9 Mayıs 2020 Cumartesi

Artı-Değerin Kaynağı-4


    IV. BÖLÜM


Uluslararası Yüksek Teknoloji Tekellerinin İşgücü İstihdamı

Burada bütün tekelleri ele almayacağız. Ancak öne çıkan uluslararası yüksek teknoloji tekeli Foxconn’u kısaca burada inceleyecek. Foxconn’un ele alınmasının nedeni, piyasada yüksek teknoloji ürünü olarak öne çıkan markaları üretmesi ve onlara parça tedarik eden önde gelen tekellerden birisi olması ve aynı zamanda işçileri en zor koşullarda çalıştırdığı ile ün kazanmış Tayvan menşeli uluslararası niteliğe sahip bir haydut tekel.

Diğer tekellerin bundan farkı var mı? Kesinlikle hayır! Bunun marifetleri uluslararası burjuva basınında daha fazla öne çıktığı içindir.1

Bu tekeli incelememizin konumuzla doğrudan ilgisi vardır. Söz konusu tekelin ürettiklerinin yüksek teknolojik ürünler olmasından kaynaklıdır. Ve aynı zamanda yüksek oranda işçi çalıştırmasıdır. Yani, canlı emeği en fazla kullanan tekellerden biridir. Sermayenin organik bileşiminin yüksek olması, üretim süreci içinde işgücü kullanımının da yüksek olmasını dıştalamadığını ortaya koymaktadır. Kapitalist tekellerin, işgücü kullanımı olmadan salt yüksek teknoloji ile artı-değer üretemediğinin bilincindedir. Tekel, yüksek oranda artı-değer elde etmek için yüksek teknolojinin yanında canlı emeğe de bir o kadar gereksinim duymaktadır. Canlı emek olmadan üretilen üründe art-değer olmaz.

Foxconn, Aplle’nin bir çok ürünün üretiyor. Bunlar içinde iPhone X var. Ayrıca Sony, Microsoft, Samsung, Hewlett-Packard, Dell, Nintendo, IBM, Lenovo, Motorola, Nokia, Toshiba, Amazon, Wii, Xbox 360, PlayStation gibi yüksek teknoloji/dijital ürünlerin üretiminin bu şirketler adına (fason olarak) üretiyor. Yani, bilgisayar, cep telefonları, tabletler, playsteyşinler vb. üretimleri yapıyor. Foxconn, 2012 yılında bilgisayar ve cep telefon vb.lerinin dünya çapındaki üretiminin %40’ını tek başına gerçekleştiriyordu.

Foxconn Electronics,2 bünyesinde 1,2 milyon3 kişiyi çalıştırıyor. Ve Çin’in en büyük ihracat şirketidir. Çalıştırdığı işçileri bir nevi köle olarak kullanmasıyla üne kavuşmuştur. İşçileri 10-12 saat çalıştırmaktadır. Çalıştırdığı işçilerin önemli bir bölümü de stajyer öğrencilerdir. Çin yasalarına göre stajyer işçiler hafta da en fazla 36 saat çalışması gerekirken, Focxcoon 3 bin öğrenciyi günde 11 saatten fazla çalıştırmıştır. Elbette, bundan Çin hükümetinin haberi var ve stajyer meslek öğrencilerin çalışma koşullarını, meslek okullarının yöneticileriyle fabrika yöneticileri ortak hazırlıyorlar ve meslek okul yöneticileri fabrikadan yaptıklarının karşılığı olarak ücret alıyorlar. Yani, bir nevi posta başılık ya da kapitalistlerin deyimiyle taşeronluk yapıyorlar.4 Ancak yasalar, esas olarak burjuvazinin lehine olduğu için, tekeller için uygulanan yasalar ile işçi sınıfı için uygulanan yasalar farklı olmaktadır.

Der Spigel dergisinin aktardığına göre her yıl Zhengzhou şehrindeki fabrikasında5 17-19 yaşları arasındaki öğrencileri, Agustos-Aralık ayları arasında –bu sayı 100 bin ile 300 bin arasında değişiyormuş- çalıştırıyor.6 Uluslararası Af Örgütü de Apple ve Foxconn’u, Çin’de, Kongo’da ve daha bir çok yerde çocuk işçi çalıştırmakla suçluyor.

Yine, China Labor Watch (Çin İşci Hakları İzleme Örgütü)’ne göre, Çin yasaları, tekellere istihdam ettiği işçilerin ancak %10’nu kadar geçici işçi çalıştırma izini varmış. Ancak, Apple ve Foxconn ortaklığı bunun çok üzerine çıkmış.7

İşte, yüksek teknolojik ürünlerin parlak bir şekilde raflara dizilip satışa sunulmasının arkasındaki gerçekler.

Bunları, artı-değer oranını yükseltmek için işçileri nasıl çalıştırdıklarına örnek olması amacıyla buraya aktarıyorum. Tekeller, artı-değer oranlarını yükseltmek için, illegal olarak çocuk işçileri köle gibi çalıştırmalarının yanında işgünün uzatarak nispi artı-değer oranını en yüksek noktaya çıkarmaya çalışyorlar. Yüksek teknolojiyi artı-değer oranını artırmak, üretim artışını hızlandırmak ve çoğaltmak için kullanmaları yeterli olmuyor. Artı-değer için canlı emek ve özellikle de ucuz işgücü (canlı emek) gereklidir.

Apple ve Foxconn işbirliğinin çocuk işçi sömürüsü oldukça meşhurdur. Burjuva medyası BBC, Der Spiegel’den Finacial Times’e kadar bu şirketlerin köle işçi çalıştırmalarını sık sık heber yapmak zorunda kalmışlardır. 
 
Çin İşçi Hakları İzleme Örgütü (CLW)’nin ropurunun birinci bölümünde ve uluslararası bazı basın organlarından derlediğim bilgileri buraya aktaracağım:

26 Temmuz 2019’da Foxconn, meslek okullarından 1581 stajyer öğrenci işçi almış. Bu öğrencilerin yasal olarak haftada 36 saat çalışma hakkı var. Ancak, fabrika-meslek okul işbirliği ile öğrenciler, haftanın altı günü, günde 10-12 saat arası çalıştırılıyor ve çalışmak istemeyen ya da mesaiye kalmak istemeyen öğrencileri fabrika idaresi, meslek okul idaresine bildiriyor ve okul idaresi fabrikanın istediklerini yapmayanları ya okuldan atma tehdinde bulunuyor ya da fiziki baskıya varan uygulamalara baş vuruyor.

Stajyer öğrenci-işçilerin aylığı 1750 RMB8, yani 248 $ (ABD doları). Saat ücretleri 10.05 RMB /saat (1.42 $). Oysa, 2018 yılında ayda 1950 RMB (276 $) ücret alıyorlarmış Ve 2019 yılında ücretleri düşürülmüş. Stajyer öğrenci-işçiler ayda toplam 234 saat çalışıyorlar. Stajyer öğrenci-işçinin fabrikaya aylık maliyeti 2018 yılında 5185 RMB (735 $) iken 2019 yılında 3872.04 RMB’ye (548 $) düşüyor.

Stajyer işçiler en fazla 10.05 RMB (1.42 $) çalıştırılırken, Pekin’de asgari saat ücreti 2018 yılı için ortalama 24 RMB ve asgari saat ücretlerin en düşük olduğu eyaletlerde biri olan Hunan’da ise asgari ücret/saat: 13.4 RMB, aylık 1.130 RMB /163 $ (2020 yılı için)9. Buradan, kapitalistlerin neden “satjyer işçi düşkünü” oldukları daha iyi anlaşılabilir. Oysa, stajyer işçiler ile normal işçilerin çalışma koşulları ve saatleri aynı. Ama stajyer işçiler daha az ücret alıyorlar.

ABD ve başka emperyalist ülkelere ait uluslararası büyük tekellerin, ürünlerini kendi ülkelerinde değilde özellikle Çin’de üretmeyi seçmelerinin nedenlerinin başında Çin’deki büyük artı-değer oranı vardır. Ucuz işgücü ve tüm demokratik ve sosyal haklarından yoksun bir işçi sınıfı. Çin, bu nedenlerden dolayı, uluslararası büyük tekeller için bir üretim cennetidir. Çin’de büyük şehirlerde çalışanların ücretleri daha az nüfuslu yerlere göre yüksek. 
 
Çin’de bir sürü meslek okulu var ve bunların amaçları fabrikalara meslek eğitimi almış ucuz işgücü sağlamak. Meslek okulların öğretmenleri aynı zamanda fabrikada işe alınarak stajyer öğrenci-işçileri dentleme yetkilerine sahipler. Bu öğretmenler (gerçek anlamda değnekçi/postabaşı), öğretmenlik yaptıkları için meslek okulundan ücret aldıkları gibi fabrikadan da ayda 3000 RMB (425 $) maaş alıyorlar. Meslek okulu ise, fabrikadan, stajyer öğrenci-işçi başına, çalışılan her saat için 3 RMB (0,42 $) alıyor. Yani, okul, okul değil taşeron bir firma gibi, fabrikalara işçi kiralıyor. 
 
Meslek okul-fabrika ilişkisini Nazi döneminin Almanya’sındaki, fabrikaların yanlarına kurulan toplama kampları ile fabrikalar arasındaki ilişkiye benzetebilriz. Nazi döneminde, her büyük fabrikanın yanında bir toplama kampı vardı ve toplama kamplarındaki tutsak ve esirler fabrikalarda zorla çalıştırılırdı. Çin’deki meslek okul-fabrika ilişkisi ile Nazi dönemindeki toplama kamp-fabrika ilişkisinin bir farkı; Çin’de işçiler ölümüne çalıştırılıyor, ancak karşılığında az da olsa bir ücret alıyorlar. Çünkü Çin’de de Foxconn fabrikasında çalışan bir çok genç işçi, çalışma koşullarına dayanamadığı için intihar10 etmiştir. Çin’de de bu fabrikaların yanlarında, fabrikalara ait işçilerin kalacağı çok katlı binalar var ve işçiler, bu binalarda bir odada 6-8 işçi bazan ise daha fazla olarak bir oda da (yatakhane) kalıyorlar. Yani, işçiler ev yüzü görmüyor, aynı Nazi toplama kamplarında olduğu gibi, fabrika çıkışı kamplarına (yatakhanelerine) geri dönüyorlar ve iş saati başlangıcında ise kamplardan çıkıp iş başı yapıyorlar. 12 saat kadar çalıştıkları için işçiler yorgun ve uykusuz kalıyorlar. Yemek paydoslarında hızlıca yemeklerini yiyip, yemek yedikleri masanın üstüna kafalarını koyuyup uykuya dalıyorlar
.
Buraya, Marx’ın bir saptamasını alalım: 
 
“... bir kutupta servet birikimi, diğer kutupta, yani kendi emeğinin ürünü sermaye şeklinde üreten sınıfın tarafında, sefaletin, yorgunluk ve bezginliğin, köleliğin, cahilliğin, zalimliğin, akli yozlaşmanın birkimi ile aynı olur.”11

Marx, sermayenin, işçi sınıfı üzerinde yarattığı vahşetin ağırlığı12 ve yaygınlığı konusunda hiç yanılmadı. Şimdi konuya devam edebiliriz:

Fabrikalar, (burada örneğimiz Foxconn), sadece stajyer işçi alımıyla yetinmiyorlar, aynı zamanda taşeron firmalardan işçi kiralıyorlar. Yine Foxconn’un çalıştırdığı kiralık işçilerin durumuna bakalım:

Foxconn’un Amazon için üretim yaptığı Hengyang (Hunan eyaletine bağlı 7 milyon nüfusluk bir metropol) şehrinde, stajyer işçilerin yanında taşeronlardan kiraladığı kiralık işçiler çalıştırıyor. Çin iş yasalarına göre, taşeron işçilerin sayısı, toplam çalışan işçilerin en fazla %10’u kadar olması gerekiyormuş. Ancak, adı geçen fabrika, kendi yasalarını uyguluyor ve ve taşeron işçi saysısı yasal sınırın çok ötesine geçiyor. Elbette bunu Çin devleti de biliyor. Ancak, her yerde olduğu gibi burada da yasalar göstermelik ve burjuvaziye hizmet ediyor. Diğer emperyalist devletler gibi, Çin devleti de uluslararası tekelerin hizmetindedir.

26 temmuz 2019 yılında Amazon için üretim yapan Foxconn fabrikasında taşeron işçi sayısı toplam işçi sayısının %34,2’si kadardı. Yani toplamda 2545 geçici (taşeron işçisi) vardı. Bu işçilerin saat ücretleri 14.50 RMB / saat (2.06 $) ve işçilerin fabrikada çalıştığı her saat için taşeron firma 3.5 RMB (0,50 $) alıyor. Ve Çin’de özellikle büyük metropollerde her yer taşeron firma ile doludur. Özellikle işçi bulma kurumlarının önü, işçi arayan taşeron firma simsarlarının işgali altındadır.13

Sadece Foxconn değil, diğer yükseksek teknolojiyle çalışan tüm tekellerin (örneğin Huawei gibi) durumu aynı. 
 
Amazon, dünyanın en büyük tekellleri arasında ilk sıralarda gelirken, sahibi de dünyanın en büyük zenginlerinin başında geliyor. 2019 yılı verilerine göre, dünya çapında toplamda 798 bin işçi çalıştırıyor ve aynı yıl için ciroso ie 280 milyar ABD doları.14 Paket servisi, online ticarete, dijital dağıtım, bulut bilişim (Cloud Computing) işleriyle meşgul.
 
Şirketin kuruluş hikayesini buraya almayacağım, Wikipedia’daki bilgilere göre 2007 yılında toplam çalışan sayısı 17 bin, 2010 yılında 33.700 olurken, üretim ve dağıtımlarda en yüksek teknolojiyi kullanmasına karşın, 2019 yılı itibariyle 800 bin işçiyi de istihdam etmektedir. 
 
Piyasa değeri açısından dünyanın bir numaralı uluslararası tekelinin Çin’deki marifetlerini, Çin İşçi Hakları İzleme Örgütü’nden dinleyelim. Bu rapor 8 Agustos 2019’da yapılmış. 
 
Amazon’un tedarikçi firması Foxconn’un faaliyetlerine, işçileri nasıl çalıştırdıklarına ilişkin uygulamalarına yorum yapmayacak kadar net bir durum var. Rapor’da her şey belgeli olarak ortaya konmaktadır. Ayrıca, bu fabrikaların etrafında da Nazi toplama kamplarının yanındaki fabrikalardaki gibi işçilerin topluca yatıp kalktıkları binalar var. “Modern Çin”, 1989’dan 2020’e kadar yüzde 1400 ekonomik büyüme sağlayan Çin tekelci devlet burjuvazisinin, bu büyümeyi nasıl sağladığının da açık resmidir. “Karın büyüklüğü kar iştihanı iyice körüklüyor” ve sermayenin büyümesine ve merkezileşmesine koşut olarak da işçiler üzerindeki baskılar ve içine itildikleri yaşam koşuları dayanılmaz bir hal alıyor.

Buraya kadar yapılan açıklamalar ve ortaya çıkan gerçekler ve yüksek teknoloji ile çalışan tekellerin yoğun bir işçi kitlesi çalıştırdıkları gibi, işçileri köle gibi çalıştırmalarının yanında; devletlerin göstermelik yasalarından kendi yasalarının üstün olduğu görüldüğü gibi, artı-değeri artırmak için canlı emeğe ne kadar fazla gereksinim duydukları da kendiliğinden anlaşılıyor. 
 
“Avrupa’nın kapısındaki Tilki”15 olarak adlandırılan Foxconn’nun, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Rusya ve Türkiye’de olmak üzere Avrupa’da şimdilik dört fabrikası var. Foxconn’nun, Tekirdağ Çorlu’da Avrupa Serbest Bölgesi’nde bulunan fabrikasında 350 kişinin çalışıyor ve Hewlett Packard için masaüstü bilgisayarlar üretiyor. “Ucu açık sözleşme”lerle işe alınan işçiler, haftada 30 ile 62 iki saat arası çalışıyor ve asgari ücret alıyorlar. İşçiler, 24 saatte 5000 bilgisayar çıkarmak zorundalar.16 Burada çalışan bir işçi, “bize robot gibi davranıyorlar” diyor. Ve Çin’deki “stajyer öğrenci işçi” uygulamasını Foxconn buradaki fabrikasında da uyguluyor. Üretilen ürünlerin %85’i ihraç edilmesi şartıyla kurulan fabrika, bir çok vergiden muaf tutulmuş ve devletin tam desteğini arakasına almıştır. Fabrika’nın 2000 işçiye kadar genişlemesi bekleniyormuş. Ancak şimdilik bu konuda net bir bilgi yok. Çünkü Türk devleti, özellikle serbest bölgelerde bulunan fabrikalarda çalışan işçilerin ücretleri, sosyal hakları vb. konusunda bilgileri saklı tutuyor.

25.02.2011 tarihinde fabrikanın açılışını, o zaman ulaştırma bakanı olan Binali Yıldırım17 yapmış. Ve burada çalışan işçilerin bir kısmı Türk kökenli Bulagristanlı.


Dijitalleşme, Tekelci Devlet Kontrolünün Artması ve İşgünün Uzatılması Bağlantısı

Teknolojik gelişmeler, kapitalizmin tarihi boyunca daha yüksek oranda artı-değer artırmanın bir aracı ve aynı zamanda işçi sınıfını, makinenin bir parçası ve de onun egemenliği altına sokma eğlimi artarak devam etmiştir. Üretim araçları içinde dijitalleşmenin gelişmesi, işçiyi, üretim sürecinin denetleyicisi ve düzenleyicisi bir duruma getirmesinin nesnel koşullarını yaratmasına karşın, işçi kapitalist sistemde makinenin bir paraçası konumundadır. Kapitalist, artı-değer elde etmek, yani sermayesini büyütmek için, işçinin işgünün daha fazla uzatmaya çalışmaktadır.

Burjuva devletler yüksek düzeyde dijitalleşmeyi, işçi sınıfının yaşam koşullarını iyileştirmek ve iş zamanını kısaltarak yararlanabilir zamanı uzatmak yoluna gitmeyecektir ve gitmemektedir. Tersine, işgününü uzatarak üretim süreci içinde her geçen gün büyüyen organik sermaye bölümünü karşılamak yoluna gitmektedir. Dijitalleşmenin artması, üretim süreci içinde değişmeyen sermaye bölümün azaltmıyor, daha da büyütüyor. Üretim maliyetinin ölü bölümü artıyor. Ancak, bu artan kısmı, yoğun teknolojik aşırı üretimle karşılamak olası olmuyor. Çünkü kar oranında düşme eğilimi yasası devreye doğrudan giriyor. Bu nedenle de kapitalist, canlı emek sömürüsünü (artı değer oranını) artırarak değişmeyen sermaye tarafının artışını karşılama yolunu seçiyor.

Toplumsal yaşamın içine yüksek düzeyde dijitalleşmenin girmesi ve artma eğilimi içinde olmasına karşın, burjuvazi bunu, kitlelerin daha sıkı kontrol edilmesi yoluna gidecektir ve gitmektedir. Bugün Çin’de olduğu gibi. İşçi sınıfını ve emekçileri daha modern araçlarla baskı altına almanın yöntemi olarak kullanacaktır. Ayrıca, kapitalizmin tarih boyunca, her gelişen makine işçiyi daha fazla cendere altına alıp, üretimin yedeği durumuna soktuğu gibi, aynı zamanda, burjuvazinin devlet olarak toplum üzerindeki baskı araçlarını artırmanında bir aracı olmuştur ve olmaktadır.

Bugün sınıf bilinçli proletarya partileri, çalışma günün altı saate ve haftada 30 saate düşürülmesi talep ediyor. Burjuvazi ise, çalışma gününü 8 saatin üzerine çıkarmanın mücadelesini veriyor. Bunu bir çok yerde yasallaştırdı. Ve burjuvazi, koranavirüsü salgını tehlikesinin atlatılmasının arkasından daha baskıcı yöntemleri işçi sınıfı üzerinde deneyecek, işgünün daha fazla uzatmaya çalışacaktır.

Sorunun özü, üretim araçlarının niteliği değil, üretim araçlarının kime ait olduğu ve hangi toplumsal üretim ilişkileri içinde kullanıldığıdır.

Çin’de yoğun tekenoloji kullanan bütün şirketlerde çalışma saatleri resmi yasaların dışına çıkıyor. Foxconn örneğinde de görüldüğü gibi, yüksek teknoloji şirketleri işçilere haftanın altı günü ve en az günde on saat çalıştırıyorlar. Çin’de resmi çalşıma saati haftada beşgün ve 40-44 saat arası olması gerekiyor. Ancak, buna kimse uymuyor. Çin tekelci devleti, haftada beş gün 40 saati propaganda amaçlı koymuş. Ama, hiç bir işyerinin bu yasaya uymadığını kendileride çok iyi biliyor.18
 
Çin’de resmi çalışma saati çok farklı olmasına karşılık, yeni uygulanmaya başlanan 99619 adı verilen çalışma saati programı, haftada 72 saatlik bir çalışmayı dayatıyor.20 Sabah 9 akşam 9 saatleri yani, 12 saat iş yerine bağlı kalmak, bütünüyle sosyal yaşamı öldürdüğü gibi, işçilere dinlenme zamanıda bırakmıyor.21 İşçi, iş çıkışı doğru eve gidiyor yemeğinin yedikten sonra yatıp sabah yine işe geliyor. Çin burjuvazisinin işçi sınıfını kontrol altında tutma ve yoğun olarak çalıştırma yöntemi budur. Bir işçinin yılda çalışma saati Çin’de 3 bin saati geçiyor.

Çin burjuvazisi 996 işgünü modelini 2016 yılında başlatı. Buna karşı protesto gösterileri ve tepkiler olsada, bütün ileri teknoloji tekelleri başta olmak üzere, bütün fabrika ve iş yerlerinde uygulanmaya başlandı ya da başlatmak için gün sayıyıyorlar. Özellikle de teknoloji yoğun üretim yapan firmalar, 996’nın işçiler tarafından kabul edilmesini istiyorlar. İşçiler buna karşı internet üzerinden protesto başlattılar. En temel sloganları: “Uyku yok, seks yok, yaşam yok!” 
 
Bu uygulamayı savunanların başında telekomünikasyon ağırlıklı tekeler geliyor. Alibaba, Huawei, Pinduoduo, Bytedance, Tencent, Baidu, Xiaomi, ve DJ.com. Bu tekellerin hepsi dijital yoğunluklu üretim yapanlardır. Ama, en uzun süreli işgününe sahipler. İşçilere dinleme vakti bırakmıyorlar. İşçilerin haklı olarak sloganlaştırdığı gibi, ne uyku, ne seks ve ne de yaşam var. Ve sık sık bütün burjuva gazetelerinde, Çin’de bu tür yerlerde çalışan işçilerin yemek paydos saatinde ya da iş anında uyuya kaldıklarının fotoğrafları yayınlanır.

Dijitalleşme geliştikçe burjuvazi işgününü kısaltma yerine uzatmayı esas alıyor. İnsanlara dinlenme vakti bırakmadığı gibi uyku saatlerini de ellerinden almaya çalışıyorlar. Yani, dijitalleşmiş yapay zekalı kapitalizm, işgünü konusunda 1800lü yılların kapitalizminden daha da gaddar bir bir işgünü uygulamasına geçmiştir. İşte “modern kapitalizmin” gerçek yüzü. Daha uzun çalışma ve daha fazla artı-değer elde etme. İşçilere, çalışmaktan başka zaman bırkamama...

Üretimde yüksek teknolojinin kullanıldığı yerlerden biride Hong Kong’dur. Çalışma saatleri yıllık ortalama 2296 saati bulmaktadır. Dünya’da en uzun çalışma saatlerinin başında Hong Kong gelmekte ve onu Meksika (2148) ve Güney Kore (2070) takip etmektedir. 
 
Öncelikle belirtmek gerekiyor. Çoğu devletler real çalışma satlerini gizliyor ve resmi olanı veriyor. Ancak bütün kapitalist ülkelerde büyük bir angarya (mesai adı altında) çalışma olduğu biliniyor.

Kapitalist sistmede işçiye söyelenen şudur: Yaşamak için çalışmayacaksın, çalışmak için yaşayacaksın. İşçi için çalışmanın ve yaşamanın anlamı ise, burjuvazi içindir. Ve bu kural, kapitalist devletlerin hiç bir zaman vazgeçemeyecekleri yasallaştırdıkları ve kendilerini ayakta tutan uygulamalardır.

Buraya, bazı ülkelerin 2018 yılına ait yıllık ortalama çalışma saatlerini alalım :

Tablo-6
Hong Kong
2296
Meksika
2148
Güney Kore
2121
Rusya
1972
Türkiye
183222
ABD
1786
Japonya
1680
İngiltere
1538
Fransa
1520
OECD Ortalaması
1734
Almanya
1363
Çin
72 (?)23
Kaynak: OECD Employment Outlook 2019/www.wikipedia.org./www.statista.com

Devam edecek...

2 Foxconn, esas olarak Tayvan şirketi olan Hon Hai Precision tekeline bağlıdır. www.golem.de/specials/foxconn/
3 Foxconn’un Çin’de 800 bin işçiyi çalıştırdığı belirtilmektedir.
5 Dünya çapında satılan iPhone’lerin yarısı bu fabrikada üretilmektedir. China Labor Watch (CLW)
7 www.chinalaborwatch.org/report . Erişim: Nisan 2020
8 RMB (Renminbi- halk parası-) Çin Yuan’ı.
9 Bkz. www.china-briefing.com/news/minimum-wages-china-2020
10 Bkz. „Apple’nin tutlmayan sözleri “ belgeseli.
11 Marx, Kapital, C1, sf. 683, Sol Yayınları. Birinci Baskı
12 Foxconn’da çalışan bir işçinin blogundan bir alıntı: 2015 yılına kadar Foxconn’da çalışan 12 işçinin intiharından sonra bir işçinin notu: “Yaşadığımızı kanıtlamanın tek yolu ölmek. Belki de Foxconn çalışanları ve bizim gibi kırdan göçüp gelen işçiler için ölüm, yaşadığımızı belgelemenin tek yolu ölüm. Hayatta kaldığımız dönemde elimizde ümitsizlikten başka bir şey yoktu.” Aktaran; Guy Standig, Prekarya Yeni Tehlikeli Sınıf, sf. 180.
13 Bilgiler CWL raporundan.
18 www.techcrunch.com./2019/04/12/china-996
19 996; sabah 9 akşam 9 ve haftanın 6 günü çalışma saati anlamına geliyor.
20 Wikipedia.org/workink time/2019. Erişim: Nisan 2020-04-13
21 “Çin’de imalat sanayinde çalışanlar, yıllar boyunca, personel ve analistler, genellikle riskli ortamlarda uzun saatler çalıştılar. Ülkenin yükselen internet ve teknoloji sektörü sayesinde uzun saatler kültürünün Çin ofis çalışanlarına yayıldığını, bu sektörde çalışanlar söylüyor.” Ve FT’nin haberine göre, bu alanda çalışanların uzun saatler çalışmaları sonucu deprosyon ve başka akıl hastalıklarının artmış. (www.ft.com.content, Wang Xueqiao ve Tom Hancock. 17.01.2019. Financial Times. Erişim: Nisan 2020-04-19
22 Türkiye ile ilgili verilerde tam gerçeği yansıtmamaktadır. Devlet dairlerindeki çalışma saatlerini dikkate alarak yapılan bir oratalama. Bu aslında bütün devletlerin çalışma saatleri de böyle saptanmaktadır. Gerçek çalışma saatleri dikkate alınmamaktadır.
23 www.statista.com 2016 verilerine göre Çin’de oratlama haftlık çalışma saatleri 46. Ancak yukarıdaki 996 modeli daha gerçekçi bir çalışma günü programı. Yani, haftanın altı günü ve günlük 12 saat işgünü, toplamda 72 saat yapıyor. Hong Kong’da yıllık çalışma saati ortalama 2296. Çin’de de yıllık çalışma saatleri Hong Kong’tan daha da yüksek.. (www.wikipedia.org. Erişim: Nisan 2020-04-13)

2 Mayıs 2020 Cumartesi

Artı-Değerin Kaynağı-3


ABD Göçmen İşçiler


    III. BÖLÜM


Kapitalistler İşgücü Arayışında1

Bütün dünya da burjuvazi dinamik işgücü arayışı içindedir. Nüfusun giderek yaşlanması ve 65 yaş üstü nüfusun artması, burjuvaziyi kara kara düşündürmektedir. Bu nedenle de göçmen işgücüne olan gereksinimleri, uluslararası sermayenin büyümesine ve üretimin genişlemesine koşut olarak her geçen gün daha fazla artmaktadır. 2016-2017 yılları arasında Almanya’nın bir milyonu aşkın Suriyeli göçmene kapılarını açmaları burjuva hümanizmi nedeniyle değil, Alman sermayesine, yeni dinamik işgücü kazandırmak içindi. Yine, Alman burjuvazisinin Türkiye, Ürdün ve Lübnan mülteci kamplarından seçerek göçmen almasının nedeni de buydu. Esas tercihleri olan; eğitimli, meslek sahibi ve genç işgücü sahiplerini Almanya’ya aktardılar.

Emperyalist ülkelerde, sermayenin birikimi ile işgücü artışı aynı oranda büyümüyor. Sermaye, işgücü nüfusunun artışına oranla katlanarak büyüyor. Bu da kaçınılmaz olarak, büyük bir işgücü açığı ortaya çıkarıyor. 2. Emperyalist savaşta işgüçlerinin önemli bir bölümünü savaşta yitiren burjuvazi, ondan sonra dışarıdan işgücü alımlarına başlamışlardır. Almanya, İngiltere ve ABD bu konuda başı çekmiştir.

Bugün AB’nin büyük emperyalist ülkeleri, her yıl göçmen almak zorundalar. Bunu eksilen işgüçlerini tamamlamak için yapıyorlar. Pazar tezgahlarından elma armut seçer gibi mülteci kamplarından işgücü seçtiler. Bertelsmann Vakfı’nın açıklamasına göre, Almanya’nın her yıl en az 260 bin2 göçmene gereksinimi var. Vakıf, dışarıdan göçmen alınmazsa, 2060 yılına kadar Almanya’nın nüfusu yaklaşık 16 milyon küçüleceği tahmininde bulunuyor. 
 
AB’nin ileri ülkelerini, Romanya, Bulgaristan, Slovakya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin işgüçlerinin en kuzeyden en güneye aktarılması da yetmiyor. AB ülkeleri dışından işgücü gelmesi gerekiyor.

AB ve diğer gelişmiş emperyalist ülkeler yaşlanan ve azalan işgücü karşısında kara kara düşünüyorlar. Robotlar çare olmuyor. Sermaye birikimi için canlı emeğe, işçinin işgücüne gereksinimi var. 
 
Burjuvazinin işgücüne gereksinimi olmasaydı, dışarıdan büyük işgücü göçü almasına gerek olmadığı gibi, sınır duvarlarını sıkı sıkı kapatırdı. Tersine, Almanya kalifiye eleman almak için kampanyalar düzenliyor, ancak, işgücü açığını kapatacak kadar gelen yok. 
 
Hannoverische Algemeine Zeitung’un3 görüştüğü işverenler şöyle diyor:

“Elektronik eşya üreticileri eş başkanı, kalifiye göçmen işçilerini çekmek için, Almanya’nın daha iyi perspektifler sunması gerektiğini söylüyor. Kauçuk ve plastik Bileşenleri Üreticileri sorumlusu ise, vasıflı yeterli işgücünün yetersizliği büyümenin önünde engeldir” diyebiliyor.

Bu kapitalistlerin aklına, “yapay zeka ve robotlarla bu sorunu çözeriz” diye, nedense gelmiyor. Büyümek ve sermaye birikimi denince; öncelikle canlı işgücü akıllarına geliyor. Oysa, bizim küçük burjuvaların akıllarına hemen, dijitalleşme ile kapitalist sistemde işçiyi işgücünün dışında bırakıp, üretimi yapay zekaya teslim ederek, artı-değerin gerçekleşebileceği geliyor ve bunu kapitalistler bilmiyor(!)

AB ve ABD gibi en büyük emperyalist ülkeler, nicel olarak büyük sayılacak nüfusa sahip olmalarına karşılık her yıl yeni göçmen işçi alıyorlar. Bunların bir kısmı kaçak olarak giriyor ve bir kısmı ise yasal yollardan geliyor. Ayrıca, AB, Çin, Kanada, ABD ve diğer gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde yasa dışı (kayıtsız) binlerce işçi var. Bunların hepsi çalışıyor, ama oldukça ucuza ve bütün sosyal haklardan yoksun olarak. Bunu devletler biliyor. Ve hatta ne kadar “kaçak” göçmen olduğunu ne kadarının “kayıt dışı” çalıştığını yaklaşık olarak biliyorlar ve işçilerin “kaçak” olarak çalıştırılmalarını sessiz kalarak destek veriyorlar. Ne de olsa, burjuvazi için muazzam bir katma değer (artı-değer) birikimi sağlıyor ve sermayenin büyümesine katkıda bulunuyorlar.

Gelişmiş emperyalist-kapitalist ülkeler, dün geri kapitalist ülkelerin (sömürge-yarı-sömürge) yeraltı zenginliklerini kendi ülkelerine taşırlarken, bugün işgüçlerini kendi ülkelerine taşıyorlar. İşgücü, burjuvazi için madenden daha değerli bir metadır. “Verecek madeniniz yoksa, işgücünüz var, onu verin” diyorlar. Çünkü ikisinin de hem kullanım hem de değişim değeri var. Ancak, ikincisi daha önemli. İkincisi (işgücü) olmazsa, maden kendi kendine meta haline gelip değişim değeri kazanamaz.

Türkiye’de göçmen işçilerin yoğun bir şekilde çalıştırıldığı biliniyor. Bir bakan yardımcısı, Suriyeli göçmenlere yönelik ırkçı saldırı yapanlara şöyle seslenmişti: “Türkiye 3 milyon insani beşeri sermaye olarak da görmelidir. Şu anda Kahraman Maraş’ta, Adana’da, Osmaniye’de, Gaziantep’te hatta Ankara’da OSTİM’de bir çok ilde Suriyeliler olmazsa düz işçilik yapan yok. Fabrikalarımız durur.”4
 
İşçi sınıfının (canlı emek) yerine robot’tan artı-değer bekleyen kimi liberal burjuva ve küçük burjuva düşüncelilerin görüşlerine pek değer vermiyor, sermayenin sözcüleri. Türkiye’nin o zamanki bakan yardımcısı sorunu net olarak ortaya koymuştur. Suriye’liler “ beşeri sermaye”dir, yani artı-değer üreten canlı emektir. Bunlar olmazsa burjuvazinin üretimi duracak. İşçi, burjuvazinin gözünde ve nezdinde, canlı bir meta, yani, “sermayedir”. Çok kaba kaçnmasın diye önüne “beşeri” sözcüğünü de ekliyorlar.

Burjuvaziye kalifiye eleman gerekli ama “düz işçi”de gerekli. Bu en gelişmiş ülkelerden en geri ülkelerine kadar böyledir. Kapitalizmin daha fazla geliştiği ülkelerde düz işçiye burjuvazinin gereksinimi yok demek, kapitalist toplumsal yapıdan bihaber olmak anlamına gelir. Bugün, Almanya’da, günde 2-4 saat arası sosyal haklardan mahrum işlerde çalışanların sayısı, yaklaşık 8 milyon5 civarında. Bunlar kalifiye eleman değil, temizlik işçileri, kasiyer (süpermarketlerde kısa süreli çalışanlar), paket dağıtıcıları ya da benzerleri. Sigorta ve emeklilik haklarından yoksun sadece iki saatlik işlerde çalışanların sayısının toplamı 2 milyon 373 bin. Düşük ücretli işlerde çalışanların toplam sayısı ise yaklaşık 7,5 milyon. İşte en gelişmiş ülkelerden birinin durumu. Burada resmi olarak 2 saatlik olarak gözüken işlerin büyük çoğunluğunun 8 saati aşan işler olduğunu belirtelim. Özellikle küçük işletmeler, göçmenleri iki saat olarak gösteriyorlar, ama 8-10 saati aşkın çalıştırıyorlar. Bunu, düşük ücretli olduğu için çalışan işçi de istiyor, küçük patronda istiyor. Daha fazla sigorta ve yan vergileri ödememek için. İşçinin işine gelmesinin nedeni, aldığı ücretin çok düşük olması nedeniyle, yarı-işsizlik parası ya da aldığı ücretin üstünü tamamlayacak sosyal yardım almak istemesinden kaynaklanıyor. Çünkü aldığı ücretin düşük olması nedeniyle geçinemiyor, sosyal yardıma gereksinim duyuyor.

“8 saat çalışıp iki saat çalışıyor” görünen durumundan, Alman devletinin haberi yok mu? Elbette var. Ancak, buna göz yumuyor. Çünkü, ucuz işgücü karşılığında daha fazla artı-değeri (katma değer) burjuvaziye kazandırıyor. Burjuvazinin sosyal yardım adı altında ödediği, bu artı-değerin çok çok gerisinde. Deyim yerindeyse, Alman tekelci sermaye devleti, “kaz gelecek yerden ördeği” esirgemek istemiyor. Kendisi kaz alırken, bunun karşılığı sosyal yardım olarak ördek (ucuz tavuk demek daha denk düşer) vermeyi daha karlı buluyor.

AB ülkelerinin (özellikle gelişmiş sanayiye sahip olanlar) çoğu bu yöntemi uyguluyor. Türkiye ise sömürüyü daha çıplak yapıyor. Milletvekilleri ya da AKP’li siyasetçilerin evlerinde “intihar”ları(?), göçmen genç kızların, karın tokluğuna, ölümüne bir yaşam durumlarını gösteriyor. Ve ev işçileri (hizmetçi) kiralayan uluslararası firmaların olduğu da bilinmeli. Bu firmaların çalıştırdığı işçiler adeta kölelik koşullarında çalışıyor. Bütün sosyal haklardan yoksun oldukları gibi, Türkiye’de olduğu gibi, öldürüldüklerinde de sahip çıkanları olmuyor. Suçlu öldüren değil, ölen işçiler oluyor.

ABD’de durum bundan farklı değil. Milyonlarca “kaçak göçmen” işgücünün varlığına göz yumuluyor. Sınır duvarlarını kaptmaları ya da kapatmak istemeleri, daha fazla göçmenin kontrolsüz bir şekilde gelmesini önlemek içindir. Kendileri seçerek almak istiyor. Dünya da en fazla “kaçak” göçmenin çalıştığı ülke ABD’dir.

Bütün emperyalist ülkeler, her yıl, en az bir 30 yıl sonraki demografik yapı tahminini raporlaştırılar. Ve yapılan bütün demografik durum raporları, o zamana kadar yaşlı nüfusun artacağı, genç nüfusun oldukça azalacağını söylüyor ve bunu önlemek içinde göçmen işçi alma politikalarını uygulamaya sokuyorlar.

Örneğin Çin’in 2050 yılında 65 ve üstü yaş oranı artarken, 15 yaş altı nüfus azalıyor. ABD’de durum aynı. Bu ülkede, 15 yaş altı nüfusun oranı toplam nüfusun %20’lerin altına düşüyor. Her iki büyük emperyalist ülkenin istihdam edilen nüfusun genel nüfus içindeki oranını verelim: ABD’de 15 ve üstü yaşın toplam nüfus içindeki payı (2018 yılı için) 59,6. Çin’de ise bu oran %65,7. Arada %6’lık bir fark var. Bunun anlamı ABD’nin nüfusu Çin’den %6 oranında daha yaşlıdır. ABD’nin “haspinik” diye küçümsediği Latin Amerikalı genç göçmen nüfusu neden kendine çektiğinin yanıtı bu verilerin içindedir. ABD devlet istatistik bürosu (U.S. Bureau Of Labor Statistics. www.bls.gov), nüfusun ne kadarı beyaz, ne kadarı siyah, ne kadarı Çinli ve ne kadarı “hispanik” vs. hepsini ayrıntılı olarak kayıtlara geçiyor. 
 
Sanayi üretimin en yoğun olduğu ülkelerin biri olan Japonya’da da durum farklı değildir. 2050 yılına gelindiğinde 15 ve altı yaş grubu genel nüfusa oranla büyük bir düşüş gösterirken, aynı oranda 65 ve üstü yaş oranı genel nüfusa oranla artış göstermektedir. Örneğin, 15 yaş altı grup 2005 yılında genel nüfus içindeki payı %13,8 iken, 2018 yılında %12,7’e gerilemiş. 15-65 yaş arasındaki nüfus 2005 yılnda %66,5 iken 2018 yılında %59’a gerilemiş.6 Genel olarak genç nüfus gerilerken, yaşlı nüfus artmaktadır. Genç nüfusun gerilemesi, işgücü oranın düşmesi anlamına geldiğinden kapitalistler bu düşüşü önlemek için başka ülkelerden işgücü göçü çekme politikasını uyguluyorlar. Ayrıca, nüfus toplamda da bir azalışa trendi içine girmiştir. Bu nedenle de Japonya yabancı işgücü göçüne gereksinim duyuyor ve 2017 yılına göre 2018 yılnda yabancı sayısında %6,6 (bazı kaynaklar bunu %7,5 olarak veriyor) bir artış göstererek toplamda 2 milyon 730 bine çıkmış. Ayrıca ülkede 11 bini aşkın Vietnamlının “illegal” yaşadığı da belirtiliyor.7 Ve yabancı işgücünün toplam genç nüfus içindeki oranı %5,8. Bu da Japon burjuvazisinin genç göçmen işçilere ülkeye kolay girmesini sağladığının bir göstergesidir.

Ayrıca, Japonya Hükümeti, 2018 Mayıs’ı sonunda yaptığı bir açıklamada, dışarıdan işgücü alımının kolaylaştırılması için yasalarda reforma gittiğini duyurmuştu. Bunun anlamı; 2025 yılına kadar işgücü sıkıntısını giderebilmek için, dışarıdan 500 bin işgücü göçüne izin vereceği belirtiliyor.8 Şu anda büyük bir işgücü açıklığı olmasına karşın, Japon hükümetinin hesaplamasına göre 2040 yılına gelindiğinde 15-64 yaş arası nüfusta 15 milyon düşüş olacakmış.9

Gelişmiş sanayi ülkelerinde var olan bir gerçek; genel anlamda nüfusta bir azalma (dünyanın toplam nüfusu da dahil), genç nüfusta burjuvazi açısından ürkütücü bir düşüş eğilimi yaşanırken, aynı oranda 65 ve üstü yaşta bir artış trendi yaşanmaktadır.

Şu rahatlıkla söylenebilir; bütün eski emperyalist ülkelerde iç göç hareketi çok önceden (ikinci dünya savaşıyla beraber) bittiği için, dışarıdan işgücü alma eğilimi içine girmişerdir.

Bugünün Türkiye’si, artık dışarıdan işgücü alma durumuna gelmiştir. Hem sanayinin gelişmesi hem de nüfusun yaşlanma eğilimi içine girmesi ve iç göçün esasta son sınırına gelmesi, Türk burjuvazisini dışardan işgücü almaya zorluyor. 2019 verilerine göre Türkiye’de toplam 5 milyon 75 bin göçmen yaşadığı söyleniyor. Bu bilgileri, Türkiye’nin içişleri bakanı, TBMM’de “Türkiye’de Göç Yönetimi” ile ilgili “içişleri komisyonu”na veriyor.10 Bu rakamın eksik olduğu, kayıtsız çalışan daha çok göçmen olduğu ileri sürülüyor.

Türkiye, Afganistan, Pakistan, İran, Irak ve Afrika ülkelerinden gelen yoğun bir mülteci çekme alanı ve burası Avrupa’ya geçi güzergahı olduğu için, göçmenlerin ilk durak alanı diyebiliriz. Ne var ki, Avrupa’ya ulaşmak amacıyla gelenlerin bir bölümü burada kalıyor. Ve Türkye’nin “iltica” politikası nedenyile resmi iltica baş vuruları kabul edilmiyor. Ve yaşamak için en kötü, en ağır koullarda ve ucuza (bazan angarya denebilecek düzeyde) çalışmak zorundalar. 2017 yılı itibariyle Türkiye’de 1,5 milyon Afrika kökenli göçmen bulunuyor.11
Örneğin, D. Şimşek’in (Universty College London, Faculty Member) Afrikalılar içinde yaptığı bir Etnografik saha çalışmasından kısa bir not:

“Çok az para kazanıyorum ama uzun saatler çalışıyorum. Çoğumuz tekstil atölyelerinde köle gibi çalışıyoruz. Bu işi mecburiyetten yapıyoruz. Birlikte çalıştığımız Türkler bize çok kötü davranıyorlar. Bazen yemek vermiyorlar ya da yemek artıklarını veriyorlar. Bir çok Afrikalı kadın, patronların cinsel tacizine maruz kalıyor.” (33 yaşında, Ugandalı, kadın, Kumkapı)”12
 
Kapitalistler, göçmenleri “kaçak” olarak kabul edip, ama “yurtdışı yapmayıp” bütün sosyal haklardan yoksun ve bir köle gibi çalıştırmalarının tek bir nedeni var; bunlar üzerinden daha fazla sermaye birikimi sağlamak istemelerindendir. Türk burjuvazisi, göçmen işçileri “çok sevmişe” benziyor. Çünkü göçmen işçilerin “mecbur” olduklarını ve sermaye devletinin bilinçli bir politikasının ürünü olarak, mecbur bırakıldıklarını, en iyi onlar biliyor. Bütün sermaye kesimleri ile işçiler arasında, devlet kanalıyla “yasal” bir sözleşme olmasına karşın, burjuvazinin işçiden tek bir beklentisi vardır: Hiç durmadan enerjisinin son sınırına kadar çalışması, sosyal hakları gibi kavramları unutması –sağlık sigortası, tazminat hakkı, emeklilik primleri, yıllık tatil parası, sendikal hakkı, 8 saatlik gibi işgünü, işçi sınıfının yüzyıllardır verdiği mücadele sonucu kazanılmış burjuva haklarını, işçten çıkarma ve almalarının yasalara bağlanması vb. gibi- gerekir. Sermaye karşısında bu tür haklar çok lükstür. 
 

ABD’de Göçmen İşçilerin Rolü

Burjuvazinin göçmen işçilere gereksinim var ve göçmen iş gücü çekmek için bir biriyle yarışmaktadırlar. Göçmenler üzerinde ırkçı politika geliştirmeleri sorunun özünü değiştirmiyor ya da Trump gibilerinin göçmen karşıtı politikaları Meksika sınırına duvar örmeleri, tekellerin sermaye birikimleri ve birbirine karşı rekabet edebilmeleri için, teknolojik gelişmelere gereksinimleri olduğu gibi işgücüne de gereksinimleri daha fazlasıyla var.

Trump’ın göçmen karşıtı politikası, ABD emperyalist devletinin gerçek politikası değildir. Bugün, ABD’de, BM raporuna göre 48,5 milyon göçmen işçi var. Bir de kayıtlı olamayan işçiler söz konusudur. Bunların ne kadar olduğu tam bilinmesede milyon rakamla ifade edildikleri bir gerçektir. Bunun dışında 11 milyon13 da kayıt dışı, yani illegal olarak kalan göçmen var. Burada hemen belirtmek gerekiyor. ABD burjuvazisi, 11 milyon kaçak göçmen olduğunu ve bu “kaçak”ların, ABD tekelci ekonomisine ne kadar katkıları (katma değerleri) olduğunu bilir, ama asla onlar çalışma istatisitklerinde yer almazlar. 11 milyon işçi, en ağır koşullarda ve tüm sosyal haklardan yoksun olarak adeta köle gibi çalışırlar ve haklarını arayamazlar. Haklarını aramaya kalktıkları anda karşılarına; “seni polise bildirir sınır dışı ettirirm” yasası çıkarılır. Ve bu göçmenlerin çoğu da ölene kadar “kaçak” olarak ABD’de yaşarlar.

Tabi, bir de, 15 yaş altı çalışanlara da ististikler yer vermez. Ne var ki, sayı olarak ne kadar çocuk işçinin ABD çalıştığı bilinir. Çünkü ABD yasasına göre 15 yaş altı çocuk çalıştırmak yasaktır. Ama aynı “kaçak” göçmen işçilerde olduğu gibi bunlarda kayıtlarda yer almaz ve sosyal tüm haklardan mahrumdurlar. 15 yaş altı çocuk işçiler: “eti senin kemiği benim” türden sermayenin kölelerdir.

George W. Bush Presidental Center’in raporu ve infografi’ne14 göre, ABD’nin Fortune 500 şirketi içinde yer alan tekellerin kurcularının %40’ı göçmen kökenli. Bunu övgü olsun diye yazmışlar. Yine göçmenlerin %7,6’sı kendi iş yerlerine sahipler. Amerikalıların %50’sine kıyasla, göçmen kökenlilerin %70’inin yaşı 25-64 arası. Oldukça yüksek bir genç nüfus. Ayrıca, göçmen nüfus 2035 yılına kadar 18 milyon daha aratcağı tahmin ediliyor. Aynı kaynağın verilerine göre, 16 yaş ve üstü göçmenlerin %62’si çalışırken, aynı yaşlardaki Amerikalı yerli çalışan oranı ise %58.

G. W. Bush Enstitüsü-SMU (Souhthern Methodist Universty- Teksas) Ekonomik Büyüme Girişim Direktörü’nün yazısından ABD’deki göçmenlerle ilgili bazı görüş ve verileri buraya aktaralım. Yazının başlığı, “Yasal Göçün Düşüşüne Neden Dikkat Etmeliyiz.”

Aynı sitenin yazarlarına göre, ABD’nin küresel ölçekte rekabet edebilmesi için göçmen işçileri çekebilecek daha yumuşak yasaların çıkarılması gerekiyor. Yani, ABD’nin göçmen politikasının iyileştirmesini istiyorlar. “Modası geçmiş göç yasasının, yerine ekonomik büyümeyi hedefleyen göç yasasının reforme edilmesi şarttır”, diyorlar.15 Bunun anlamı; “genç ve eğitimli, meslek sahibi işgücüne acilen gereksinmemiz var”dır.

Konumuz göçmen işçileri incelemek olmamasına karşılık, günümüz göç politikasının işgücü göçüyle doğrudan bir ilişkisi olduğu için kısaca değinmek gerekiyor. Tekelci burjuvazinin işgücüne gereksinimi var genç ve dinamik işgücü ise kapitalizmin daha az geliştiği ülkelerde mevcut. Gelişmiş kapitalist ülkelerden birbirine işgücü transferi olsada bu yeterli olmadığı gibi oldukça da maliyetli. Çünkü Almanya’da çalışan birisinin ABD’ye göç etmesi için daha yüksek bir ücret alması ve iyi koşullarda yaşamasını koşullar. Yine, AB ülkelerinin sanayi açısından ileri ülkelerinin birbirinden işgücü çekebilmeleri içinde bu geçerli. Ancak, az gelişmiş ülkelerden gelen göçmenler karın tokluğu ve kısmi bir sosyal güvence ile çalışmaya razılar. Bunlar, sermaye kesimleri için oldukça cazip işgücü potansiyeli.

Yasadışı kalan 11 milyon göçmenin ABD’den kapı dışarı edilmesinin ABD ekonomisine maliyeti oldukça pahalıya patlıyacağı hesaplanıyor. 11 milyon “kaçak” işgücünün eksilmesi, genel işgücünden yaklaşık %4,5 oranında; GSYH’nin ise, 10 yıl içinde 4,7 trilyon ABD dolar kadar küçülmesi anlamına geliyor.16 Ve “kaçak” göçmenlerin ne koşullarda çalıştıklarını burada özel olarak belirtmek gerekmiyor. Bu, en ucuz, en ağır ve her türlü sosyal güvenceden yoksun bir şekilde çalışma anlamına geldiğini bilmemek olamaz. Göçmen işçi demek maliyeti en düşük, artı-değer üretimi en yüksek işçi demektir.

ABD’nin toplam nüfusu Mart 2020 itibariyle 333,522 milyon.

Tablo-5 ABD’de seçilmiş yıllarda iş gücü ve çalışlan sayıları (milyon)

2020 Şubat
2000 Şubat
1978 Şubat
Kurumsal olmayan nüfus17
200, 968m


İşgücü sayısı
126,954m
142,456m
100,837 m
İşgücüne katılım oranı
63.2%


Çalışan sayısı
122,669m
136,598m
94,519m
İşsiz sayısı
4,285m
5,858m
6,318m
İşsizlik oranı
3.4%
4.1%
6.3%
İşgücünde olmayan
74,014m


Kaynak: U.S. Bureau Of Labor Statistics. www.bls.gov 2020 Mart (Not: Çalışan ve işsizlik oranı Koronavirüs salgını öncesi rakamları içerir. YK)

Burada da görülebileceği gibi, kapitalizmin en gelşmiş olduğu ülkelerden biri olan ABD’de işgücü ve çalışan saysısı oransal olarak sürekli bir artış göstermiştir. Ancak tekelci burjuvazi, iş gücü artış oranını yeterli görmeyip dışardan göçmen işçi alımını çağaltmak ve göçmen işçi alımını ksıtlayan yasaları gevşetmek (reforme etmek) istiyor. Çünkü üretici güçlerin gelişmesi daha fazla canlı işgücüne de gereksinim duyuyor. Ayrıca, nüfusun yaşlanan kesminin trendinin sürekli artma eğilimi içinde olması, azalan işgücünün telafi edilmesinin politikalarını zorunlu olarak gündeme sokuyor. 
 
Bu nedenle burjuvazi göçmen işçilere gereksinimi var ve göçmenler onlar için artı-değer üreten ucuz üretim aracından başka bir şey değildir.

Çin’in Gelişmesinde İşgücü Nüfusunun Büyük Olmasının Rolü

Çinde toplam çalışan sayısı 774.41 milyon (2019). İşgücüne katılım oranı %68.2. İşgücüne katılım oranı diğer ülkelerden daha yüksek ve bu Çin tekelci burjuvazisi için büyük bir avantaj. Çin’de kadınların işgücüne katılım oranı da diğer ülkelerden çok yüksek %63,3. Toplam işgücü ise; 2008 yılında 770.46 milyon iken, bu sayı 2018 yılında 805.67 milyon’a yükselmiş. 2019 verilerine göre Çin’in nüfusu 1 milyar 400 milyon. Çin’in iç göç işçi (kendi köyünden şehirinden ya da eyaletinden başka şehire ya da başka eyalete taşınması) nüfusu ise yaklaşık 290.8 milyon.18 Çin dışından gelen yabancı işçi saysı ise 10 milyon civarında. Çin, şimdilik başka ülkelerden işçi alma gereksinimi duymuyor, çünkü iç göçü hareketli bir ülke. Ancak, veriler, Çin’de de iç göçün (bunun anlamı; küçük köylülüğün mülksüzleştirilemsinin tamamlanması) sınıra dayandığını gösteriyor.

Çin’in sahip olduğu işgücü ve çalışan sayısı 35 üyeli OECD ülkelerinden fazla. Çin’in imalat sanayindeki üretimi, dünyanın en gelişmiş ülkeleri olan ABD, Japonya ve Almanya’nın toplam imalat sanayi üretimine eşit düzeyde denebilir. Yani, bu üç ülkenin ürettiğinin Çin tek başına üretiyor. Çin’e, “dünyanın fabrikası” denmesinin nedeni de bu. 2018 yılında dünya imalatının %28.4’nü Çin, %16.6’nı ABD, %7.2’ni Japonya, %5.8’ni Almanya üretiyor.19 Buna karşın, imalat sanayindeki istihdam düşme eğilimi, hizmet sektöründeki istihdam ise yükselme eğilimi içinde. Üretim süreci içinde sermayenin organik bileşiminin sürekli artması, imalat sanayindeki istahdamın düşmesine neden olurken, hizmet sektöründeki istihdamın ise artışını beraberinde getiriyor.

ABD ve Batılı emperyalist ülkelerinde hizmet sektörü %70’ler ve üzerinde seyrederken Çin’de bu oran şimdilik %46.3. Bu oran ABD’de %79,1. Diğer eski emperyalist sanayi ülkelerinde olduğu gibi, Çin’de de zamanla sanayi sektörü düşerken hizmet sektöründeki istihdam yükselme eğilimi devam edecek ve hizmet sektörünün ekonomideki payı devamlı artış gösterecektir.

Sektörlerin toplam katma değer (artı-değer) içindeki paylarına bakılacak olursa, Çin’de Hizmetlerin %52,2, sanayinin %40,7, tarımın ise %7,2.20 ABD’de ise sırasıyla; %80,2, %19,4, %1,4.21
 
Devam edecek...

1 Engels’in, “İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu” kitabını anmadan geçmek olmaz. Kitaptan, konumuzla bağlantılı bir alıntı: “Eğer İngiltere, yoksul ve sayıca çok İrlandalı nüfusa, emrindeki bir yedek güç olarak sahip olmasaydı, İngiliz sanayisinin o hızlı genişleyişi gerçekleşmezdi.” Sf. 139, Sol Yayınları, İkinci Baskı.
4 Başbakan yardımcısı Veysi Kaynak. 05.07. 2017 Hürriyet ve günün diğer gazeteleri. Erişim: Mart 2020
6 www.stat.go.jp/english/info/news (Japon İstatistik Bürosu). Erişim: Nisan 2020-04-15
8 www.resources.realestate.co.jp/in-japan-2018-govt-survey/ 12.07.2018. Erişim: Nisan 2020-04-15
9 30 mayıs 2018 japon gazeteleri, hükümetin bu açıklamalarının peşinden „Japan to open doors to 500 new works by 2025“ (Japonya iş gücü sıkıntısını hafletmek için 2025 yılına kadar 500.000 yeni işçiye kapılarını açacak) (www.realestatejapan/blog)
10 www.tbmm.gov.tr.develop/owa/haber_portal.acıklama. 07.11. 2019. Erişim: Nisan 2020-04-15
11 Doğuş Şimşek, “İstanbul’daki Afrikalı Göçmenlerin Gündelik Irkçılık Deneyimleri”, PDF. Ayrıca bkz.: www.afroturc.org/türkiyedeki-siyah-gocmenler
12 Doğuş Şimşek, aynı makale.
13 www.bushcenter.org . L. Collins ve Matthew Denhart
15 www.bushcenter.org . Laura Collins ve Matthew Denhart -26.11.2018. Erişim:
Maart 2020
16 www.bushcenter.org . L. Collins ve Matthew Denhart
17 Üniverste yutları, yetimhane, huzurevi, özel nitelikli hastane, hapishane, kışla ve bunun gibi kurumsal olan yerler ve 15 yaş altı nüfus değil, hanelerde ikamet eden nüfustur. (ekşi sözlük/
18 de.statista.com/statistik/wanderarbeiter-in-china-12.03.2020
19 www.statista.de 2020. Erişim: Mart 2020 / ayrıca bkz. National Bureau of Statistics China/China Statistical Yearbook/ www.data.stats.gov.cn/english
20 Kaynak: WKO (Wirtschaftskammer Österreich), yıl 2018
21 Kaynak: WKO, 2017