde gelişmiş kapitalizmdir...“9
ve O devamla;
„Tekelleşme, kapitalizmin daha üst düzeyde bir düzene geçiştir.“10
Ve bunlardan dolayı, emperyalizm sosyalizmin arifesidir!
Lenin, ısrarla, emperyalizm olgusunu ve gerçeğini böyle açıklamasına karşın, troçkist ve bazı oportinist anlayışlar, Lenin’i gerçek anlamıyla tahrif etmeye ve Lenist emperyalizm tahlilini bulanıklaştırmakta ısrar etmeye devam ediyorlar. Onlardan biri de V. Yaraşır.
V. Yaraşır’da, yeni emperyalist ülkelerin oluşumunu reddeden diğer oportünist ve troçkist kesimler gibi, emperyalizmin ekonomik özünü reddediyor. Oysa Lenin, 26 Nisan 1917‘de yeniden yayınlanan emperyalizm kitabının önsözünde özellikle belirtir. Kitabın yeniden yayınlanmasının amacının „emperyalizmin ekonomik özünün kavranması“ olduğunun altını çizer.
Lenin, emperyalizmi bir sistem olarak ele alırken, başta troçkistler olmak üzere, birçok oportünist akım, bu özü yok sayarken, kaçınılmaz olarak bir kaç büyük emperyalist ülke dışında başka emperyalist ülkenin olmayacağına karar veriyorlar.
V. Yaraşır’ın „emperyalizm kavramı“ açıklaması da bundan farklı değil. Ona göre emeperyalist bir ülke her tarafa „hükmetmeliymiş“ ki ancak o zaman „emperyalist olmayı „hak edebilir!“ Emperyalizmin eşitsiz ve dengesiz mutlak gelişim yasasının sadece lafzını tekrarlayıp duruyorlar. Oysa Kapitalist dedikleri ülkeler arasında da büyük uçurumlar vardır. Bu anlayış sahiplerin tek derdi, Türkiye’yi emperyalist yapmamak. Bu sosyalşovenizmdir. Yukarıda troçkist yazar E. Çağlı’dan aktardığımız alıntıda da bu net olarak görülmektedir.
V. Yaraşır’ın bir Türkiye değerlendirmesi;
„Aktüel bağımlığın göstergesi olan bu tabloya karşın yayılmacı, bölgesinde hegemonya inşa etme kabiliyetine sahip, işgal ve ilhak politikaları hayata geçirebiliyor, kendi ölçeğinde (dikkate alınabilecek oranda) sermaye ihraç ediyor, Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’da önemli askeri, ekonomik, diplomatik ataklar ve yatırımlar yapabiliyor. Güçlü bir askeri aygıtı var, savunma sanayi kritik teknolojilerde bağımlılık gösterse de bazı segmentlerde (İHA VE SİHA üretimi gibi) önemli gelişmeler kaydetti. Hızlı bir militarizasyon süreci yaşıyor. Güç repertuvarı zenginleşiyor.“11
Böylesi bir ülke emperyalist olamazsa ne olabilir? Buradaki aktarımlar doğru ve Türkiye gerçeğinin ta kendisi. Sermaye ihraç ediyor, birçok emperyalist ülkede (İsviçre, Belçika, İskandinav ülkeleri vb.) olmayan özelliklerden bir olan askeri olarak denzi aşırı bölgelere kadar ulaşıyor, „güçlü bir askeri aygıtı var“, „savunma sanayini güçlendirmesi“, „hızlı bir militarizasyon süreci“ ve ben eklemeye devam edeyim, Somali’deki askeri, siyasi ve ekonomik etkinliği, Sudan’daki askeri yatırımları, Libya’daki ekonomik, askeri ve siyasi etkinlikleri vb. … Bunları burada tekrarlamak fazlalık olacaktır. Bunların tümü „Emperyalist Türkiye“ adlı kitabımda yer almaktadır.
Ayrıca, buna ekleyeceğim, Türk tekelleri salt hazır fabrikaları satın almıyor, aynı zamanda sıfırdan (greenfield) fabrikalar kurdukları gibi, çeşitli ekonomik ve finansal yatırmlar yapıyorlar. Örneklerden biri Tosyalı Holding’in Cezayir’in Oran şehrindeki yıllık 4 milyon ton kapasiteye sahip demirçelik fabrikasıdır. Ayrıca tekellerin satın alma ya da ortaklıkla da yatırım yapmaları emperyalist olmadığı anlamına gelmez. Sermaye yatırımları, sıfırdan işletme kurarak olduğu gibi, dış ülkelerdeki fabrikaları, işletmeleri satın alarak ya da ortak olarak sermaye yatırımları yaparlar. Ve bu emperyalist tekellere özgü bir faaliyettir.
Çağımız emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Kapitalizm çağı çoktan kapanmıştır. Bütün ekonomiler kopmaz bir şekilde emperyalist ekonominin birer halkaları haline gelmiştir. Emperyalist dünya ekonomisi geliştikçe, ve günümüzde, üretimin uluslararasılaştığı emperyalist ekonomik koşullarda yeni yeni emperyalist ülkeler ortaya çıkmaya devam edecektir. Bu gelişm, emperyalist ekonomik gelişimin nesnel bir diyalektiğidir, iradi olarak bu gelişmenin önüne geçilemez.
Bir ülkenin emperyalist olup olmadığı ekonomik, siyasi ve askeri gücüne göre değil, ekonomik niteliğine göre ölçülür.12
„Ekonomik özü itibariyle, emperyalizmin tekelci kapitalizm olduğunu gördük. Yalnızca bu, emperyalizmin tarihteki yerini belirlemek için yeterlidir, çünkü serbest rekabet zemininde tamı tamına serbest rekabetten doğan tekel, kapitalist düzenden daha yüksek bir sosyo-ekonomik düzene geçiştir.“13
Lenin’de her şey açık ve nettir. Materyalist diyalektik temelinde ele alınmış ve onun görüşleri birbirini reddeden değil, bütünlüklü ve birbirinin gelişmiş devamı olarak üretilmişitr. Çükü objektif gerçekliğin diyalektiğini yansıtır. Materyalist diyalektiğin çok uzağındaki Troçki’nin, birbirini reddeden teorilerine benzemez.
4f- V. Yaraşır’ın Troçkisi ile Lenin’in Troçkisi arasındaki ayrım
Burada, Lenin’in Troçki ile ilgili bütün söylediklerini değil, konumuzla olan „emperyalizm“ ile ilgili olan görüşlerinden bazılarını, notlar olarak aktaralım:
V. Yaraşır’ın Troçkisi;
„Troçki, erken bir tarihte Sonuçlar ve Olasılıklar (1906) adlı çalışmasında bu konuyu (emperyalizm YK) ele alır; rüşeym hâlindeki bu düşüncelerini 1920’lerin sonunda kuramsallaştırır.“14
Oysa Lenin, Ağustos 1915‘de yazdığı: „Emperyalist Savaşta Kendi Hükümetinin Yenilgisi Üzerine“ adlı makalesinde, Troçki’nin emperyalizm ve „vatan savunması“ konusundaki görüşlerini şöyle değerlendirir:
„Devrimci sınıf, gerici bir savaşta kendi hükümetinin yenilgisini istemek zorundadır.
…. Bu bir Aksiyomdur. Ve bu aksiyom sadece sosyal-şovenlerin inanmış yandaşları ya da çaresiz uşaklarınca inkar edilmektedir. Birincilerine, örneğin Örgütleme Komitesi’nden Zyemkovksi …., ikincilerine ise Troçki ve Bukvoyed, Almanya’da Kautsky dahildir.“15 (açYK)
Ve devamında Lenin, Troçki’den bir alıntı alarak şöyle değerlendirir:
„İşte Troçki’nin oportünizmi savunmak ,için her zaman kullandığı kibirli safsatalara tipik bir örnek..“
Lenin Devamla;
„… Troçki safsatalarla kendini kurtarmak istiyor ve üç ağaçlı bir ormanda yolunu şaşırıyor…“
„Bütün emperyalist ülkelerde proletarya şimdi kendi hükümetinin yenilgisinin istemelidir. Bukvoyed ve Troçki bu gerçeği atlamayı tercih ettiler...“
„Eğer Bukovyed ve Troçki biraz düşünselerdi, kendilerinin hükümetlerin ve burjuvazinin savaşı bakış açısını temsil ettiklerini, yani Troçkinin yapmacık diliyle söylemek gerekirse, kendilerinin ‚sosoyal-yurtseverliğin politik yöntemi‘ önünde yere serilmiş olduklarını görürlerdi.“16
„Bukvoyed ve Troçki ile birlikte ‚ÖK‘cılar ‚Ne Zafer, Ne Yenilgi‘ parolasını savunurken tümüyle ve bütünüyle David’in zemininde bulunuyorlar.!“17
„Bunların tartışılan konuyla ne ilgisi var“ denebilir. Doğrudan bir ilgisi var. Ve bu aynı zamanda emperyalizmin tahliliyle doğrudan bağlantılıdır. Ve ayrıca, bugün, İran-ABD/İsrail savaşın’da İran işçi sınıfına faşist Molla rejminin yanında „vatan savunmasına“çağıran oportünist ve sosyal-şoven anlayışların varlığını sürdürmesindendir. Bu, gerici bir savaşta, kendi burjuvazisinin yenilgisine karşı çıkan sosyal-şoven ve sosyal-yurtseverlik anlayışlarının emperyalizm tahliliyle doğrudan bağlantısı olduğu net olarak görülebilir.
„Kim, „Ne Zafer, Ne Yenilgi“ şiarını savunuyorsa, o bilerek ya da bilmeyerek bir şovensitir, en iyi ihtimalle uzlaşmacı bir küçük burjuva, ama her halükarda proleter politikanın bir düşmanı, bugünkü hükümetlerin, bugünkü egemen sınıfların bir yandaşıdır.“18 (abç)
Kısacası, bütün Troçkistler gibi V. Yaraşır’da, Lenin’in Troçki ile mücadelesinin, onun yaşamı boyunca yanar-döner çizgisinin gözardı edip, onu Lenin’in etkleri altına gizliyerek pürüpak yapmaya çalışıyorlar. Ama, onun üzerindeki kiri bir türlü dökmeyi ve temize çıkarmayı başaramıyorlar. Bu nedenle sık sık „Lenin ve Troçki“ ya da „Troçki ve Lenin“ diye sayıklayıp duruyorlar. Lenin ve Troçki asla yan yana gelemez! Lenin’in Troçki ile ilgili söyledikleri ortadadır. Teorik mücadeleye başladıkları günden itibaren Lenin ve Troçki’nin çizgileri hep çatışma içinde olmuştur. 17 Ekim Devrimi’nde kısa bir süre kesişmesi, devrimin mütefik kazanmasının bir sonucu ve doğallığıdır. Buna rağmen burada ideolojik bir birlik asla olmamıştır. Troçki’nin SSCB’ye, karşı devrimci tavrı ile bu birlik son bulmuştur. ***
Devam edecek...
1A.Callinicos,sf.55,www.dsip.org.tr/images/stories/kutuphane/Brosur-Günümüzde_emperyalizm_ve_marksizm.pdf
3Güneş Gümüş, https://sosyalistgundem.com/turkiye-emperyalist-hiyerarsinin-neresinde-gunes-gumus/ 30.07.2019
4https://siyasihaber10.org/alt-emperyalizm-ve-turkiye-kapitalizmi-3-turkiye-kapitalizminin-yeni-dinamikleri/ 17.3.26
5https://siyasihaber10.org/alt-emperyalizm-ve-turkiye-kapitalizmi-2-emperyalist-hiyerarsinin-degisken-karakteri/ 06.02.2026
6V.Yaraşır, https://siyasihaber10.org/alt-emperyalizm-ve-turkiye-kapitalizmi-2-emperyalist-hiyerarsinin-degisken-karakteri/
7Lenin, Emperyalim, sf. 43, Sosyalizm Yayınları
8Lenin, age, sf. 47
9Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, sf. 24, Koral Yayınları Ocak 1977
10Lenin, Emperyalizm, sf. 111
11V. Yaraşır, agM, seri-3
12Bkz. „Emperyalizmin Özellikleri“ başlıklı makalem. Yusuf Köse Blog, 06.12.2025
13Lenin, Emperyalizm. sf. 147 (açYK)
14Volkan Yaraşır, https://siyasihaber10.org/alt-emperyalizm-ve-turkiye-kapitalizmi-1/27.01.2026
15Lenin, SE, sf. 153, İnter Yayınları
16Lenin, age, sf.154
17Lenin, age, sf. 157
18Lenin, age, sf. 158

