“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın Emperyalist Sistem içindeki Yeri
Yusuf Köse
7 Agustos 2026 tarihinde, Suudi Arabistan-SA-, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke'de imzalanan anlaşma emperyalist sistem içinde ses getirdi. Bütün emperyalist cepheler, soruna kendi emperyalist çıkarları açısından yanaşarak, “ittifak”ın kime karşı olduğu sorusunu sormaya devam ettiler.
Bu sorunun bu denli “ses” getirmesi ve üzerine her cepheden yorum yapılıp analiz edilmesi, Pakistan ve iki yeni emperyalist ülkenin bir araya gelmesidir. Daha önce (2015) SA öncülüğünde Yemen'de Hüsilere karşı oluşturulan “uluslararası ittifak” olsun, İran savaşı öncesi oluşturulan Pakistan-SA arasındaki ittifak olsun bu denli bir ses getirmemişti. Ya da bu denli ciddiye alınmamıştı. Ancak bu kez, ABD-İsril ve İran arasındaki savaşın içinde böylesi bir ittifakın kurulması ve içinde yeni emperyalist Türkiye'nin de olması sorunun rengini değiştirir oldu.
MOSA, bol sermayeli Suudi Arabistan'ı korumak amaçlı gibi görülmesine karşın, Pakistan ve özellikle de Türkiye'nin emperyalist çıkarlarını da içinde barındırmaktadır. Saldırı altında olan SA'dır. Hüsiler, Irak'taki İran yanlısı gruplar ve İran tarafından saldırıya uğramıştır. İran doğrudan SA'daki ABD üslerini hedef almasnna karşın SA bu saldırıları kendine karşı yapılmış olarak görüyor ve ABD ile birlikte Irak'taki İran yanlısı grupları havadan bombalamaya katıldı. Bölgenin en saldırgan güçlerinden biride yeni emperyalist SA'dır. Yemen'e karşı savaş açtı. Ve “Uluslararası Koalisyon Güçleri” adı altında en az 14 ülkeyle beraber Husiler'e saldırdı ve ancak yenmeyi başaramadı ve tersine Husiler, bu saldırılara rağmen daha da güçlenerek çıktı ve SA geri adım atmak zorunda kaldı. Şimdi ise “Kızıl Denizi Savunma Koalisyonu” oluşturdu.1
Türkiye saldırgan ve yayılmacı bir ülke. Bunu bütün komşuları da biliyor. Yunanistan ile kuruluşundan beri sorun var ve Kıbrıs'ın yarısını (Kuzey) işgal ve yarı-ilhak etti. Burada büyük bir askeri gücünü hazır bulundurmaktadır. Bu nedenle de Doğu Akdeniz'de hak sahibi olma iddiasını sürdürmeye devam etmektedir. Yayılmacılığı salt Suriye ve Irak ile sınırlı olmayıp, Libya, Somali ve Sudan'a kadar uzanmış durmdadır. Askeri varlığı bu ülkelerin dışında, Katar ve Cubiti'de de vardır. Askeri yayılmacılığın temel dayanakları sermaye yatırımları ve silah ihracatı ise devam etmekte ve her geçen gün büyümektedir.
Türkiye, İsral ile (ağırlıklı olarak) Suriye, Somali ve Doğu Akdeniz'de karşı karşıya gelmiş durumdadır. Her iki yeni emperyalist devlet, birbirini açıktan düşman, yayılmacıl çıkarları önünde birbirlerini engel olarak değerlendiriyor. Bunlar her iki tarafın burjuva basının da sık sık yer alıyor ve birbirinin adımlarını özenle takip ediyorlar. Öne çıkan kapışma noktalarının başında hiç kuşkusuz Suriye ve Somali gelmektedir. Türkiye'nin bölgede en büyük çelişkisi İsrail'ledir. Aynı zamanda, İsrail'in Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs) ve Yunanistan ile askeri ve Doğu Akdeniz'de enerji yatakları üzerindeki anlaşma ve ikili ilişkilerini geliştirmesi, kendini “çevreleme” olarak değerlendiriyor.
Türkiye, Suriye'nin kuzeyini işgal ettiği gibi, şimdiki HTŞ'li hükümeti de kontrolü altında tutmaktadır. Yoğun baskı ve tehditlerle Rojava özerk yönetimini tasfiye etme durumuna getirdi. Öcalan'ı da devreye sokarak, PKK'nın “Kürdistan Özgürlük Hareketi” dediği büyük bir hareketin yönelimini değiştirerek tasfiye etti.
Böylece PKK, Kürt ulusunun ulusal haklarını savunma alanını terk etti ve esasta Türk devletinin istediği siyasal düzleme geldi. Emperyalist Türk devleti PKK'yı (Rojava'da dahil) kendi yayılmacılığının önünde engel görüyordu ve bu engeli şimdilik kaldırmış görülüyor. Koşullu ve kısmi af içeren “Çerçeve Yasası” bunun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Nasıl uygulanacağı ise hala bir muamma! Çünkü ortada burjuva hukuku da olsa, gerçek anlamda bir yasa yoktur. Sadece faşist bir keyfiyet vardır.
Türk devletinin Irak'ın Kürt bölgesinde onlarca denebilecek askeri karakolları mevcut. Bir nevi Türkiye'nin kontrolü altında. Ekonomik ve siyasi olarak'da Batı Kürdistan'da etkisini her geçen gün artırmaktadır. Ayrıca Irak hükümeti üzerinde de etkisi var. Basra Fav limanı'ndan başalayıp Mersin Limanı'na ve buradan da Avrupa'ya uzanacak demiryolu ve otoyol'dan oluşan “Kalkınma Yolu Projesi”2 ile “ekonomik koridor açma” projesinin sürüdürülmesi, Irak üzerindeki çok yönlü etkisinin artırma planlarının parçası olarak devam etmektedir. Türkiye'nin Irak üzerindeki etkisini artırıcı bu projeye İran karşı çıkmaktadır.
İran ile Türkiye (önceli Osmanlı) arasında 1639 tarihinde imzalanan Kasr-ı Şirin antlaşmasından beri sınırlar değişmediği gibi, aralarında bir savaş da çıkmamıştır. Ancak günümüzde emperyalist sistem içindeki sorunlar daha karmaşık bir duruma geldiğinden bu durumun aynı şekilde sürdürülüp sürüdürülemeyeceği belirsizliğini korumaktadır. Buna rağmen çıkarları uzlaşan değil, çakışan yeni emperyalist güçlerdir. “Dostluk,” emperyalist çıkarların çatışması ve bunun üzerinde çelişmelerin keskinleştiği noktada biter ve sıcak çatışmaya evrilebilir. Şimdilik her iki devlet açısından bu olasılık çok zayıf. İki devlet, uzun yıllardır birbirini doğrudan karşısına almamaya çalışarak “dostluk” ilişkisini sürdürmeyi kendi çıkarlarına daha uygun buluyorlar. Bunun en büyük nedeni iki tarafında, “ulusal sıcaklığını” hiç kaybetmemiş “Kürt Sorunu” olmasından kaynaklanıyor.
Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması (MOSA) içinde yer almasının esas nedeni; siyasal etkinliğini artırarak bölgenin “askeri ve ekonomik büyük gücü” olmanın avantajını, bölgesel yayılmacılığını güçlendirmek için kullanma isteğidir. Bu MOSA, Türk tekelci burjuvazisinin yayılmacılığı, silah sanayi üstünlüğünü daha da artırma ve sermaye yatırm alanlarını genişletme çabasının bir ürünü olduğu bir gerçektir. Bunu, bazılarının “Osmanlı hevesi” olarak okumaları, sorunun esas yanını, Türk tekelci burjuvazisinin emperyalist yüzünü görememelerinden kaynaklanıyor. Bu analizcilere bakılırsa, “Türk devleti, basit bir paramiliter bir güç” gibi “başkalarının hesabına çalışıyor.” ve “Asla kendi emperyalist çıkarları yoktur” demeye getiriyorlar. Büyük bir askeri güç, 80 milyarı aşan sermaye yatırımları3, dünyanın 11. silah ihracatcısı ve 1,6 trilyon ABD doları GSYH'a sahip bir tekelci burjuva devletinden söz ediyoruz ve hala işgal ettiği bölgeler var elinde ve bu eğlimini devam ettiriyor..!
Ve MOSA'yı salt ABD'e hizmet amaçlı olarak değerlendirmeler ise, komplo teorisi olarak gözükmektedir. Evet, MOSA, ABD'ye karşı değil. Daha çok SA'nın isteği doğrultusunda İran ve onun etkisi altındaki güçlere (Husiler ve diğer ekesen güçleri) karşı gibi gözükmesine karşın, aynı şekilde İsrail'e de karşıdır. Bu oluşumdan İran'dan daha çok İsrail rahatsız olmuştur. İsrail'in rahatsız olması, Türkiye'nin bu anlaşmanın içinde olmasındandır. Çünkü bu anlaşma, “İbrahim Anlaşmalarını” erteletti ya da onun şimdilik ortadan kalkmasına neden oldu. Bu bağlamda, bu anlaşmadan İsrail'in daha fazla rahatsız olması boşuna değildir.
MOSA, ABD'ye karşı değil, ancak onun bölgedeki zayıflamasının ürünü olduğu açıktır. Bu anlaşma, Rusya ve Çin'e karşı da değildir. Bu ülkelerin en fazla ticari ilişkileri Çin iledir. Özellikle Pakistan'ın Çin ile daha sıkı ekonomik ve askeri hacimlidir. Bu oluşum, şu anda “savunma amaçlı” gözükmekte ya da böyle açıklıyorlar. Anlaşmanın esas detaylarını gizili tutuyorlar. Askeri bir saldırganlığa dönüşüp dönüşmeyeceği belli değil. Operasyonel durumu dönüşme olasılığıl her zaman var. Bu, şimdilik, daha çok İran'ın kendisine değil, İran yanlısı gruplara yönelik olabilir. Bunu daha çok emperyalist ülkeler arası güç dengeleri ve karmaşık ilişkiler yumağı içindeki çelişmelerin keskinleşmesi belirkleyecektir. Ancak, yaklaşan emperyalist savaş tehlikesi içinde, şimdiden nelerin olabileceğinin ayrıntılarını vermek öznelcilik olur.
MA içinde yer alan Pakistan'ın İran ve İsrail ile bir sorunu “şimdilik” yok. İkisi ile de “dost”. Onun esas derdi Hindistan. O da kendini Hindistan'a karş? güçlendirmek amacıyla MOSA içinde yer almıştır. Ancak, Pakistan'da saldırgan bir güçtür. Sık sık Hindistan ve Afganistan ile sınır çatışmalarına ve Hindistan ile Kaşmir sorunundan dolayı çatışma yaşamaktadır. Ve nükler bir güçtür. Bu da ona askeri bir caydırıcılık ve üstünlük sağlıyor. Ancak, Pakistan emperyalist bir ülke değil, ama ona doğru hızla koşmakta olduğu söylenebilir. Pakistan'da, dış ülkelerin yatırımlarının büyüklük sırasına göre; Çin (toplam yatırımların %27'si), İngiltere (%12,9), Hong Kong (%11,3), ABD (%9,3), İsviçre (%5,8) gelmektedir.4
MOSA, ABD emperyalizminin artık deniz aşırı ülkelerin güvenliğini sağlayamamasının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. İran savaşı bunu net olarak göstermiştir. Ve bu gelişme, ABD emperyalizmin genel anlamda gerilemsinin bir sonucudur. Ve yeni emperyalist ülkeler, gerileyen eski emperyalist ülkelerin boşluklarını hızla doldurmaktadır. Emperyalist eşitsiz gelişme yasası gereği, eski büyükler olduğu gibi yerinde kalamaz. Yeniler eskilerin yerini alabilir ve almaya da devam ediyorlar. Bir zamanların “küçük Çin'i” şimdi ABD emperyalizminin en büyük emperyalist rakibi durumuna geldi.
MOSA, bir emperyalist anlşamadır. Ve emperyalist ülkeler arasındaki çelişmeden doğmuş olmasına karşın, uluslararası işçi sınıfına ve ezilen halkalara karşı yapılmış bir anlşamadır ve karşı çıkılmalıdır. Özellikle Türkiyeli komünistlerin, Türk devletinin bu tür emperyalist amaçlı anlaşma ve yayılmacılığına karşı açıktan tavır almaları ve teşhir etmeleri komünist olmanın bir gereğidir. 7.08.2026
1Bu koalisyonun içinde, Türkiye, SA, Pakistan, Somali, Mısır, Sudan, Kuveyt, Katar, Ürdün ve Cubiti var.
2Bu projenin ortakları arasındaki ülkeler: Türkiye, Irak, Katar ve BAE.
3TCMB, Uluslararası Yatırım Pozisyonu İstatistikleri, Mayıs 2026
42024 UNCTAD Raporu
