İşçi Sınıfı Yol Gösteriyor!

Doruk Maden İşçilerine Bin Selam!
Yusuf Köse
Bağımsız Maden-İş önderliğinde, Eskişehir’den Ankara Kurtuluş Parkı’na yürüyen ve burada mücadeleye devam eden Doruk Maden işçilerin onurlu direnişini duymayan kalmamıştır. Kapitalist sistemde, tekelci sermayeye dokunmadan hiç bir hak kazanılamaz. Doruk Maden işçilerinin gasp edilen haklarını kazanmak için verdikeleri mücadele, uluslararası bir özelliğe de sahiptir. Doruk Madenciliğin sahibi Türkiye’nin en büyük ilk on tekeli arasında yer alan ve uluslararası emperyalist bir niteliğe sahip olan Yıldız Holding’e aittir.
En ağır çalışma koşulları ve sömürünün en yoğun olduğu yerde çalışan maden işçileri ile uluslararası tekel Yıldız Holding doğrudan karşı karşıyadır. Bu bağlamda mücadele çetin geçmektedir. Eylemin daha etkili olması için Y. Holding’in ŞOK süpermarket zincirlerine boykot çağrısı yapılabilir ve yapılmalıdır.
İşçi sınıfının mücadelesi, her zaman gündemi belirleyici bir niteliğe sahip olduğu gibi, aynı zamanda, sınıf bilinçli eylemelere dönüştüğünde sınıfsal egemenlikleri de ters yüzeden bir niteliğe sahiptir. Çünkü kapitalist toplumun emek-sermaye çelişmesi üzerinde varlığını sürdürür ve bu çelişme ortadan kalktığında kapitalist toplumda ortadan kalkar. Bu bağlamda, Doruk Maden işçilerinin direnişi, mücadeleye katılan içilerin sayısal niceliği ile değil, eylemin toplumdaki niteliksel yanıyla ölçülmelidir. Direniş etrafındaki Toplumsal dayanışma ve sahiplenmenin giderek büyümesi, onun bu niteliğinden kaynaklanmaktadır. Yakın zamanda başarıya ulaşan Migros işçilerinin direnişi de aynı özelliğe sahipti. Bu direnişler, işçi sınıfının kendisi için bir sınıf olmasının bir gereği ve sınıfsal korkuları yıkan küçük kıvılcımlardır. Ekonomik talepler etrafında başlayan direnişlerin siyasal yönü daha belirgin hale gelir.
İşçi sınıfının mücadelesi, karanlıkları hep aydınlata gelmiştir. Zulümün karşısına öncelikle işçiler çıkmıştır. Çünkü, kapitalist sistemin en ağır zulmü, işçiler üzerinde başlar ve toplumun diğer kesimlerine doğru genişletilir. Bu da, işçi sınıfına dayanmayan, işçi sınıfı içinde örgütlenmeyen hiçbir komünist örgütlenmenin, sosyalizm mücadelesinde başarıya ulaşamayacağının yalın, bir o kadarda temel göstergesidir.
Kapitalist sistemin ekonomi politiği gereği, sistem, işçi sınıfının sömürüsü üzerine kuruludur. Bunun adı; ücretli kölelik sistemidir. Toplumsal çelişmelerin kaynağı ve sınıfsal kavgaların nedeni, kapitalist devletin sermayenin birikimi ve merkezileşmesinin büyüklüğüne koşut olarak, baskıları devamlı artırma yönündeki mutlak eğilimi, bu ücretli kölelik sisteminin korumak ve devam ettirmek içindir. Bu nedenle de önceklikle işçi sınıfının baskı altında tutulması ve sömürünün en azami bir şekilde sürdürülmesini hedefler.
Tek tek kapitalistlerin var olmasının ana kaynağı işçi sömürüsü olduğu için, her zaman öne çıkan işçi-sermaye sınıfı kavagasıdır. Marksist literatürde doğru olarak belirtildiği gibi, kapitalist toplumun temel çelişmesi emek-sermaye arasındaki çelişmedir. Bu çelişme kendini pratikte açık sınıf mücadelesi olarak gösterir. Dün Migros İşçilerinin direnişinde, bugün Doruk Maden İşçilerinin mücadelesinde olduğu gibi.
Kapitalist devlet, „egemen sınıfılar“ dediğimiz bir avuç sermaye sınıfının (esasta, toplumun %1 azınlığının) devletidir ve kapitalisti, toplumun ezici çoğunluğuna karşı koruyan bir baskı aracıdır. Bu nedenle o, Doruk Maden işçilerinin de söylediği gibi, ücretlerini ödemeyen kapitalisti değil, işçileri tutuklar, baskı uygular, tekmeler ve haklı oldukları halde „suçlu“ ve hatta „terörist“ mumalesi ile karşılaşırlar. Devletin zulüm barikatları, alacaklarını isteyen işçilerin önüne kurulur. Patron-kapitalist ise koruma altına alınır ve „yasalara“ rağmen onun haksız olduğu bilindiği halde o el üstünde tutulur. Çünkü, kapitalist devletin yasaları kapitalistlerin çıkarlarını, işçilere ve emekçilere karşı korumak için düzenlenmiştir. İstisnasız TC yasaları, TC devletinin kurulduğu günden beri böyledir.
Faşist Erdoğan rejmi, tekelci burjuvazinin isteği doğrultusunda ülkeyi yöentmesine karşın, artık yönetilemez bir rotaya girmiştir. Türk tekellerinin büyümesi ve uluslarası emperyalist bir nitelik almaları, özellikle son 15 yıldır ülkede uygulanan işçi sınıfı üzerindeki aşırı sömürü ve baskılarla doğrudan bağlantılıdır. Toplumdaki bir avuç azınlığın dışında tüm ekonomik ve demokratik hakların zorla gasp edilmesi, bu ağır sömürü ve baskı koşullarında toplumun islamlaştırılarak yönetilmeye çalışılması, „modern“ gözüken tekelci burjuvazinin çıkarlarından ve onların aşırı sermaye birkiminden ayrı değildir. Oysa, toplumdaki en gerici, en faşist ve en baskıcı ortamı yaratan ve uygulayanlar bu „modern“ lakaplı cellatlardır. Devletin uyguladığı terör, baskı, sömürü onların gerçek yüzleridir.
Türkiye’deki son yıllardaki işçi direnişleri, küçük fabrika çaplarında olsa da, hemen hemen hepsi dişe dişe çetin bir kavgayı gerektirmiştir. Sarı sendikaların tüm engelleme ve manipülasyonlarına rağmen, işçiler, kendi sınıf çıkarları doğrultusunda mücadeleye atılmışlardır. Tekelci burjuva yasalarının işçileri raptı-zapt altına alma yasaları olan „Kod 4,“ ve diğer „Kod 29, Kod 46, 47, 48, 49, 50 ...“ adı altında (kısacası 1‘den başlayarak çift rakamlı sayıların tümü işçi düşmanı Kod maddeleri içine alınmış) sıralanan sayısız işçi düşmanı „maddeler“, işçilerin mücadelesini engelleyerek ve aşırı üretim ve aşırı sermaye birikiminin sağlamak amaçlı çıkarılmıştır. Ve mücadelenin büyüme ve çeşitlenmesine koşut olarak, bu maddelere her geçen gün yenileri eklenmektedir.
İşçi sınıfının düşmanı sarı sendika temsilcileri, işçilerin haklarını koruma yerine, sermaye snıfının çıkarlarını korumayı öneclikelemişlerdir. Sınıfın, yer yer sarı sendika önderliğini çiğneyip geçmesine karşın, bütünüyle bunu başarabilmiş değillerdir. Devlet, ilerici ve işçi sınıfından yana olan sendika temsilcileri üzerinde sopasını eksik etmemektedir. Örneğin, Birtek-Sen genel başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanması, yine Başaran Aksu gibi sendikacıların sık sık tutuklanması, bunlar sadece bir örnek. Daha bir çok sendikacıların ve işçilerin tutuklanmaları, ev hapsi almaları vb. tekelci burjuvazi „dikensiz gül bahçesi“ istemektedir.
İşçi sınıfının sendikalaşması oldukça önemli ve mücadelenin ileri boyutlara varması için bir o kadarda gereklidir. Çünkü sendikalar sınıf mücadelesi okullarıdır. Bunu bilen burjuvazi, mümkün olduğunca sendikasızlaşmayı teşvik ettiği gibi, sendikalaşmanın önüne engeller çıkarmaktadır. Var olan sendikaların büyük bir bölümü de (Türk-İş, Hak-İş vd.) tekellerin çıkarlarını korumaktadır. Bu bağlamda sendikalar içinde (sarı sendikalar da dahil) komünistler örgütlenme ve çalışmaya özel bir ağırlık vermelidir. Küçük sendikalar kurma yerine, büyük sendikalar içinde (zor olmasına karşın) çalışma esas alınmalıdır.
Teknolojik gelişiminin tersine, işçilerin çalışma saatleri (en gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde dahil) uzatlımıştır. Bazı iş yerlerinde 16 saate kadar çıkarılmıştır. Tekelci burjuvazi, teknolojik gelişmeleri işçi sınıfı lehine değil, tersine, köleleleştirici bağları daha da geliştirmek ve güçlendirmek için kullanmaktadır. Bu karanlığı ancak ve ancak işçi sınıfının sınıf bilinçli örgütlü mücadelesi yıkabilir ve yıkacaktır. İşçi sınıfı, sömürü ve baskıyı ortadan kaldırmak için sosyalizm için eninde sonunda ayağa kalkacaktır. Bu bir ütopya değil, toplumsal gerçekliğin diyalektiğidir. Tüm küçük burjuva güvensizliğe ve karamsarlığa rağmen, Doruk Maden işçilerin direnişi, bu ateşi güçlendiren bir adımdır. Uzaktan bakar durumunda kalmadan, dayanışmayı ve mücadeleyi birlikte güçlendirelim! Doruk Maden işçilerinin zaferi Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfının zaferi olacaktır. 28 Nisan 2026 ***
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder