Emperyalist Türk Tekelci Burjuvazisi
Faşist Saldırganlık Alanını Derinleştirerek Genişletiyor
Yusuf Köse
Türkiye’de muhalefet partisi CHP’ye (son yerel seçimlerden ülkenin birinci partisi) „mutlak bultan“ adı altında açıktan el konulması, uluslararası emperyalist sistem içindeki emperyalist savaş ve faşizmin yagınlaştırılmasından bağımsız değildir.
Türkiye’de ekonomik ve siyasi kriz daha da derinleşmeye başladı. Yeni emperyalist Türk devletine egemen büyük tekelci burjuva klikleri, Erdoğan rejminin devamından yanalar. Çünkü yasal ya da yasal olmayan düzenlemeler tekelci burjuvazini çıkarınadır. „Tek adam diktatörlüğü“ altında ülkeyi, modern faşist diktatörlükle tekellerin çıkarları doğrultusunda yöneten Erdoğan’ın iktidarda kalmasını tekelci burjuvazi istiyor.
Kısacası, emperyalist Türk tekelci burjuvazisi, burjuva demokrasisinin en küçük kırıntılarını dahi kaldıramayacak durumdadır. Sermayenin birikimi ve merkezileşmesinin geldiği boyut, uluslararası üretimin yendien örgütlenmesinin krizi, burjuvaziyi bütünüyle faşistleştiriyor. Bu salt Türk tekelci burjuvazisinin istemi değil, aynı zamanda hemen hemen bütün emperyalist ülkelerin eğilimi ve bazılarının yönetim biçimi haline çoktan gelmiştir. Göstermelik bir burjuva muhalefet, göstermelik „seçim“ ve göstermelik bir „demokrasi“. Ama bütünüyle faşistlşeşmiş bir rejim. Bunun adı modern faşizmdir.
Türkiye’nin en büyük burjuva partisinin genel merkezine büyük bir çevik güç, gaz bombaları, plastik mermilerle girip işgal etmek ve ordakileri dışarı çıkarmak, emperyalist sistemin geldiği noktayı göstermesi açısından da önemlidir. Burjuvazi, ülkeyi yönetmek için, artık göstermelik „demokrasi“ oyunundan vazgeçmiştir.
Erdoğan rejmi, 1 yıldan fazladır CHP’yi bölmek ya da kontrolü altına almak için uğraşıyor. Önce İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nu tutukladı ve peşinden CHP’nin büyük şehir belediye başkanlarını ve belediye çalışan bürokratları ve hatta bunları şöforlerini, yetişkin aile üyelerini bile tutukladılar. Ve CHP’ye yönelik bu ağır bu saldırı devam etmektedir. En son CHP’ye kayyum atanması ile sonuçlandı. Bu da yetmedi, niyetleri seçilmiş CHP genel başkanı Özgür Özel ve diğer yöneticileri tutuklamak. Çünkü Ö. Özel’in arkasında büyük kitle var ve direnmeye ve mücadeleye devam ediyor. Bu da, bütün anti-faşist ilerici güçlerin birleşmesini ve güçlenmesini de gerçekleştirme olasılığı vardır. Bu nedenle de olsa Özel ve ekibinin dışarıda olması, Eroğan için tehlikeli olmaya devam edecektir.
Türkiye’de 1982 yılında faşist askeri cunta döneminde kabul edilen bir gerici-faşist anayasa olmasına karşın, Erdoğan rejmi, o anayasayı dahi uygulamıyor. Faşist Erdoğan iktidarı yürülükteki anayasaya göre değil, kendisi nasıl uygun bulursa öyle hareket ediyor. Örneğin, en yüksek mahkeme olan TC Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamıyor. Oysa, TC anayasa’sında bu mahkemelerin kararları „bağlayıcı“ olduğunu yazar. Özellikle, ülkede, 2015 yılından beri emperyalist tekelci burjuvazinin faşist haydutlar düzeni hüküm sürüyor dense yeridir. Bu durumun sürmesinde, başta ABD, AB, Çin, Rusya gibi emperyalist ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda aktif destekleri de söz konusudur.
Örneğin, yukarıda adları geçen emepryalist ülke Erdoğan yerine CHP’nin gelmesine istemezler. CHP’nin vaat ettiği 1970 sosyal demokrat partilerin „reformist“ politikası onların çıkarlarına terstir. CHP, Türkiye’de kitleleri kazanmak içinde bu tür bir politikayı „vaat etmek“ zorunda kalıyor. Erdoğan rejminin kitlelere, baskıları çeşitlendirerek artırmaktan başka verebileceği bir şey yoktur. Uluslararsı emperyalist bir sistemin devamı olarak emperyalist Türk tekelci burjuvazinin sistemi de çok yönlü olarak tıkanmıştır.
İşçi ve emekçilerin demokratik ve ekonomik haklarından çalarak ve kısıtlayarak tekellere aktarma sistemi, bir yere kadar devam eder ve kaçınılmaz olarak, başta işçi sınıfı olmak üzere kitlelerin büyük bir tepkisi ve giderek direnişleri ile karşı karşıya gelir.
Türk tekelci burjuvazinin temsilcisi Erdoğan rejminin modern faşist politikasının ana göstergeleri:
1- Tekellerin karlarını artırmaları için, her türlü olanağın tekeller lehine kullanılması; kitlelerin ve özellikle de işçi sınıfının baskı altında tutulması ve bunun için Erdoğan rejminin devamını sağlamak…
2- Enflasyonu sürekli yüksek tutarak büyük tekellere sermaye aktarımı sağlamak….
3- Emperyalist yayılmacılığı (sermaye yatırımı, askeri ve yumuşak güç olarak) geliştirmek...
4- İşçilerin ücretlerinin sürekli düşük tutulması, işçi haklarının bütünüyle ksıtlanması ya da yok edilme uygulamaları...
5- Demokratik hak ve özgürlüklerin gasp edilmesi ve baskıların artırılması...
6- Burjuva muhalefet partilerinin Erdoğan’ın iktidarını kabul ederek „muhalefet“ yapmaları ve CHP gibi iktidar adayı partilerin -yasal kılıflar altında- elimine edilmesi...
7- Kürt sorunun „çözülüyormuş“ gibi gösterilmesi ve Kürt ulusal demokratik hareketinin (DEM Parti nezdinde) denetim altına alınması, demokratik hak ve özgürlükler için en aktif kitleyi ikilemde bırakarak pasifleştirdiler ve bu partinin Erdoğan’ın iktidarının stepnesi haline getirilmesi (bunu kısmen başardılar)...
8- Devrimci ve Komünist örgütlenmelerin sisteme zarar vermeyecek seviyede legal çalışmalarına göz yummak… Hafif bir yükselme ve gelişme eğlimi gösterenlere operasyon düzenleyerek tutuklamalara gitmek…
Tekelci Burjuvazinin Cenneti:
Tekelci burjuvazi için Türkiye bir cennet iken, işçi sınfı ve emekçiler için ise tam bir cehenneme dönmüş durumdadır. Demokratik hak ve özgürlükler büyük bir bölümü gasp edilmiş, var olanlar ise ya da kısıtlanıyor ya da keyfi olarak uygulanıyor. Işçi sınıfı ve halkın alım gücü alabildiğine düşmüştür. Büyük tekeller ise karlarına kar aktmıştır. Türkiye’de söz sahibi olan büyük (banka, silah, otomobil, rafineri, kominikasyon, demir-çelik, süpermarket zincirleri vd.) tekellerin 2025 yılınınn ilk dokuz ayında net karları 30-113 milyar TL arasında gerçekleşmiştir. (600 milyon ile 2 milyar avro üzeri). Bankaların 2025 yılı ilk dokuz ayında toplam net karı 340 milyar TL (yaklaşık 6,5 milyar €) olarak gerçekleşmiştir.1 Finans tekellerinin elde ettikleri karlar, insan derisinin soyulmasına örnektir. İşçilerin ve emekçilerin ise yaşam seviyeleri ve reel ücretleri (%29-%35 arası) düşmüş ve düşmeye devam etmektedir. Bir başka hesapla, 2026‘nın ilk üç ayında işçilerin kayıpları tam 400 milyar TL olmuştur.2
Devlet, 2026 bütçesinden, tekellerden alınması gereken (toplam vergilerin %23‘ü kadar) vergiyi almaktan „vergi iadesi“ adı altında vazgeçiyor. Ama, işçilerden „vergi“ adı altındaki kesintileri ise her yıl büyütüyor. Eğitime, yoksulluğu önleme, istihdamı destekleme, kadının „güçlendirilmesi“ adı altındaki soyal harcamalar her yıl azalırken, tekellere destek, yıldan yıla artmaya devam ediyor.
Örneğin Koç Holding’e bağlı Türkiye’nin en büyük tekelleri TÜPRAŞ (Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi) ve FordOtosan’ın (Koç-Ford ortaklığı otomobil tekeli) 2025 yılında toplam gelirlerinden kesilen verginin oranı; sırasıyla, %0,31 (Tüpraş) ve %0,02 (Fordotosan) gibi komik bir rakam iken, aynı iş yerinde çalışan bir işçinin toplam gelirinden kesilen verginin oranı ise %17,8. Aynı iş yerinde çalışan bir işçiden, tekellerden kesilenin 109 katı daha fazla vergi kesiyorlar.3
Bu nedenle de, demokrasiden, özgürlüklerden, işçilerin alım gücünün yükseltilmesinden, burjuva reformist anayasal düzenden söz eden bir partinin iktidara gelmesini istemezler. Bu bir burjuva partisi de olsada. Tekelci burjuvazi, toplam çalışanların yarısının asgari ücrete mahkum edildiği, açlık sınırının ve enflasyonun altında kalmasını, yıllardır temel bir politika olarak hükümete uygulatıyorlar.
Yapılması Gerekenler;
„gerçekleşebilecek hiçbir toplumsal proje, ittifaklar olmadan başarıya ulaşamaz“4
Komünist, devrimci ve tüm ilerici güçlerin CHP’nin bu kanadı ile ortaklaşa mücadeleyi geliştirmeleri zorunludur. Tekelci burjuvazinin iktidarının temsilcisi Erdoğan’ın modern faşist rejmini yıkmak için, demokratik hak ve özgürlükler doğrultusunda en geniş birlikteliği sağlanmalıdır.
„CHP-Erdoğan arasındaki çatışma burjuva klikleri arasındaki çatışma“ olarak görüp, birlikte mücadeleye sırt çevirmek, faşist iktidarı güçlendirmek ve ilerici muhalif güçleri ise zayıflatmak ve örgütsüzleştirmektir. Erdoğan, tam 24 yıldır iktidardadır. Devlet adeta AKP ile bütünleşmiş ve tek parti diktatörlüğü vardır. Geçmişte, Türk devleti, 1925-1945 arasında olduğu gibi tek parti (CHP) iktidarı vardır. 24 yıldır iktidarda olan bir parti, iktidarı terk etmemek için her yolu denemektedir. İşçi direnişlerinin bastılması, toplumun, miliyetçilik, şovenizm, Türk-Kürt, alevi-sunni ayrımcılığı ve kışkırtmaları ve diğer alt kimlikler üzerinden alabildiğine kutuplaştırılması bu sürecin temel politikaları haline gelmiştir.
CHP sosyal demokrat reformist bir burjuva partisi ve devletin kurucu partisidir. Buna rağmen bugün farklı bir politika izlemek zorunda kalıyor. Komünist ve devrimciler, CHP’nin sınıfsal niteliğini unutmadan, en geniş anti-faşist mücadele birlikteliğini sağlayıcı politika izlemesi, günün acil politik taktiğidir. CHP’nin reformist yönetimi, kitlelerin daha radikal hareket etmesinden çekiniyorlar. Kitlelerin polis ile karşı karşıya gelmesini istemiyorlar. Ancak, polis ve devletin güvenlik güçlerine karşı koymadan, hareketin gelişmesinin olasılığı zayıftır. Çünkü Erdoğan rejmi, elinedeki tek sopası olan devlet terörüne başvurmaktadır.
Diğer yanda, genel grev ve genel direnişi örğütlemek ve hayatı durduracak eylemler gerçekleşmeden, Erdoğan rejminin geriletilmesi ya da yıkılması olasılığı zayıftır. Tek başına ekonomik kriz yeterli değildir. Kitlelerin harekete geçirilmesi önemlidir. Ve CHP, kitleleri parlamenterist anlayışla örgütlemeye çalışacak, her şeyin seçimlerle değişebileceği propagandasını yapacaktır. Ancak, Erdoğan, yapılacak bir parlemonto seçiminde kendisinin iktidara geleceğini garanti altına almadan seçime gitmez. Bugüne kadar olduğu gibi…
Bu süreçte, devrimci durumda yükselme olasılığı güçlüdür ve marksist-leninistler ve devrimci örgütlenmeler bundan yaralanmasını bilmelidirler. Kitlelerin kazanmak ve örgütlemek için doğru politikalar izlendiğinde bu gerçekleşebilir.
Uluslararası alanda, bir taraftan emperyalist savaş tehlikesi ve faşist saldırganlık aratarken, karşı kutupta da işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi gelişmektedir. Türkiye’de de işçi sınıfının mücadelesinin daha da gelişmesinin koşulları vardır. Son olarak Edirne-Uzunköprü maden işçilerinin direnişi, 2 yılı aşkındır sendikal hakları için mücadele eden İzmir Serbest Bölge’deki Temel Conta işçilerinin mücadelesi, Doruk Maden işçilerin yeniden (1 Haziran) direnişe geçme çağrıları, Gebze’deki tekstil işçilerinin direnişleri, ülkenin geleceğinin mücadele görüntülerini vermektedir. Görev bu mücadeleyi daha ileri taşımak olmalıdır. Karamsarlığı değil, çoşku ve kararlılık kuşanılarak hareket edilmesinin toplumsal koşulları herzamankinden daha fazladır. 28.05.2026
4MLPD 10. Parti Kongre belgelerinden
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder