22 Haziran 2026 Pazartesi

Devrimci Durum Yükseliyor!

 

 

Devrimci Durum Yükseliyor!

Ne ve Nasıl Yapmalıyız?

 

Yusuf Köse 


Bugün ülkemizde faşist bir diktatörlüğün sürdüğü ve her geçen gün şiddetini artırdığı bir gerçekliktir. Bunu, değişik argümanlarla dillendirmelerine rağmen, burjuva muhalefet (Ö. Özel CHP’si) de kabul eder duruma gelmiş gözüküyor. Emperyalist1 Türk tekelci burjuva iktidarı, kendisi için „dikensiz bir gülbahçesi“ istiyor. Faşist Erdoğan rejminin aksatılmadan ve rahatsız edilmeden sürdürülmesini istiyor. Muhalefetin „muhalefet ediyormuş“ gibi yapmasını, solun ve işçi sınıfının bütünüyle susturulmasını, ücretli kölelik sisteminin daha da ağırlaştırılmasını, sermaye birikiminin ve merkezileşmesinin önündeki tüm işçi sınıfı engellerinin kırılmasını ve kaldırılmasını istiyor.


Bu nedenle de yürürlükteki faşist „anayasa“ bile rafa kaldırılmış durumdadır. Bu, modern faşist rejimler, uluslararası emperyalist sistemin siyasal zorunlu bir tercihi ve artık gelinen aşamada kısmi „demokrasi“ oyunundan vazgeçmişlerdir ve doğrudan işçi sınıfı ve kitlelere faşizmi dayatıyorlar. Çünkü üretimin uluslararasılaşması ve uluslararası yeniden üretimin örgütlenmesinin krizi, emperyalist burjuvaziyi tarihinin en gerici durumuna getirmiştir.


Faşist Erdoğan rejmin „barışçı“ gösterilerle yıkılması, geriletilmesi söz konusu değildir. Daha öncede yazdım, Erdoğan seçimle gitmez. Erdoğan’ın örgütlediği ve kontrolü altında yaptığı bir seçim, yine Erdoğan’ı iktidarını pekiştirecek „demokrasi“ aldatmacasından öteye gitmeyecektir. Bu konuda (sanırım) ilerici kesimlerin hepisi hem fikir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan bunu defalarca yaşayarak ve deneyerek gördü.


Erdoğan rejmini geriletecek ve yıkacak olan, geniş bir ilerici-devrimci (Kürt ulusal demokratik hareketi de dahil) muhalif birlikteliğin sağlanmasıdır. Öncelikle komünist, devrimci ve ilerici güçlerin, faşist rejmin yıkılması konusunda birleşik bir mücadeleyi ete kemiğe büründürmesidir. Eylemde birlik ajitasyon ve propaganda da serbestlik ilkesi temelinde sağlam bir birliktelik oluşturulmalıdır. Birlikteliğin hedefi net olmalıdır: Faşist Erdoğan rejmin yıkılması ve demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasıdır. Kitlelerin acil taleplerinin kazanılması bu rejmin yıkılmasına bağlıdır. Politik özgürlükler kazanılmadan ekonomik özgürlükler (refah düzeyinin gelişmesi bağlamında) kazanılamaz.


Bu mücadeleye destek verecek reformist-ilerici bütün güçlerle ortak hareket edilmeli ve birlikteliğiniçine çekimesi iin zorlanmalıdır. Bunun içinde Özgür Özel’in (ÖÖ) CHP’si de dahil. Bugün kitlelerin önemli bir kesimi ÖÖ’in peşinde. Erdoğan’a karşı „kurtarıcı“ olarak onu gördüklerini söylemek yanıltıcı olmaz.


Böylesi bir birliktelik ve bunun hedefinin doğrudan sosyalizm olmaması verili koşullarla ilgilidir. Elbete sosyalizm perspektifini komünistler asla kaybetmeyecektir. Faşizmin yıkılması ya da geriletilmesi sosyalist mücadeleye hizmet edecektir. Ancak, faşist diktatörlüğe karşı en geniş birliktelik için asgari demokratik normlarda ve hedeflerde birleşmenin önemi küçümsenemez. Bütün bunların, kitlelerin gerçek kurtuluşunun sosyalizmde olduğu propagandasının yapılmamasının önünde engel oluşturmaz.


Bugün, kitlelerin büyük bir bölümü faşist Erdoğan rejmini istemediği açıktır. Kitleler artık eskisi gibi (Erdoğan rejmi altında) yaşamak istemiyor. Sarı sendikaların her türlü baskı ve manipülasyonuna karşı, işçi sınıfı bu rejimden kurtulmak istiyor. Çünkü bu faşist rejmi desteklemesi için bir neden kalmamıştır. Kendi yaşamından bunu rahatlıkla görüyor. Her türlü baskı ve köle gibi çalışmasına karşın, her gün ekmeğinin bir dilim daha azaldığını, hiç bir hakkının kalmadığını yaşıyor ve görüyor. Nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan emeklilerin (yaklaşık 17 milyon2) de mücadale içinde ya da mücadeleye hazır olduğu bir gerçektir. Daha geniş bir „demokrasi“ vaadiyle iktidara gelen Erdoğan rejmi, gelinen aşamada, toplumun üzerine bir kabus gibi çökmüştür. Bu nedenle, abartısız bütün kesimler bir yol arayışı içindedir. Buna Tekelci burjuvazi de dahil. O, baskı ve sömürü rejmini daha fazla artırarak çözüm arıyor.


Ancak, „yıkılmaz“ denen hiçbir gerici kale, işçi sınıfının devrimci güçleri karşısında duramaz. Tarihin devrimci yanında duran güçler ilerlemek için, tarihin gerici yanında duran güçler yıkılmak için gün sayar. Önemli olan, doğru zamanda doğru mücadele taktikleri geliştirebilmesini başarmaktır.


Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; hemen hemen bir avuç azınlık dışında toplum, Erdoğan rejminden kurtulmak için önderlik ve yol arıyor. Bu nedenle de şimdilik öne çıkan ÖÖ’nin (reformist politikaları nedeniyle) arkasında gidiyor. Ancak, ÖÖ sınıf karakteri gereği, kitle hareketini daha ileri götüremez. Uzlaşmacı bir çizgide hemen geri adım atacaktır. Ayrıca, onun reformist politikalarıya Türk tekelci burjuvazisinin desteklediği saray rejmi uygulamalarından vazgeçmeyecektir. Yürürlükteki faşist diktatörlük politikası, salt Erdoğan’ın kişisel bir uygulaması değil, faşist Türk devletinin (yani Tekelci burjuvazinin) bir politikasıdır.


Erdoğan rejmini yıkacak olan ya da en azından geriletecek olan, onun uyuladığı şiddete karşı daha güçlü bir şiddetle karşı koymak gerekir. Sınıf mücadelesinin diyalektiği budur. Güçlü bir faşist baskıya karşı daha güçlü bir devrimci bir mücadele ortaya konmalıdır ki, karşı devrimci güçler geriletilsin ya da zayıflatılabilsin ya da yıkılabilsin. Bunun başında süresiz genel grevin ugulanması ve her alanda işçi direnişlerinin yagınlaştırılması gelir. Çalışan tüm kesimlerin işleri durdurarak sokaklara çıkması... Üniversite gençliğin bu mücadelenin içinde aktif olarak yer alması, faşizmi geriletecek ya da yıkacaktır. Hedef Erdoğan rejminin son bulması olmalıdır. Değişik kılıflar altında Erdoğan rejminin ayakta kalması kabul edilmemelidir.


Tekelci burjuvazinin can damarı olan ekonominin, üretimin durdurularak işlemez hale getirilmesi mücadelenin odaklandığı ana hedef olmlıdır. Bunun tek bir yolu: genel grevdir! Komünist ve devrimciler bunu örgütlemek için yoğun çalışma yapmalıdır. İşçi sınıfı ve diğer çalışanların (sarı sendika engelemelerine rağmen) kısmen buna hazır olduğu görülüyor.


Dünya’da olduğu gibi Türiye ve Kuzey Kürdistan’da da devrimci durum yükselmektedir. Şu an güçlü gibi gözüken Erdoğan rejmi, tarihinin en zayıf anını (ekonomik ve siyasi olarak) yaşıyor. Emperyalist savaş örgütü NATO toplantısının Ankara’da yapılması Erdoğan’ın kitle tabanını güçlendirme yerine daha da zayıflatacaktır. Kitlelerin yaşamları daha da kötüleşmeye devam edecektir. Uluslararası emperyalist burjuvazinin Erdoğan rejmine vereceği tek öğüt, baskıların dozajını daha da artır olacaktır.


Sonuç olarak; ülkedeki devrimci durumun yükselmesine bağlı olarak yeni birliktelikler ve mücadele biçimleri geliştirmelidir. Emperyalist Türk tekelci burjuvazisinin bu rejmi mutlaka ama mutlaka yıklımlıdır. Bunun koşulları dünden daha fazla olgunlaşmıştır. Eksik olan subjektif güçlerin birleşerek güçlenme yolunu daha net seçmiş olmamalarıdır. Bir önceki makalemde de vurgulamıştım: Gerçekleşebilecek hiçbir toplumsal proje, ittifaklar olmadan hayat hakkı bulamaz. Sosyalizmi ve komünizmi hedefleyenlerin bunu unutmaması gerekir. 22.06.2026



1Ne var ki, hala bir çok devrimci örgütlenme bunu kabul etmemekte direniyor.

2DİSK-AR, „Türkiye’de Emeklilerin Durumu“, Araştırma Raporu Temmuz 2025



4 Haziran 2026 Perşembe

Burjuvazi, Faşist Saldırganlık Alanını Derinleştirerek Genişletiyor

 

Die türkische Monopolbourgeoisie weitet ihre faschistische Aggression aus
Edirne-Uzunköprü Maden İşçileri

 

 

Emperyalist Türk Tekelci Burjuvazisi


Faşist Saldırganlık Alanını Derinleştirerek Genişletiyor


Yusuf Köse


Türkiye’de muhalefet partisi CHP’ye (son yerel seçimlerden ülkenin birinci partisi) „mutlak bultan“ adı altında açıktan el konulması, uluslararası emperyalist sistem içinde gelişen emperyalist savaş tehlikesinden  ve buna bağlı olarak gelişen faşizmin yagınlaştırılmasından bağımsız değildir.


Türkiye’de ekonomik ve siyasi kriz daha da derinleşmeye başladı. Yeni emperyalist Türk devletine egemen büyük tekelci burjuva klikleri, Erdoğan rejminin devamından yanalar. Çünkü yasal ya da yasal olmayan düzenlemeler tekelci burjuvazini çıkarınadır. „Tek adam diktatörlüğü“ altında ülkeyi, modern faşist diktatörlükle tekellerin çıkarları doğrultusunda yöneten Erdoğan’ın iktidarda kalmasını tekelci burjuvazi istiyor.


Emperyalist Türk tekelci burjuvazisi, burjuva demokrasisinin en küçük kırıntılarını dahi kaldıramayacak durumdadır. Sermayenin birikimi ve merkezileşmesinin geldiği boyut, uluslararası üretimin yeniden örgütlenmesinin krizi, burjuvaziyi bütünüyle faşistleştiriyor. Bu salt Türk tekelci burjuvazisinin yönelimi ve uygulaması olmayıp, aynı zamanda hemen hemen bütün emperyalist ülkelerin eğilimi ve bazılarının yönetim biçimi haline çoktan gelmiştir. Göstermelik bir burjuva muhalefet, göstermelik „seçim“ ve göstermelik bir „demokrasi“. Ama bütünüyle faşistlşeşmiş bir rejim. Bunun adı modern faşizmdir.


Türkiye’nin en büyük burjuva partisinin genel merkezine büyük bir çevik güç, gaz bombaları, plastik mermilerle girip işgal etmek ve oradakileri dışarı çıkarmak, emperyalist sistemin geldiği noktayı göstermesi açısından da önemlidir. Burjuvazi, ülkeyi yönetmek için, artık göstermelik „demokrasi“ oyunundan vazgeçmiştir.


Erdoğan rejmi, 1 yıldan fazladır CHP’yi bölmek ya da kontrolü altına almak için uğraşıyor. Önce İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nu tutukladı ve peşinden CHP’nin büyük şehir belediye başkanlarını ve belediye çalışan bürokratları ve hatta bunları şöforlerini, yetişkin aile üyelerini bile tutukladılar. Ve CHP’ye yönelik bu ağır bu saldırı devam etmektedir. En son CHP’ye kayyum atanması ile sonuçlandı. Bu da yetmedi, niyetleri seçilmiş CHP genel başkanı Özgür Özel ve diğer yöneticileri tutuklamak. Çünkü Ö. Özel’in arkasında büyük kitle var ve direnmeye ve mücadeleye devam ediyor. Bu da, bütün anti-faşist ilerici güçlerin birleşmesini ve güçlenmesini de gerçekleştirme olasılığı vardır. Bu nedenle de olsa Özel ve ekibinin dışarıda olması, Eroğan için tehlikeli olmaya devam edecektir.


Türkiye’de 1982 yılında faşist askeri cunta döneminde kabul edilen bir gerici-faşist anayasa olmasına karşın, Erdoğan rejmi, o anayasayı dahi uygulamıyor. Faşist Erdoğan iktidarı yürülükteki anayasaya göre değil, kendisi nasıl uygun bulursa öyle hareket ediyor. Örneğin, en "yüksek mahkeme" olan TC Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamıyor. Oysa, TC Anayasa’sında bu mahkemelerin kararları „bağlayıcı“ olduğunu yazar. Özellikle, ülkede, 2015 yılından beri emperyalist tekelci burjuvazinin faşist haydutlar düzeni hüküm sürüyor dense yeridir. Bu durumun sürmesinde, başta ABD, AB, Çin, Rusya gibi emperyalist ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda aktif destekleri de söz konusudur.


Örneğin, yukarıda adları geçen emepryalist ülkeler Erdoğan yerine CHP’nin gelmesine istemezler. CHP’nin vaat ettiği 1970 sosyal demokrat partilerin „reformist“ politikası onların çıkarlarına terstir. CHP, Türkiye’de kitleleri kazanmak içinde bu tür bir politikayı „vaat etmek“ zorunda kalıyor. Erdoğan rejminin kitlelere, baskıları çeşitlendirerek artırmaktan başka verebileceği bir şey yoktur. Uluslararsı emperyalist bir sistemin devamı olarak emperyalist Türk tekelci burjuvazinin sistemi de çok yönlü olarak tıkanmıştır.


İşçi ve emekçilerin demokratik ve ekonomik haklarından çalarak ve kısıtlayarak tekellere aktarma sistemi, bir yere kadar devam eder ve kaçınılmaz olarak, başta işçi sınıfı olmak üzere kitlelerin büyük bir tepkisi ve giderek direnişleri ile karşı karşıya gelir.


Türk tekelci burjuvazinin temsilcisi Erdoğan rejminin modern faşist politikasının ana göstergeleri:


1- Tekellerin karlarını artırmaları için, her türlü olanağın tekeller lehine kullanılması; kitlelerin ve özellikle de işçi sınıfının baskı altında tutulması ve bunun için Erdoğan rejminin devamını sağlamak…


2- Enflasyonu sürekli yüksek tutarak büyük tekellere sermaye aktarımı sağlamak….


3- Emperyalist yayılmacılığı (sermaye yatırımı, askeri ve yumuşak güç olarak) geliştirmek...


4- İşçilerin ücretlerinin sürekli düşük tutulması, işçi haklarının bütünüyle ksıtlanması ya da yok edilme uygulamaları...

5- Demokratik hak ve özgürlüklerin gasp edilmesi ve baskıların artırılması...

6- Burjuva muhalefet partilerinin Erdoğan’ın iktidarını kabul ederek „muhalefet“ yapmaları ve CHP gibi iktidar adayı partilerin -yasal kılıflar altında- elimine edilmesi...

7- Kürt sorunun „çözülüyormuş“ gibi gösterilmesi ve Kürt ulusal demokratik hareketinin (DEM Parti nezdinde) denetim altına alınması, demokratik hak ve özgürlükler için en aktif kitleyi ikilemde bırakarak pasifleştirdiler ve bu partinin Erdoğan’ın iktidarının stepnesi haline getirilmesi (bunu kısmen başardılar)...

8- Devrimci ve Komünist örgütlenmelerin sisteme zarar vermeyecek seviyede legal çalışmalarına göz yummak… Hafif bir yükselme ve gelişme eğlimi gösterenlere operasyon düzenleyerek tutuklamalara gitmek…


Tekelci Burjuvazinin Cenneti:


Tekelci burjuvazi için Türkiye bir cennet iken, işçi sınfı ve emekçiler için ise tam bir cehenneme dönmüş durumdadır. Demokratik hak ve özgürlükler büyük bir bölümü gasp edilmiş, var olanlar ise ya da kısıtlanıyor ya da keyfi olarak uygulanıyor. Işçi sınıfı ve halkın alım gücü alabildiğine düşmüştür. Büyük tekeller ise karlarına kar aktmıştır. Türkiye’de söz sahibi olan büyük (banka, silah, otomobil, rafineri, kominikasyon, demir-çelik, süpermarket zincirleri vd.) tekellerin 2025 yılınınn ilk dokuz ayında net karları 30-113 milyar TL arasında gerçekleşmiştir. (600 milyon ile 2 milyar avro üzeri). Bankaların 2025 yılı ilk dokuz ayında toplam net karı 340 milyar TL (yaklaşık 6,5 milyar €) olarak gerçekleşmiştir.1 Finans tekellerinin elde ettikleri karlar, insan derisinin soyulmasına örnektir. İşçilerin ve emekçilerin ise yaşam seviyeleri ve reel ücretleri (%29-%35 arası) düşmüş ve düşmeye devam etmektedir. Bir başka hesapla, 2026‘nın ilk üç ayında işçilerin kayıpları tam 400 milyar TL olmuştur.2


Devlet, 2026 bütçesinden, tekellerden alınması gereken (toplam vergilerin %23‘ü kadar) vergiyi almaktan „vergi iadesi“ adı altında vazgeçiyor. Ama, işçilerden „vergi“ adı altındaki kesintileri ise her yıl büyütüyor. Eğitime, yoksulluğu önleme, istihdamı destekleme, kadının „güçlendirilmesi“ adı altındaki soyal harcamalar her yıl azalırken, tekellere destek, yıldan yıla artmaya devam ediyor.


Örneğin Koç Holding’e bağlı Türkiye’nin en büyük tekelleri TÜPRAŞ (Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi) ve FordOtosan’ın (Koç-Ford ortaklığı otomobil tekeli) 2025 yılında toplam gelirlerinden kesilen verginin oranı; sırasıyla, %0,31 (Tüpraş) ve %0,02 (Fordotosan) gibi komik bir rakam iken, aynı iş yerinde çalışan bir işçinin toplam gelirinden kesilen verginin oranı ise %17,8. Aynı iş yerinde çalışan bir işçiden, tekellerden kesilenin 109 katı daha fazla vergi kesiyorlar.3


Bu nedenle de, demokrasiden, özgürlüklerden, işçilerin alım gücünün yükseltilmesinden, burjuva reformist anayasal düzenden söz eden bir partinin iktidara gelmesini istemezler. Bu bir burjuva partisi de olsada. Tekelci burjuvazi, toplam çalışanların yarısının asgari ücrete mahkum edildiği, açlık sınırının ve enflasyonun altında kalmasını, yıllardır temel bir politika olarak hükümete uygulatıyorlar.



Yapılması Gerekenler;

gerçekleşebilecek hiçbir toplumsal proje, ittifaklar olmadan başarıya ulaşamaz“4


Komünist, devrimci ve tüm ilerici güçlerin CHP’nin bu kanadı ile ortaklaşa mücadeleyi geliştirmeleri zorunludur. Tekelci burjuvazinin iktidarının temsilcisi Erdoğan’ın modern faşist rejmini yıkmak için, demokratik hak ve özgürlükler doğrultusunda en geniş birlikteliği sağlanmalıdır.


CHP-Erdoğan arasındaki çatışma burjuva klikleri arasındaki çatışma“ olarak görüp, birlikte mücadeleye sırt çevirmek, faşist iktidarı güçlendirmek ve ilerici muhalif güçleri ise zayıflatmak ve örgütsüzleştirmektir. Erdoğan, tam 24 yıldır iktidardadır. Devlet adeta AKP ile bütünleşmiş ve tek parti diktatörlüğü vardır. Geçmişte, Türk devleti, 1925-1945 arasında olduğu gibi tek parti (CHP) iktidarı vardır. 24 yıldır iktidarda olan bir parti, iktidarı terk etmemek için her yolu denemektedir. İşçi direnişlerinin bastırılması, toplumun, miliyetçilik, şovenizm, Türk-Kürt, alevi-sunni ayrımcılığı ve kışkırtmaları ve diğer alt kimlikler üzerinden alabildiğine kutuplaştırılması bu sürecin temel politikaları haline gelmiştir.


CHP sosyal demokrat reformist bir burjuva partisi ve devletin kurucu partisidir. Buna rağmen bugün farklı bir politika izlemek zorunda kalıyor. Komünist ve devrimciler, CHP’nin sınıfsal niteliğini unutmadan, en geniş anti-faşist mücadele birlikteliğini sağlayıcı politika izlemesi, günün acil politik taktiğidir. CHP’nin reformist yönetimi, kitlelerin daha radikal hareket etmesinden çekiniyorlar. Kitlelerin polis ile karşı karşıya gelmesini istemiyorlar. Ancak, polis ve devletin güvenlik güçlerine karşı koymadan, hareketin gelişmesinin olasılığı zayıftır. Çünkü Erdoğan rejmi, elinedeki tek sopası olan devlet terörüne başvurmaktadır.


Diğer yanda, genel grev ve genel direnişi örğütlemek ve hayatı durduracak eylemler gerçekleşmeden, Erdoğan rejminin geriletilmesi ya da yıkılması olasılığı zayıftır. Tek başına ekonomik kriz yeterli değildir. Kitlelerin harekete geçirilmesi önemlidir. Ve CHP, kitleleri parlamenterist anlayışla örgütlemeye çalışacak, her şeyin seçimlerle değişebileceği propagandasını yapacaktır. Ancak, Erdoğan, yapılacak bir parlemonto seçiminde kendisinin iktidara geleceğini garanti altına almadan seçime gitmez. Bugüne kadar olduğu gibi…


Bu süreçte, devrimci durumda yükselme olasılığı güçlüdür ve marksist-leninistler ve devrimci örgütlenmeler bundan yaralanmasını bilmelidirler. Kitlelerin kazanmak ve örgütlemek için doğru politikalar izlendiğinde bu gerçekleşebilir.


Uluslararası alanda, bir taraftan emperyalist savaş tehlikesi ve faşist saldırganlık aratarken, karşı kutupta da işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi gelişmektedir. Türkiye’de de işçi sınıfının mücadelesinin daha da gelişmesinin koşulları vardır. Son olarak Edirne-Uzunköprü maden işçilerinin direnişi, 2 yılı aşkındır sendikal hakları için mücadele eden İzmir Serbest Bölge’deki Temel Conta işçilerinin mücadelesi, Doruk Maden işçilerin yeniden (1 Haziran) direnişe geçme çağrıları, Gebze’deki tekstil işçilerinin direnişleri, ülkenin geleceğinin mücadele görüntülerini vermektedir. Görev bu mücadeleyi daha ileri taşımak olmalıdır. Karamsarlığı değil, çoşku ve kararlılık kuşanılarak hareket edilmesinin toplumsal koşulları herzamankinden daha fazladır. 28.05.2026












































4MLPD 10. Parti Kongre belgelerinden