12 Nisan 2026 Pazar

"KOMPRADOR BURJUVAZİnin SERMAYE İHRACI YAPIYOR GİBİ GÖRÜNMESİ"

 



 
"KOMPRADOR BURJUVAZİnin

 SERMAYE İHRACI YAPIYOR GİBİ GÖRÜNMESİ"
 
 

Not: Bu yazımın bir bölümü, MLPD'nin Teorik Yayın Organı "Revolutionärer Weg (Devrimci Yol)" online sitesinde yayınlandı.*


(J P James’in „Imperialism Today“1 Adlı Yazıdaki Görüşlerinin Eleştirisi )(01.01.2026)


Giriş:


Uluslararası işçi sınıfının güncel, kısa vadeli ve uzun vadeli taktik ve stratejik mücadelelerini geliştirmek için, emperyalist sistem içindeki gelişmeleri ML bir dünya görüşü temelinde analiz etmenin ML için önemi büyüktür. Marksist Lenininstler (ML), işçi sınıfının kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurması için, emperyalist burjuva sistemi içindeki her gelişmeyi teorisine yansıtmak zorundadır.


Her gelişme ve her değişim karşısında yapılan analizlerde de de büyük farklılıklar olmaktadır. Elbette bu farklılıkları belirleyen, gelişme ve değişimlere karşı hangi sınıfın bakış açısıyla baktığınız gibi, ML açısından da hangi dünya görüşü açısından bakıldığı önemlidir. Somut durumun analizi, ancak materyalist diyalektik bakış açısıyla ele alınırsa doğru sonuçları verir. Bu bakış açısının dışındaki yaklaşımlar, analizleri burjuva sınıfın analizlerine yaklaştırır ya da tam olarak onların çıkarlarına hizmet eder.


Emperyalist Sistem İçindeki Değişimler


Emperyalist sistem içindeki değişimlerin başında yeni emperyalist ülkelerin oluşumu gelmektedir. 1990‘lar öncesi, sadece 1900‘lerin başında emperyalst olmuş ülkeler varken, 1990‘lardan sonra, kapitalizmin enlemesine ve derinlemesine gelişmesiyle ve üretimin uluslararası yönünün esas hale gelmesiyle doğru orantılı olarak, sermayenin birikim ve yoğunlaşması sonucu, yeni emperyalist ülkeler ortaya çıkmıştır.


Emperyalist sistem içindeki en büyük değişim, yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkması ve bunun devam etmesidir. Bu, emperyalistlerin keyfi ya da iradi olarak ortaya çıkardığı bir gelişme olmayıp, emperyalist ekonomik yapının kaçınılmaz diyalektik işleyişinin bir sonucudur. Çünkü, kapitalizm emperyalist (tekelleşme) aşamaya ulaşmasıyla birlikte de gelişmeye devam etmiştir. Ekonomik olarak her geçen gün büyümektedir. Empeyalist ekonominin büyümesi, sermayenin birikimi ve yoğunlaşmasının büyümesi demektir. Emperyalist sermayenin aşırı kar için aşırı üretim eğilimi, kapitalizmi dünyaynın en geri bölgelerine ve ücra köşelere kadar geliştirmiştir ve geliştirme eğilimindedir.


Emperyalist ekonomik sistemin bu devasa gelişimi, yeni emperyalist ülkelerinde gelişimini beraberinde geliştirmiştir. Yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkmasıyla beraber, emperyalistler arası çelişmeler alabildiğine keskinleşmiş ve keskinleşmeye devam etmektedir.


James“de emperyalist sistemin değişimini kabul ediyor:

Tüm olgular gibi, emperyalizm de bir sosyal sistem olarak değişim yasasına tabidir. Önceki tüm sistemler gibi, emperyalizm de statik olamaz ve sürekli olarak yeni ve daha yeni biçimler alarak evrim geçirir.“ (S.1)


Bunu söylemesine karşın, yeni emepryalist ülkelerin ortaya çıkışını kabule yanaşmıyor. Oportünizmin karakteridir, genel doğruları kabul eder gibi hareket eder, peşinden bir „ama“ ekleyerek, somut değişimin bir değişim olduğunu kabule yanaşmaz.


Aşağıdaki alıntıda da görüleceği gibi, „...miş gibi“yi ekliyor:



Günümüzde durum oldukça karmaşık; örneğin, …. finans kapitalinin uluslararasılaşması çağında sermayenin hem birikimi hem de dolaşımının karmaşık boyutlarına uygun olarak, Lenin'in emperyalizmin temel özelliklerinden biri olarak tanımladığı "sermaye ihracatı", "bağımlı" ve ezilen ülkelerden bile gerçekleşiyor gibi görünüyor. Bu durum, sol kampın bazı kesimlerini bu eğilimi, birçok "neo-sömürgeci bağımlı" ülkenin "yeni emperyalist ülkelere" dönüşümü olarak yorumlamaya yöneltti.„ (S.1) (aç Yk)


Birincisi, sınıf bilinçli bir proleter devrimci için „.. günümüzde durum oldukça karmaşık“ değil. Emperyalizmin ekonomik özü, siyaseti ve genel karakteri çok açık. Yaptıkları ve yapabilecekleri, sermayenin birikimi ve azami kar eğilimi, emperyalistler arasındaki kıran kırana rekabet ve bundan hareketle emperyalist savaş eğiliminin her zaman bu sistemin temel eğlimlerden birisi olması, sermayenin birikim ve yoğunlaşmasına bağlı olarak kapitalizmin derinlemesine ve enlemesine genişlemesi ve kapitalizmi dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılması...Emperyalizmin durumu „karmaşık“ değil, ama küçük burjuva düşünce tarzı, emperyalist sistem içindeki bu gelişmeler karşısında yetmezliği, onu „karmaşık“ olarak algılamakta ve yanlış sonuçlara varmaktadır. Çünkü, somut gelişmeleri diyalektik materyalist anlayışla ele alamamaktadır.


Emperyalizmin en temel karakterlerinden biri sermaye ihracıdır. Her emperyalist ülkenin ve her tekelin sermaye ihraçları miktarında bir eşitlik söz konusu olamaz. Eşitsizlik, eşitsiz gelişme emperyalizmin temel karakterleri arasındadır. Bu nedenle de emperyalist ülkeler arasında mutlak bir eşitsizlik vardır.


Ancak James’in emperyalizmi Leninin emperyalizminden farklı. O, „ezilen ve bağımlı ülkelerden bile sermaye ihracı gerçekleşiyor gibi görünüyor“ diyerek, Lenin’in emperyalizm tahlilini tahrif ediyor. Ezilen ve bağımlı ülkelerde sermaye ihracı varsa, o ülke „ezilen ve bağımlı“ olma vasfından çıkmıştır.


Hindista’nın 1990 öncesi pek bir sermaye ihracı yoktu. Yine yeni emperyalist ülkler olan Türkiye, Brezilye, S. Arabistan, Arjantin, Meksika, G. Kore’ini sermaye ihraçları esas olarak 1990‘lardan sonra gerçeklşemeye başldı. Bu durum, emperyalist sistem içinde yeni bir gelişmenin somut verileridir. Ayrıca sermaye ihracı, ülke içinde üretimin toplusallaşması, tekelleşmenin gelişmesinin bir sonucudur.


Öncellikle, nasıl ki, kapitalizm döneminde bütün ülkelerin kapitalist olma olasılığı kaçınılmazsa, teorik olarak, bütün ülkelerin emperyalist aşamaya ulaşması da mümkündür. Teorik olarak mümkün olan, pratikte de mümkündür. Emperyalist sistem üretimin toplusallaşması, banka ve sanayi sermayesinin bileşimi ve şirketlerin tekelleşmesidir. Üretimin bütünüyle tekelci karakter alması ve tekelleşmenin uluslarası alana açılmasıdır.


Örneğin, Hindistan, P.J. James’e göre „yeni sömürge“ bir ülke. Ama, Hindistan’ın büyük bir sermaye ihracı var ve Hindistan’lı tekellerin dış ülkelerde yatırımları var ve diğer uluslararası tekellerle rekabet etmektedirler. Ve yatırım yaptıkları ülkelerdeki işçileri sömürmektedirler. Hindistan’ın emperyalist aşamaya geldiğini kabullenmemek için, James, „ezilen ve bağımlı ülkelere“ de „sermaye ihracı gerçekleştiriyor gibi görünüyor“ demek zorunda kalıyor. „.. gibi görünüyor“ ne demek acaba? Demek istiyor ki, bunlar gerçek değil! Aşağıdaki rakamlar bize, Hindistan’ın sermaye ihracı ettiğini ve her geçen yıl arttığını ve bunun gerçek olduğunu göstermektedir.


Hindistan’ın sermaye ithalatına ve sermaye ihracına kısaca göz atalım. 2000-2024 yılları arasında Hindistan’a gelen yabancı sermaye stoku: 2000 yılında 16,3 milyar, 2010‘da 205,5 milyar, 2024‘de 547,6 milyar ABD doları olarak gerçekleşiyor. Hindistan’ın aynı yıllar içinde sermaye ihracı stoku: 2000‘de 1,7 milyar, 2010‘da 96,9 milyar, 2024 yılında ise toplam 260,2 milyar ABD doları olarak gerçekleşiyor.2


Hindistan’ın ihraç ettiği sermaye ile 100 yılı aşkındır emperyalist bir ülke olan ABD, Almanya, Japonya gibi ülkelerin sermaye ihracı ile kıyaslanamaz. Ancak, Hindistan’ın son çeyrek yılda yaptığı sermaye ihracı oldukça büyüktür. Ve her geçen gün artmaya devam etmektedir. İstatistiklere mi inanalım, yoksa James’in süpjektif hayal dünyasına mı? Elbette ki birincisi doğrudur ve somut bir gerçeklik vardır. Hiindistan, sermaye ihrcı oranında da bağımsız hareket edebilen ve uluslararsı alanda diğer emperyalistler ile pazar mücadelesi veren bir ülke konumundadır.


Hindistan 1995 öncesi dış sermaye ihracı yoktu. O zaman, Hindistan’a „emperyalist“ olarak adlandırılmıyordu. Çünkü emperyalist bir karaktere daha ulaşmamıştı. Ne zamanki sermaye ihracı çoğaldı, emperyalist ülkeler ile pazar mücadelesine başladıktan sonra emperyalist bir ülke haline geldi. Bugün Hindistan „yeni-sömürge“ bir ülke değil, kendisi sermaye ihraç eden emperyalist bir ülke haline gelmiştir ve emperyalist ülkeler içinde ekonomisi en fazla büyüyen bir ülkedir. Bu nedenle de, uluslararası sermayenin yatırım yaptığı ve yapmak istediği ülkelerin başında gelmektedir. Ve Hindistan, ekonomik olarak Almanya ve Japonya’yı da bir kaç yıl sonra geçerek ABD ve Çin’in ardından dünyanın 3. büyük ekenomisi olacaktır. Böyle bir „yeni sömürge“ ülke nasıl oluyor da eskinin en büyük emperyalist ekonomilerini geçebiliyor? Yoksa bu gerçeklik de mi „gibi görünür“ durumda? Jemes’in dogmatik analyışına göre, gerçek değil „gibi.“ Kendilerini işçi sınıfının öncü partileri olarak adlandıran bir kurumun sekreterinin bu gelişmeleri „sanal“ gibi göstermeye çalışması teorik bağnazlıktır.


Emperyalist sistem içindeki bu gelişmeler, „ ... sol kampın bazı kesimlerini bu eğilimi, birçok "neo-sömürgeci bağımlı" ülkenin "yeni emperyalist ülkelere" dönüşümü olarak yorumlamaya …“ yöneltmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bu gelişmeleri, hala „yarı-sömürge“ ya da „yeni sömürgecilik“ olarak yorumla tarzı, gelişmelelere kulaklarını tıkayan ve gözlerini kapatan küçük burjuva dogmatizmidir. Bu yaklaşım insana, Lenin’e „Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi“ni yazdıran diyalektik yaklaşımla, Rusya’daki kapitalist gelişmeye gözlerini kapatan Narodniklerin dogmatik yaklaşımını anımsatıyor.


Bir taraftan, „emperyalist sistem sosyal değişim yasasına tabi“ olduğunu kabul edeceksin, ama iş pratiğe ve özellikle kendi ülken söz konusu olunca, bu „sosyal değişimin“ dışında tutacaksın, bu küçük burjuva ulusalcılığı ve sosyal şovenizmdir.



Sermaye İhracı ve Sömürü


Kendini ML olarak nitelendiren bir teorisyenin savunduklarına bakalım:


ABD, AB, Japonya vb. ülkelerden çokuluslu şirketler Latin Amerika, Afrika ve Asya işçilerini aşırı derecede sömürürken, Brezilya, Güney Afrika veya Hindistan burjuvazisinin emperyalist ülkelerdeki proletaryanın benzer şekilde gasp ve sömürüsüne katıldığına dair hiçbir rapor bulunmamaktadır.“ (S.5)


Sermayenin niteliği, ulusal kimliğine göre belirlenmez. Hindistanlı tekellerin sermaye birikimi, sermayenin oluşumu ve birikimi ile, diğer emperyalist ülkelerdeki tekellerin sermayesinin oluşumu ve birikimi de işçi sınıfının sömürüsü üzerinde olur. Sermayenin oluşumunun özü budur. Ve sermaye, sınıfsal karakterine göre hareket eder ve sermaye, nerde olursa olsun, hangi ülkeye ait olursa olsun, o işçilerden gasp edilen artı-değer sömürüsü üzerinde oluşur ve birikir. Artı-değer sömürüsü olmadan sermaye olmaz. Sermaye toplumsal bir ilişki yaratmasına karşın, sermaye demek sömürü demektir. Bu sömürü ilişkisi esasta aşırı sömürüdür.


Bir marksist şunu yazamamaz ve yazmamalıdır da; “ABD sermayesi sömürüyor, ama Hindistan sermayesi sömürmüyor, gittiği ülkelerin (bu ülkeler, ABD, İngiltere, Japonya vb. gibi emperyalist ülkelerde olabilir) işçilerini benzer şekilde sömürmüyor” demek, bir burjuva liberalin bile söyleyemeye cesaret edemeyeceği bir argümandır. En azından burjuva liberali, “sömürüyüyor” demeyebilir, ama “kar elde ediyor” der. Sermayenin kar için dış ülkelerde yatırım yaptığını net olarak açıklar.


James, bu konuda, bir burjuva liberalinden bile daha gerici durumda kalmıştır. “Brezilya, Güney Afrika veya Hindistan burjuvazisinin emperyalist ülkelerdeki proletaryanın benzer şekilde gasp ve sömürüsüne katıldığına dair hiçbir rapor bulunmamaktadır diyebilecek denli Marksizmin en temel ilkesinden uzaklaşmıştır.


Adını saydığı ülkelerin burjuvazisinin emperyalist ülkelerdeki işçileri sömürdüğüne dair bir “rapor” yokmuş. Teorisyenimiz kimden rapor bekliyor acaba! İMF, DB, WTO, UNCTAD gibi kuruluşlardan mı “sömürü” raporu bekliyor? Bu emperyalist kuruluşlar ya da emperyalist burjuvazinin hizmetindeki kuruluşlar, hiçbir zaman böyle bir rapor vermezler. Ama, uluslararatekellerin sermaye yatırımı yaptıkları ülkelerde ne kadar kar elde etiklerini, yatırdıkları sermayeyi ne kadar büyütükleri üzerine yığınca raporlar vardır. Burjuvazi, doğduğu ülkenin işçillerini sömürerek sermayesini büyüttüğü gibi, sermaye yatırımı yaptığı dış ülkelerin işçilerinin de sömürür. Gittiği ülkelerde sermayesini büyütemiyorsa (bu aşırı sömürü koşulu yok anlamındadır) o ülkeden çıkar. Bunun binlerce örneği vardır.


James, Hindistan Tekellerinin emperyalist ülkelerdeki sömürüsünün raporunu “bulamamış”. Ben, Hindistan Tekellerinin İngiltere ve Afrika ülkelerindeki sermaye yatırımları sonucu işçileri nasıl sömürdükleri ve bu sömürüden nasıl pay aldıklarının “raporunu” sunabilirim. Elbette, benim okuduğum “raporları” James’de okuyor, ancak O Hindistan tekellerinin, örneğin İngiltere gibi emperyalist ülkelerin işçilerini sömürdüğünü red edecek kadar sosyal şövensitleşmiş ve hatta sosyal emperyalist bir çizgiye gelmiştir.


James, aşağıda alıntılayacağım “rapor” 2017 yılında yoktu” diyemez. Çünkü bu kuruluş 2014 yılından itibaren İngiltere’deki Hintli tekellerle ilgili raporunu düzenli çıkardığını söylüyor.


Haziran 2025 tarihli bir rapora göre (İndia Meets Britain Tracker adlı kuruluş, hazırladığı ve yayınldığı Rapor’u, çoğu ekonomi gazeteleri refarans olak vermişlerdir), bu tarihe kadar İngiltere’de faaliyet gösteren Hindistan’lı 1197 tekel (Rapor, tekel yerine şirket kelimesini kullanıyor) var. Bu tekellerin sayısı 2024 yılında 971 imiş. Yani bir yıl içinde İngiltere’ye sermaye yatırımı yapan şirket sayısı %23 artmıştır. Bu veriler; 2025 itibariyle en az %10 ve üzeri büyüyen 74 Hindistan’lı tekelle ait. Bu tekeller bir yıl (2025) içinde ortalama geliri %42 büyüme (2024 yılında %48 ) göstermiştir. Toplam ciroları 32,6 milyar Sterlin, ödedikleri kurumlar vergisi ise 67,3 milyon Sterlin olmuştur.3 Söz konusu 74 tekelin işyerlerinde çalışan sayısı 56,456’dır.


İngltere’deki bütün Hindistanlı tekellerin yıllık gelirleri 72 milyar Sterlin, toplam 126.720 kişiyi istihdamı ediyor ve sadece 2024 yılında Hintli tekeller 8 bin’den fazla iş imkanı yaratılmış.

Adı geçen Rapor’da Hindistan’ın en büyük uluslararası tekellerinden biri olan Wipro tekelinin İngiltere’deki Wipro IT Services UK Societas tekeli’in gelir artışı %448, Zoho Corporation Limited tekelinin gelir artış ise %197. P J James’in bunları “aşırı sömürü” olarak görmüyor olmalı.4 Bu kadar yüksek oranda bir gelir artışı, söylem yerindeyse, adeta işçinin derisinin soyulmasıyla elde edilebilir.

Aynı Rapor’a göre, Hintli tekeller 2022’de İngiltere’ye 10,2 milyar, 2023 yılında ise %28,5 artışla 13,1 milyar sterlin sermaye yatırımı yapıyorlar. İngiltere ile Hindistan arasında serbest ticaret anlaması yapılmış ve bu anlaşmanın İngiltere GSYİH’sına 4,8 milyar sterlin katkısı olacağı ileri sürülüyor.5


Aynı rapora göre; Hindistan’lı tekellerin İngiltere’deki toplam sermaye yatırımları (Eylül 2024’e kadar) 19 milyar ABD doları kadardır. İngiltere’nin Hindistan’daki yatırımlarının toplamı ise (Eylül 2024’e kadar) 35 milyar ABD doları kadar. Hindistan Dışişleri Bakanlığı’na ait bu (India-UK Bilateral Brief) raporda, daha detaylı bilgiler mevcuttur. Hindistan’da yatırımı olan 667 İngilz tekelinin toplam istihdamı ise 500 bin gibi yüksek bir rakama sahiptir.6


Temmuz 2025’de İngiltere ile Hindistan arasında serbest ticaret anlaşması imzalanmasının ardından, İngiliz başbakanlığı şöyle bir basın açıklaması yapıyor:


Başbakan Keir Starmer, 23 July 2025 İngiliz-Hint serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasının ardından -sevinç içinde- bir basın açıklması yapıyor:


Hindistan ile imzaladığımız tarihi ticaret anlaşması, İngiltere için büyük bir kazançtır. Bu anlaşma, Birleşik Krallık genelinde binlerce İngiliz vatandaşına istihdam sağlayacak, işletmeler için yeni fırsatlar yaratacak ve ülkenin her köşesinde büyümeyi teşvik ederek Değişim Planınımızı hayata geçirecektir.“


Ve devam ediyor ve özetle şöyle diyor:


Hindistan ile tarihi ticaret anlaşması imzalandıkça en az 2.200 kişilik istihdam yaratacak 6 milyar sterlinlik yatırım ve ihracat kazandı.Ve bu Hindistanlı tekeller; “... havacılık, teknoloji ve ileri imalat gibi yüksek büyüme gösteren sektörlerde istihdamı artıracak...”7


Böyle bir anlaşma karşısında İngiliz emperyalizmin siyasi temsilcisi sevinmesinde kim sevinsin? Ve K. Starmer, “bizim eski sömürgemiz nasıl bize yatırım yapabilir” diye bakmıyor, gelecek sermayenin büyüklüğüne ve ülke içinde sağlayacağı gelişmeye bakarak sevinç çığlıkları atıryor. Hindistan emperyalizminin bu sermaye yatırımlarına James nasıl bakıyor: “ ... sermaye ihracı gerçekleştiriyor gibi görünüyor.”gibi değerlendiriyor. Yani, İngilizlerin Hindistan’daki sermayesini, emperyalist sermaye görürken, Hindistan’ın İngiltere’deki sermayesini “emperyalist sermaye” olarak görmediği gibi, “sermaye” olarak da değerlendirmekten kaçınıyor. O, Hindistanlı tekellerin iş yerlerinde çalışan yaklaşık 126 bin İngiltereli işçilere şöyle sesleniyor: “Bizim Hindistanlı tekellerin sizi sömürdüğüne dair elimizde bir rapor yok!O, Hindistanlı tekellerden “sömürü belegesi” bekliyor. Ama, işçiler sömürüldüklerini çok iyi biliyorlar.


Hindistanlı tekellerin İngilterede yatırımlarını artıracak olması, İngiliz başbakanını böyle sevindiriyor. Ancak, James’e göre bu tekeller “komprador” olmaya devam ediyor. İngiltere gibi sanayi ülkesinde “yarı-sömürge” bir ülkenin “komprador” burjuvazisi ne amaçla yatırım yapar! İngiliz burjuvazisine “iyilik” olsun diye mi, yoksa, aynı İngiliz tekellerinin Hindistan’da ne amaçla yatırım yapıyorlarsa, onlarda İngiltere’de aynı amaçla, emperyalist amaçla, daha fazla kar elde etmek için, bunun içinde İngiliz işçilerini daha fazla sömürmek için sermaye yatırımı yapıyorlar.


Yani, Hint tekelleri, İngiltere’de yatırım yapıyorlar, sermaye birikimi sağlayarak büyüyorlar, büyük miktarda gelir elde ediyorlar, ama P J James’e göre, bunlar diğer emperyalist tekellerin sömürüsü gibi “aşırı” değilmiş. Bir Marksist, çok iddialı bir şekilde bu tür liberal görüşleri ileri sürebiliyor! James’e göre Hindistanlı tekeller “komprador nitelikli” oldukları için, işçileri sömürü konusunda çok insaflıymışlar(!) Bu tür argümanlar, işçilerin sık sık duydukları liberal burjuvaların -sömürüyü gizlemek için öne sürdükleri- zırvalamalarının ötesinde bir anlamı yoktur.


İngiltere’de yatırım yapan tekellerin %31’i teknoloji, medya ve telekomünikasyon, %22’si ise ilaç ve kimya sanayinde, hizmet sektörü ve finans sektöründe yatırımları var.8 Yani, Hindistan, Türkiye, Brezilya, Meksika ve diğer yeni emperyalist ülkelerin burjuvazisinin hala “komprador” olarak niteleyenler, bu ülkelerin tekellerinin en gelişmiş sanayi dallarında ve finans alanında dış ülkelere yaptıkları sermaye yatırımlarını ve bu ülkelerin işçilerini aşırı sömürdüklerini kabule yanaşmıyorlar. En gelişmiş sanayi ülkelerinden en geri kapitalist ülkelere kadar yatırım yapan tekeller “komprador” nitelikli değil, emperyalist nitelikli olurlar. Mao’nun söznü ettiği, emperyalizme bağımlı, kendi öz sermayesi fazla olmayan, esas olarak emperyalist ülkelere ya da emperyalist tekellere bağlı “komprador” ticaret tekelleri ile İngiltere’ye büyük sermaye yatırım yapacak bir duruma gelmiş bir tekel “komprador” olamaz.


2025 yıl sonunda tahmini rakamlara bakılırsa, Hindistan’ın GSYH 4,1 trilyon ABD doların üstündeyken, İngiltere’nin GSYH’ı 3,9 trilyon ABD doları kadardır. Hindistan’ın dünya GSYH içindeki payı %3.52, İngiltere’nin payı ise %3.38 düzeyindedir.9 P J James’in “Yeni-sömürge Hindistan’ı” bütün eski emperyalistleri geride bırakarak öne doğru çıkıyor. Hindistan, bir zamanların 2. büyük ekonomisi olan Japon emperyalizmini de geride bırakarak şu an dünyanın 5. büyük ekonomisi sırasına yerleşmiştir.


Tarihin gerisinde kalmış teorilere sarılmayı “MLM” olarak kabul eden dogmatizmin emperyalist sermaye karşısında anti diyalektik duruşunun simgesidir, emperyalist tekelci burjuvaziyi “komprador” yapmak.


Afrika’daki Hindistanlı Tekeller


Burada, Hindistan’ın Afrikadaki bütün faaliyetlerini almayacağız. Sadece, konumuzla ilgili olan bazı Hintli tekellerin Afrika’daki faaliyetlerine yer vereceğiz. Yine, Hindistan ile çeşitli Afrika ülkeleri arasındaki sürdürülen askeri anlaşmalara da yer vermeyeceğiz.


Hindistan ile Afrika Ortaklık Zirvesi Toplantısı (20th CII India Africa Business Conclave 2025) 27-29 Augustos 2025 tarihleri arasında Yeni Delhi’de gerçekleşti. Hindistan ile Afrika ülkeleri arasında ortak toplantılar diğer emperyalist ülkelere göre daha sık olduğu söylenebilir ve bu toplantıda “Hint-Afrika Ekonomik Koridoru”nun açılması da kararlaştırılıyor.


2019-2020’de 56 milyar ABD doları olan Hint-Afrika ticaret (ithalat-ihracat) hacmi, 2024-2025 yılında (beş yıl içinde) yaklaşık iki katı olan 100 milyar doları aşmıştır. Hindistan’ın Afrika ülkelerindeki toplam sermaye yatırımı ise 1996-2024 yılı itibariyle toplam 75 milyar ABD doları kadardır. Ve sadece Güney Afrika’da 150’den fazla Hintli tekel faaliyet gösteriyor ve bunların toplam yatırımı 10 milyar ABD dolarına yakındır.10 Demek ki, Hindistan’ın sermaye yatırımı “sermaye yatırımı gibi görünüyor” değil, emperyalist bir ülkenin tipik sermaye yatırmıdır. Sanal değil gerçektir.


Hintli birkaç büyük uluslararası tekelin Afrika’daki sermaye yatırımlarını -konun daha iyi anlaşılması için-, kısca buraya alalım:


Reliance İndusstries; Gana merkezli Next-Genf İnfraCO (NGIC) tekeli ile ortaklık kurarak, burada 5G telekomünikasyon yatırımları yapıyor.


Adani Group, “doğu Afrika Geçidi” girişimi adı altında, Abu Dabi Limanları ile Darüsselam’da bir konteyner limanı satın aldı. Burası Doğu Afrika’ya açılım için önemli bir ticaret kapısı. Kenya’da kenaylı bir tekel ile ortaklıkm kurarak 736 milyon dolarlık yüksek voltaj iletim hattının yapımını tamamladı Ve 30 yıldır bunun faaliyetini sürdürdü. Ve Adani Group, Tanzaya’da elektrik güç aktarım ağına yatırım yaparak 900 milyon dolarlık yatırım yaptı.


Aditya Bırla Group: Gine’de boksit madeni ve alüminyum rafinerisi aytırımı var. ayrıca bu tekelin, Etiyopya, Tanzanya, Mozambik yatırımları var.


Bharti Enterprises: Küveyt’in en büyük telekomünikasyon tekeli olan Anin Africa’yı 2010 yılında 10 milyar dolara satın alarak, adını Airtel Africa koymuş ve bugün Nijerya, Gana, Kenya gibi ülkelerde faaliyet sürdürüyor. Nijerya ve Londra Borasına kayıtlı ve Londra Borsasındaki değeri 3,1 milyar sterlindir.


Tata Group: 1969’dan beri Afrika ülkelerinde faaliyeti var. 1977 yılında Tata Zambiya’yı kurdu. 1994 yılında, tata Group’un Afrika’daki merkezi faaliyetlerini yürütmek için Tata Africa Holdings G. Afrika’da kuruldu. Bu Holding, Gana, Kenya, Malavi, Mozambik, Nijerya, Sebegal, G. Afrika, Tanzanya, Uganda, Zambiya ve Zimbabve’de tarım, inşaat, alt yapı yatırımları, otelcilik ve batarya ile çalışan elektirkli otomobillere de bu ülkelerde yatırımları vardır. Ve kıta’daki yüksek gelirli kesimler için, sahibi olduğu Jaguar Land Rover araçlarını da pazarlamaktadır.


Mahindra ve Mahindra: Mumbai merkezli bu grup, dünyanın en büyük araç üreticilerindendir. Havacılık, temiz enerji, inşaat, danışmanlık, otelcilik ve telekomünikasyon branşlarında faaliyet sürdürüyor. 2000’lerin başında Afrika ülkelerine girdi. Nijerya, Kenya, G. Afrika ve Etiyopya’da elektirikli arça üretim ve dağıtımının yanı sıra bunların montaj üretim tesislerini kurdu.11


Ayrıca Hindistan devlet tekeli ONGC Videhs Limited (OVL), Mozambik’in gaz rezevlerinin konsorsiyum üyesi ve %16 hisseye sahip, ayrıca by bu rezerv’de Bharat Petroleum Corparatin %10, Oil India ise %4 paya sahiptir.12


Hindistanlı tekellerin Afrika’daki sermaye yatırımlarını iharacatını esas olarak , ilaç-kimya, enerji ve alt yapı, telekom, elektrikli araçlar (EV), otomotiv, inşaat alanında daha yoğundur.13 Bu konuda diğer emperyalist ülkelerle kıran kırana bir rekabet sürmektedir.


Uluslararası tekel haline gelmiş ve uluslararası alanda büyük yatırımları olan diğer tekelleri almaya gerek yok. Ayrıca, Hindistan devletine ait bir çok büyük banka ve petrol tekelleri var. Araştırmak isteyen bakabilir.


Bu somut veriler, Hindistanlı tekellerin diğer emperyalist ülkelerdeki tekeller gibi, sermaye ihraç ettiğini, gittikleri ülkelerde sermayelerini büyüterek, pazar paylarını artırmak amaçlı hareket etiklerini gösteriyor. Aşrırı sermaye birikimi aşırı sömürüyü koşullar. Hindistanlı tekeller, kendi ülkelerindeki işçileri sömürerek sermaye biriktirdikleri gibi, yatırım yaptıkları ülkelerin işçilerini de sömürerek sermaye birikimlerini ve pazar paylarını artırıyorlar. Sermaye ihraç eden ve bu aşamya ulaşmış, başka ülkelerde sermaye yatırımları olan tekeller, “komprador” değil, emperyalist niteliklidir.


Afrika ülkelerinde faaliyet gösteren Hintli tekeller, buradaki işçileri, Hindistan’daki işçileri sömürdüğü orandan (elde ettiği artı değerden) daha az mı sömürüyor? Hindistan’lı tekeller Afrikalı işçilere karşı çok mu “insaflı” davranıyor acaba? Ya da buradaki Hintli tekeller, Çin, Japon, ABD’li tekellere göre daha insaflı mı? James’e göre “daha insaflı”lar. Kapitalist sistemde, küçük bir bakkal dükkanı da olsa, onun amacı da büyümek, etrafındaki rakiplerini yok ederek, pazarların tek hakimi olmaktır. İlk okul son sınıf çocukalarının bile bileceği kapitalist sistemdeki şirketlerin niyetlerini bilmemek ya da bilmezden gelmek, en yalın söylemle bir burjuva aymazlığıdır.


Sermayenin birikimi işçiden gasp edilen artı-değer üzerinde olduğuna göre (bunu her marksist kabul eder), her sermaye sahibi, sermayelerini büyütmek (esaslı amaçları budur) için, işçileri ağır şekide sömürmek için tüm olanaklarını zorlar. Bu ister “komprador” burjuvazi olsun, isterse emperyalist burjuvazi olsun. Ve Sermaye nerede olursa olsun, her gittiği ülkede işçileri aşırı sömürmeyi amaçlar. Bu eğilim, ABDli tekel içinde geçerli, Hintli tekel içinde ve diğer tüm tekeller içinde geçerlidir. Marksist-Leninistler açısından, işçilerin artı-değerin gaspı üzerinde varlığını sürdüren bir tekelin, “sömürüyor-sömürmüyor” tartışmasının yapılması söz konusu olamaz, olmamalıdır.



Emperyalist Aşamaya Gelmiş Kapitalizm’de, Komprador Kapitalizmde Beklemeyi Sürdürmek


Hindistan, Türkiye, Meksika, Brezilya ve daha bir çok yeni emperyalist ülke komünistlerinin bazıları, hala bu ülkelerin burjuvazisinin “komprador” olarak değerlendirp, tekelci burjuvazi olduğunu kabul etmeye yanaşmıyorlar. P J James’de, Hindistan’ı “yeni-sömürge” olarak değerlendirdiği gibi, Tekelci Hint burjuvazsini “komprador” olarak nitelemeye devam ediyor. Bu Hindistan’ın İngiliz sömürgesi dönemine takılıp kalmaktır.


Komprador burjuvazi, emperyalizme bağımlı bir burjuvazidir. Yani, ülkede kapitalist gelişmenin olmadığı, feodal ağırlıklı ya da yarı-feodal ağırlıklı bir kapitalist gelişmenin olduğu, kapitalist sanayinin gelişip ülkeye damga vurmadığı ve bundan hareketle, emek (işgücü) sömürüsünün esas hale gelmediği bir ülkenin burjuvazisi “koprador” nitelikli olabilir. 1920’lerin Çin burjuvazisi buna örnektir. O dönemde Çin’de kapitalizm gelişmemişti ve birkaç şehirde kapitalizm vardı. 400 milyonluk bir ülkede 2 milyon işçi vardı. Çin burjuvazisinin bir ayağı feodalizm de iken bir ayağı kapitalizmdeydi. Ancak, burjuvazi emperyalist sermayey bağlıydı, çünkü kendi kapitalist sermayesi yoktu. Bu nedenle Mao, Çin’i “yarı-sömürge yarı-feodal” değerlendiriken, ülkeye egemen olan burjuvaziyi de emperyalizme bağımlı “komprador burjuvazi” olarak niteliyordu. Mao’nun o dönemin Çin değerlendirmesi doğruydu. Ve nüfusun büyük bir bölümü köylüydü ve köy ekonomisi ağırlıklı olarak feodal nitelikliydi.


Komprador nitelikli burjuvazinin sermaye ihracı olamaz, tersine, kendisinin emperyalist sermayeye gereksinimi vardır. Ayrıca, ülke içinde kapitalist gelişmeye bağlı olarak da ülke burjuvazisinin niteliğinde gelişme olur. Kapitalizmin geliştiği, işçi nüfusunun arttığı, kapitalizmin ülkenin her yanına yayıldığı ve belirleyici bir hal aldığı bir ülkede “yarı-feodalizm”den söz edilemiyeceği gibi, bu ülkenin burjuvazisi de “komprador” olarak nitelendirilemez.


Emperyalizm koşullarında, bütün ülkelerde kapitalist gelişme, serbest rekabetçi dönemdeki gibi değil, tekelleşme temelinde olur. Yarı-sömürge (yeni-sömürge) ya da yarı-sömürge yarı-feodal ülkelerdeki gelişmeler, emperyalizmin ortaya çıkmasından bu yana kapitalist gelişme, kapitalizmin tekelleşmesi üzerinde yükselmiş ve gelişmiştir. Çünkü, emperyalist burjuvazinin girdiği ülkelerde kapitalist gelişme kaçınılmaz olmuştur ve bu gelişme tekelleşme temelinde olur. Emperyalizm bir yarı-feodal ülkeye giriyorsa, orada feodal üretim ilişkilerini koruyamaz, bu onun ekonomik niteliği ile çelişir. Kapitalist gelişme kaçınılmaz olarak burada gelişir. Çünkü emperyalizm kapitalizmin en üst aşamasıdır ve sermaye feodal üretim ilişkileri üzerinde değil, kapitalist üretim ilişkileri üzerinde büyür ve gelişir. Bu, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişim diyalektiğidir.


Emperyalizm, girdiği en geri ülkelerin egemen sınıfıyla (bunlar toprak ağası ve tüccar/ticaret sınıfı olabilir) siyasi ilişkiye girer, ama, kendisi değil, onlar dönüşür ve emperyalist ekonominin (kapitalizmin tekelleşmiş hali) bir parçasına dönüşürler. İleri olan ekonomik ilişki, geri olan üretim ilişkilerini kendisine benzetir.


Bugün, kapitalist gelişmişlik oldukça yüksek düzeydedir. Emperyalist sistem, kapitalizmi sokmadığı hiçbir ülke bırakmadığı gibi, kapitalist üretim ilişkilerin egemen olmadığı ülke sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Bunu, dünya GSYH’nın gelişim boyutundan anlayabiliriz. 1950’de 5,3 trilyon ABD doları, dünya GSYH’ı 2025’de 117 trilyon ABD dolarına yükselmiştir.14 Bu, birkaç ülkede kapitalizmin gelişmesinin değil, dünya çapında kapitalizmin derinlemesine ve enlemesine genişlemesinin rakamlarıdır. Bu rakamlar, uluslararası sermayenin de boyutunu bize verir.


Hindistan, Türkiye, Brezilya, Meksika ve daha bir çok yeni emperyalist ülkeleri, hala “yarı-sömürge”, “yeni-sömürge” ve bu ülkelerin emperyalist burjuvazisinin “komprador” olarak işçi sınıfına sunmak, dünya işçi sınıfının mücadelesini zayıflatmaya neden olur. Ve aynı zamanda bu ülkelerin işçi sınıfının kendi burjuvazisinin karşısında silahsızlandırmaya yol açar. P J James ve aynı görüşe sahip olanların işçi sınıfı içinde oynadıkları oportünist rol de budur.


Kapitalizmin uluslararsı gelişmişliğini, üretimin uluslararasılaşmasını James’de yarım-yamalak kabul ediyor. Ama, onun vardığı sonuçları net olarak söylemekten çekiniyor.


İşte James’in görüşü:


Komprador burjuvazisinin bu yapısal zayıflığına rağmen, üretimin uluslararasılaşması, ulusal ekonominin sınırlarını aşmaları ve küresel düzeyde faaliyet göstermek için çokuluslu şirketlerle lisans anlaşmaları, ortak girişimler, birleşme ve devralmalar yapmaları için yeni fırsatlar yaratmıştı.


Jemes’e güre, komprador burjuvazi, uluslararsı alana açılmış... Diğer ülkelerde yatırım yapıyor. Birleşme ve satın alımlar yapıyor...


Ancak bu -diye devam ediyor James-, yeni sömüürge (neo-kolonyal) ülkelerin emperyalist ülkelere dönüşmesi için henüz yeterli bir koşul yaratmamıştır.


Bir ülkenin emperyalist olması için koşul” ne ola ki acaba? Emperyalist ülkelerin tekelleri de, dış ülkelere yatırımlar yapıyor, sermaye akışı sağlıyor, satın alamlar ve birleşmeler yapıyor ve hatta teknolojik lisan anlaşmaları15 yaparak, başaka bir tekelin lisansı altında üretim yapıyor, aynı Hindistanlı tekellerin yaptığı gibi. Ve Hindistanlı tekellerin sahiplerinin bazıları dünyanın önde gelen zenginleri içinde yer alıyor ve uluslararası en büyük (Fortune Global 500) tekelinin içinde -2024 yıl sonu itibariyle- 9 Hindistanlı tekel yer alıyor. Bu tekeller, Lenin’in “emperyalizm” standartlarını “başarıyla” aşıyorlar, ama, bir türlü Jemes’in koyduğu “emperyalistleşme” standartlarını (bazılarının yıllık geliri 125 milyar ABD dolarının üzerinde olsada)16 aşamıyarak, “komprador” sınıfında kalmaya devam ediyorlar(!)


P. J. James, yukarda aktardığımız alıntıda; kompradorlar, dışa açılıyor, dış ülkelerde sermaye yatırımları yapıyorlar, fabrika, işyerleri gibi üretim tesisleri satın alıyorlar, gaz, petrol, finansal, yüksek teknolojik, ilaç-kimya ve madenlere yatırım yapıyorlar, bunları dış ülkelerde işletiyorlar, Hindistan içinde üretimin toplusallaşması nedeniyle yüzbinlerce işçi çalıştırıyorlar .. vs. vs. “Komprador emperyalizm” olmadığına göre, olsa olsa bunlar emperyalist olabilir. Hindistan tekelci burjuvazisi, kendi çıkarları peşinde koşuyor, dünyadaki pazar ağını genişletmeye çalışıyor, esas amaçları bu.


Buna rağmen, James;


“... ulusal karakterli bağımsız bir kapitalist sınıf olmaktan çok uzak olan bu komprador burjuvazisi, .... emperyalist finans kapitalin şemsiyesi altında doğup büyümüş ve "alt sömürücü" konumundan memnun olarak emperyalizme sadakatle hizmet etmiştir” demekte bir eksiklik görmüyor.


Yeni sömürge ve bağımlı ülkelerin burjuvazisinin “bağımsızlığı”, ülke içindeki sermaye birikimi ve sermayenin yoğunlaşmasıyla doğru orantılıdır. Ülke içinde kapitalizmin gelişmesi, üretimin toplusallaşması ve tekelleşmenin ülke ekenomisine egemen olmasıyla bağımlı ülke burjuvazisinin bağımsız hareket etme koşulları artar. Özellikle sermaye ihracının gündeme gelmesi ve esas hale yükselmesiyle, bağımlı ülke burjuvazisi “bağımlı” olmaktan çoktan çıkmıştır. Uluslararası alanda emperyalist sistem içinde rekabete başlar. Sermayesinin büyüklüğü oranda, uluslararsı sömürüden pay alır ve bu payını yükseltmek için tüm olanaklarını (ekonomik, siyasi, askeri, emperyalist kamplar arasındaki çelişmeden yararlanma vb. gibi) kullanır. Bu emperyalist kamplar arsındaki çelişkileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanma/yararlnma, bütün emperyalist burjuvaziye özgüdür.


Hiçbir burjuvazi, bir başka burjuvaziye bağımlı, salt onun destekcisi olarak kalmak istemez. Kapitalist burjuvazinin karakteri gereği, sermayesini durmadan büyütmek, ve pazarların tek hakimi olmak için mücadele der. O, ömür boyu bir büyük tekelin mallarını satan ikinci derecede bir “tüccar” ya da komprador olarak kalmak istemez. Hiç sermayesi yok iken bu ilişkileri kullanarak sermaye elde eder ve büyüdüğü anda, bir zamanları ülke içindeki dağıtımcısı olduğu tekelle rakip olarak karşısına dikilir. Onunla yerel ve uluslararası alanda pazar mücadelesine girişir. Bu nedenle, bir burjuvazi “alt sömürücü” olarak değil, en üst sömürücü, en büyük tekel olmak için tüm yaşamını buna feda eder. Bu eğilim, tek tek kapitalistlerin niyetinden öte, kapitalist ilişkilerin zorunlu ve kaçınılmaz bir eğilimidir. Bu nedenle, hiçbir kapitalist belli bir sermaye birikimine kavuştuktan sonra “alt sömürücü konumundan memnun olarak emperyalizme sadakatle hizmetetmez. Çıkarları örtüştüğü oranda birlikte hareket eder. Bütün burjuvalar pragmtistir. Özellikle yeni emperyalist ülke burjuvaları daha da pragmatistir. Onların emperyalist çıkarları, paylaşılmış pazarlardan pay kampma istekleri nedeniyle bu böyledir. Hindistan burjuvazisi, BRICS içinde yer alır, ama aynı zamanda ABD ve AB ile de ilişkileri sıkıdır. Ama ne ABD’nin, ne AB’nin ne de Çin’in istemlerine göre ilişkilerini sürdürmez, kendi emperyalist sermayenin çıkarlarına göre ilişkilerini sürdürmektedir.


