Doruk Maden İşçileri Direnişinden
Kapitalizmde İşgününün Uzatılması
„İşgününün ölçüsüz bir şekilde uzatılması
modern sanayiye özgü bir ürün olarak ortaya çıkar.“ Marx
Sermayenin yoğunlaşması artıkça her yönlü saldırganlığı ve sömürü oranı da artar. Kapitalist-emperyalist sistemin işçi sınıfı ve doğa üzerindeki aşırı baskısı ve aşırı sömürüsü, sermayenin birikimi ve merkezileşmesiyle doğru orantılıdır. Üretim sürecinin yüksek düzeyde makineleşmesi, yapay zeka, robot ve genel anlamda dijital üretim artıkça, en modern teknolojik üretimi yapan sermaye kesmi en saldırgan durumdadır. Yani, üretimin son modern teknoloji ile yapılması, sermayenin saldırganlığını azaltmaz, tersine artırır ve sermayeninin birikim ve merkezileşmesinin büyüklüğü oranında da vahşileşir. Bu da kaçınılmaz olarak işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişmeleri keskinleştirir ve iki sınıf arasındaki mücadeleyi sertleştirir.
Günümüz teknoloji tekellerinin hemen hepsinin açıktan faşizmi desteklemeleri, faşist partilerin iktidara gelmeleri için tüm ağırlıklarını ortaya koymaları, sermayenin doğrudan işçi sınıfı sömürüsü üzerine oluşmasından kaynaklı olduğu gibi, bu tekellerin aşırı sermaye birikimi ve sermayenin merkezileştiği odakların başında gelmesinden kaynaklanıyor. O işçi sınıfını aşırı sümürdüğü gibi, doğayı da aşırı sömürür. Sermayenin birikim ve merkezileşmesinin gelişmesi, artması, işçi sınıfı haklarının yok edilmesiyle doğru orantılı gider.
Bunu 2000‘li yılların başından beri daha net olarak görebiliyoruz. Çünkü bu süreç kapitalist-emperyalist sistemin daha hızlı geliştiği bir evre olarak karşımıza çıktı. Özellikle 1980‘lerin ortalarından itibaren başlayan özelleştirmeler, uluslararası sermayenin merkezileşmesinin geliştirdi ve üretimin uluaslararasılaşmasını yagınlaştırarak esas hale getirdi.
Artı-değeri artırmak için en son teknolojilerin üretim sürecine sokulma eğilimi eksilmez. Kapitalist açısından bu mutlaktır. Kapitalist, aşırı rekabet nedeniyle olsa (kar oranını düşürme olasılığına karşın) son teknolojiyi üretim sürecine sokar. Makinenin görevi, işçinin artı-değer üretimini artırmak amaçlıdır. Makineleşme artıkça istihdam azalır. İstihdamın azalması, mutlak artı-değeri düşürür. Çünkü makineler artı-değer üretmez. Artı-değeri, yani, sermayeyi sermaye yapan işçiden gasp edilen artı-değerdir. Kapitalist, topluma faydalı olmak için üretim yapmaz, o, aşırı meta üretimini aşırı sermaye birikimi için, Marx’ın deyimiyle, artı-değer üretimini hedefler.
Kapitalist üretim artı-değer üretimidir. Aşırı artı-değer üretimini koşullamayan ve bunu esas almayan hiçbir kapitalist olamaz. Çünkü sermaye artı-değerin birikimidir.
Kapitalist, mutlak artı-değer elede etmek ve artırmak için sürekli olarak işçinin çalışma süresini uzatma eğlimindedir. Beklenenin tersine, üretim sürecinde makineleşme (örneğin üretim sürecinin daha fazla dijitalleşmes -yapay zeka, robot vb.) artıkça kapitalist işgünün uzatmaya gider.
Kapitalizmin şafağında işgünü oldukça uzundu. 10, 12, 16 saat ve hatta 18 saate kadar uzatılıyordu. Ancak, işçi sınıfının mücadelesi sonucu bu geriletildi ve genel olarak 8 saate indirildi. Ne var ki, kapitalist „fazla mesasi“ adı altında yinede günümüze kadar çalışma saatlerini uzatmaktan geri kalmadı. Bazı yerlerde mesai zorunlu hale getirdiler. Oysa her uzun çalışma, mutlak artı-değeri artırma amaçlıdır.
Günümüzde kapitalist üretimin teknik süreci daha da gelişti. Yüksek düzeydeki teknolojik gelişmeler kapitalist üretim sürecinin içinde yer alıyor. Zaten hiç bir kapitalist, aşırı rekabet nedeniyle bu üretim sürecinin dışında kalamaz, kalanlar yutulur. Makineleşme artıkça, üretim süreci içindeki sermayenin değişen bölmü (istihdam) azalırken, değişmeyen (üretim makinaları vb.) bölümü artar. Bu sermaye yoğun üretimdir. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak sermaye yoğun üretim artmıştır. Sermayenin değişmeyen bölümünün artması ve değişen bölümünün azalması, kar oranında düşüşe neden olur. Bu, kapitalisti, işçiyi daha uzun çalıştırarak daha fazla artı-değer elde ederek, kar oranını yükseltme eğilimi içine iter.
Kapitalistin işçi sınıfına yönelik saldırısı eksik olmaz. Her fırsatta işçi sınıfının haklarını hasp etmek için yasal ve yasal olmayan baskılar uygular. Örneğin kapitalistin esas hedeflerinden biri işçinin ücretini sürekli aşağı çekmekse, ikincisi, işçinin çalışma gününü uzatmaktır.
Ne var ki, işçi ile kapitalist arasındaki, işgünü konusundaki mücadele bitmiş değildir. İşçi sınıfı, özellikle 2. emperyalist savaştan sonra işçi haklarını mücadele ederek daha da yükseltmiştir. Ancak, 1980‘lerden sonra bu giderek gerilemiş ve işçiler bir çok haklarını kaybetmişler ve kaybetmeye devam ediyorlar.
İşçiler, gelişmiş kapitalist ülkelerde haftada 5 gün ve 40 saat çalışma hakkını elde ederken, bazı işyerlerinde haftalık 35 saatlik çalışma haklarını kazanmışlardı. Almanya bunlardan birisidir. Almanya’daki büyük tekellerin (örneğin otomobil tekellerinin fabrikalarında) fabrikalarında haftada 5 gün ve 35 saat çalışma hakkı vardı. Buna karşın Alman Metal İşçileri Sendikası (IG Metal), haftalık çalışma süresini 30 saate indirilmesini istiyordu, birkaç yıl öncesine kadar. Şimdi ise tekeller çalışma süresini 10-12 saate çıkarılmasını istiyor. Mümkün olsa, tekeller, işçilere 8 saatlik uyuma zamanı bile bırakmayacaktır.
Üretim sürecinin aşırı makineleşmesi, çalışma işgününü kısaltması gerekirken (bu ancak ve ancak sosyalist bir toplumda olasıdır), tersine, kapitalist sistemde, teknoloji geliştikçe işgünün uzatılıyor. Örneğin bazı revizyonistlerin „sosyalist“ olarak değerlendirdiği sosyal emperyalist Çin’de çalışma süresi 12 (sabah dokuz akşam dokuz) saattir. Yani, dünyada en uzun işgününe sahip olan ülkelerin başında gelir. AB ülkelerinin çoğunda işgünü süresi 12-13 saate kadar çıkarılmıştır. Bunların başında, hollanda, Danimarka, İrlanda, İsveç, Yunanistan vd. gelmektedir. Türkiye’de ise resmi olarak işgünü süresi 9 saat (haftada 45 saat)1 olmasına karşın, çoğu işyerlerinin buna uymadığı ve işçileri 12 saati aşan bir süre çalıştırdıkları sık sık basında haber olmaktadır. Ayrıca, „fazla mesai“ adı altında çalışma günün 11-12 saate çıktığı biliniyor.
Bazı liberal ve küçük burjuva sol anlayışlar, „yapay zeka“ çıktı ve işçilere gerek kalmadı gibi anlayışları ileri sürebiliyorlar. Oysa, burjuvazi, yüksek teknolojik gelişmelere sahip olmasına karşı, işçiyi bir işgününde daha uzun süre çalıştırmak için işçi sınıfı üzerindeki baskıyı artırmaya çalışıyor. Yapay Zeka (YZ), yani üretim sürecinin dijitalleşmesi, işçinin bütünüyle üretim sürecinin dışına itilmesi, kapitalist sistemde olası değildir. Burjuvazi üretimi artı-değer (sermaye birikimi) için yapar. Artı-değeri ise makineler değil, canlı emek, yani işçi üretir. 2 Kapitalist sistenm de, özellikle günümüzde yoğun işçsizliğin olması, büyük tekellerin -dönem dönem- binlerce işçiyi işten atması, bugüne özgü olmayıp, kapitalizmin tarihi boyunca bu tür süreçler yaşanmıştır. Aşırı sermaye birikimi aynı zamanda aşırı işsizliği (aşırı yedek sanayi ordusunu) koşullar. Örneğin bütün dünyada özelleştirmelerin yoğunlaştığı süreçte de böyleydi. Bütün ülkelerde yüzbinlerce işçi, anında yedek sanayi orsusu üyeleri arasına katılmıştı. Ayrıca, işsizlik olmadan sermaye birikimi olamaz.
Buna rağmen toplmada çalışan sayısında bir artış vardır. Üretim sürecinde makineleşmenin artışı, nispi olarak işççi sayısını azaltmasına karşın, tersine, mutlak bir şekilde işçi sayısında bir artış vardır. Sermayenin birikimi ve merkezileşmesindeki artış ile işçi sayısının artışı aynı oranda olmaz. Birincisinin artışı daha fazladır. Bu da işçi sınıfının nispi olarak azalmasının bir işaretidir. Ancak, kapitalist sistemde şu bir kuraldır: Sermayenin artışı işçi sınıfının atışını koşullar. Yoğun işten çıkarmalara rağmen, günümüz bütün istatistikleri bunu doğrular.3 İşçi sayısı (istihdam) mutlak bir şekilde artmaktadır.
Genelde çalışan sayısında azalma gibi görünen şey, sermayenin işçi sınıfına yönelik saldırılarının başında gelen sendikasızlaştırma, sosyal haklardan yoğun kısıtlama vb. gibi işçi sınıfını görünmez kılma, örgütlü mücadelesinin engelleme girişimleridir. Buna rağmen, işçi sınıfının genel anlmada mücadelesi de yükselmektedir. Bu yoğun saldırılar karşısında işçi sınıfının susmasını beklemek, emek sermaye arasındaki çelişemnin niteliğini ve diyalektiğini tam olarak ne olduğunu anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Bu küçük burjuva umutsuzluğunu derinelştiren olgulardan birisidir. Buna karşı da mücadele edilmelidir. 28-09-2026
***
2Bkz. Yusuf Köse, Dijitalleşme: İşçinin Üretim Sürecinin Denetleyicisi ve Düzenleyicisi Olacağı Tarih, Nisan Yayımcılık 2023.