Türkiye’de bunun örnekleri çoktur. Örneğin Türkiye’den Koç Holding ile Ford Otomobil tekeli arasındaki ilk ilişki biçimi, önce Ford’un bayiliği, sonra küçük ortağı ve 2000’lerden bu yana da yarı yarıya (%50) ortaklığa dönüşmüştür. Yani, bir nevi eşitler arasındaki ortaklığa dönüşmüştür. Hindistan’da olmaması olası değildir.


Hindistan Emperyalist Bir Ülkedir


P.J. james’in “komprador Hindistan”ının ekonomik verilerinin kısa bir kesitini buraya alalım:


Hindistan’da tekelleşme en üst seviyededir. Hindistan Merkez Bankası eski başkan yardımcısı Viral Acharya iddiasına göre, Hindistan'da “beş büyükler (Big 5)” olarak bilinen; Reliance, Tata, Birla, Adani, Bharti tekelleri, ülke içinde fiyatları kontrol etmektedir.17 Servet yönetimi firması MarcellaManagement tarafından hazırlanan bir rapora göre ise, ülkedeki en büyük 20 tekel Hindistan borsası NIFTY'deki hisse değerinin %80'ini ellerinde tutmaktadır.18 Ayrıca, Hindistan Ulusal Borsası (NSE) piyasa değeri açısından dünyanın 5. büyük borsasıdır.19


Forbes Global 500 Tekel içinde 9 tane, Forbes Global 2000 tekel içinde ise 55 tane Hindistan tekeli var. Oysa dünyanın 3. büyük ekonomisi olan Almanya'nın ise Global 2000 listesi içinde 64 tekeli var. Bir zamanlar, uzun bir süre Hindistan'ı sömürge olarak işgal atında tutan İngiltere'nin ise Global 2000 listesi içinde 72 tekeli var.


Hindistan Borsası içinde yer alan 570 tekelin toplam piyasa değeri 4 trilyon 323 milyar ABD dolar.20 Bu miktar, Hindistan'ın 2023 yılı GSYH'dan büyüktür. Daha da önemlisi, borsadaki ilk yüz tekelin içinde yabancı ülkelere ait tekel sayısı oldukça azdır.


Hindistan, 2022 yılı verilerine göre, çelik üretiminde, Çin'den sonra, 125,3 milyon tonla dünyanın 2. büyük çelik üreticisidir. Oysa, aynı Hindistan'ın 1993 yılında 22 milyon ton çelik üretimiyle 10. sırada yer alıyordu.21 Worldsteel.org'a göre, Hindistan ürettiği çeliğin 12 milyon tonunu ihraç ederken, sadece 7 milyon ton ithal etmektedir. Yani, bunun anlamı, ürettiği 125 milyon ton çeliğin yaklaşık 115 milyon tonunu ülke içinde tüketiyor.22


Hindistan elektrik üretiminde de Çin ve ABD'nin arkasından dünyada 3. sırada gelmektedir. Toplam elektrik üretimi 2022 yılına göre 1,636 TWh kadardır.23 Bu gidişle kısa bir süre içinde 2. sıraya yerleşeceği belki de Çin'i geçerek birinci sıraya yerleşeceği süre fazla uzun olmayabilir.

Hindistan'ın en zengin yüz (100) kişisinin kişisel serveti yaklaşık bir trilyon ABD doları kadar.24 Bu miktar, Hindistan'ın 2023 yılı GSYH'nın üçte biri kadardır.


Tepeden tırnağa tekelleşmiş ve tekellerin egemenliğindeki bir Hindistan’ı hala “yeni-sömürge” ve “koprador kapitalist” bir ülke olarak tanımlamak, Hindistan işçi sınıfını ve emekçileri aldatmak, yanlış yönlendirmektir. Hindistan’ın toplumsallaşmış üretimin, tarihin en büyük 250 milyonluk kitlesel grevini25 gerçekleştiren işçilerin mücadelesinden ve tekelleşme sonucu topraksızlaştırılan ve alabildiğine yoksullaştırılan Hint köylüsünün, topluca ve aylarca süren direniş gerçekleştirmeleri de dikkate alınırsa sorun daha iyi analaşılabilir.26    01.01.2026

***

 * https://www.mlpd.de/theoretisches-organ-revolutionaerer-weg/briefwechsel-und-dokumente/kritik-an-den-ansichten-von-p-j-james-in-seiner-broschuere-imperialism-today


1P.J. James, „Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist) Kızıl Yıldız“, partisinin Genel Sekreteri. https://redstaronline.in/2017/03/26/imperialism-today-p-j-james/


2Unctad.org/system/files/official-document/wir2025_en.pdf, S. 259


3 https://www.grantthornton.co.uk/insights/india-meets-britain-tracker-2025/18 Juni

15Lisan anlaşmaları: İrili ufaklı küçük firmalar lisans anlaşmaları yapıp büyük tekellere ait malları ürettikleri gibi, hemen hemen bütün uluslararsı tekellerde kendi ürünlerini destekleyecek ve geliştirecek lisans anlaşmaları yapıyorlar. Lisan anlaşması üzerine üretim salt küçük firmalar özgü bir olgu değildir. Örneğin Tata Holding’de başka tekellere veya firmalara Tata markası altında lisans vermektedir. Bunlar inetrnet ortamında kolayca görülebilir. Özellikle bilşim sektöründe lisans almayan tekel yok gibidir. Bir cep telefonun iç parçalarına bakıldığında, en az on ülkede on ayrı firma tarafından üretildiği görülebilir. Örneğin Apple tekeli, 5g/kablosuz teknoloji için Ericcson, Nokia, Samsung, LG Display, Qualcomm, Broadcom, Corning giibi firmalardan Çipler, ekranlar alıyor ve Diaolog Semiconductor gibi tekellerden patent portföyleri satın alıyor. Kaznak: www.investopedia.com/articles/investing/090315/10-major-companies-tied-apple-supply-chain.asp.

17 https://thewire.in/economy/big-five-inflation-india-viral-acharya

20ttps://companiesmarketcap.com/india/largest-companies-in-india-by-market-cap/

21www.worldsteel.org/wp-content/uploads/Worldsteel-in-Figures-2022.pdf

22www.statista.com/ındıa-consumtion-volume-of-finished-steel/2022

23www.ourworldindata.org/graoher/electricity-prod-source-stacked

24https://www.forbes.com/india-billionaires/list/2/tab:overall

258 Eylül 2025 Hindistan gazeteleri ve tüm haber kanalları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder