2 Mayıs 2020 Cumartesi

Artı-Değerin Kaynağı-3


ABD Göçmen İşçiler


    III. BÖLÜM


Kapitalistler İşgücü Arayışında1

Bütün dünya da burjuvazi dinamik işgücü arayışı içindedir. Nüfusun giderek yaşlanması ve 65 yaş üstü nüfusun artması, burjuvaziyi kara kara düşündürmektedir. Bu nedenle de göçmen işgücüne olan gereksinimleri, uluslararası sermayenin büyümesine ve üretimin genişlemesine koşut olarak her geçen gün daha fazla artmaktadır. 2016-2017 yılları arasında Almanya’nın bir milyonu aşkın Suriyeli göçmene kapılarını açmaları burjuva hümanizmi nedeniyle değil, Alman sermayesine, yeni dinamik işgücü kazandırmak içindi. Yine, Alman burjuvazisinin Türkiye, Ürdün ve Lübnan mülteci kamplarından seçerek göçmen almasının nedeni de buydu. Esas tercihleri olan; eğitimli, meslek sahibi ve genç işgücü sahiplerini Almanya’ya aktardılar.

Emperyalist ülkelerde, sermayenin birikimi ile işgücü artışı aynı oranda büyümüyor. Sermaye, işgücü nüfusunun artışına oranla katlanarak büyüyor. Bu da kaçınılmaz olarak, büyük bir işgücü açığı ortaya çıkarıyor. 2. Emperyalist savaşta işgüçlerinin önemli bir bölümünü savaşta yitiren burjuvazi, ondan sonra dışarıdan işgücü alımlarına başlamışlardır. Almanya, İngiltere ve ABD bu konuda başı çekmiştir.

Bugün AB’nin büyük emperyalist ülkeleri, her yıl göçmen almak zorundalar. Bunu eksilen işgüçlerini tamamlamak için yapıyorlar. Pazar tezgahlarından elma armut seçer gibi mülteci kamplarından işgücü seçtiler. Bertelsmann Vakfı’nın açıklamasına göre, Almanya’nın her yıl en az 260 bin2 göçmene gereksinimi var. Vakıf, dışarıdan göçmen alınmazsa, 2060 yılına kadar Almanya’nın nüfusu yaklaşık 16 milyon küçüleceği tahmininde bulunuyor. 
 
AB’nin ileri ülkelerini, Romanya, Bulgaristan, Slovakya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin işgüçlerinin en kuzeyden en güneye aktarılması da yetmiyor. AB ülkeleri dışından işgücü gelmesi gerekiyor.

AB ve diğer gelişmiş emperyalist ülkeler yaşlanan ve azalan işgücü karşısında kara kara düşünüyorlar. Robotlar çare olmuyor. Sermaye birikimi için canlı emeğe, işçinin işgücüne gereksinimi var. 
 
Burjuvazinin işgücüne gereksinimi olmasaydı, dışarıdan büyük işgücü göçü almasına gerek olmadığı gibi, sınır duvarlarını sıkı sıkı kapatırdı. Tersine, Almanya kalifiye eleman almak için kampanyalar düzenliyor, ancak, işgücü açığını kapatacak kadar gelen yok. 
 
Hannoverische Algemeine Zeitung’un3 görüştüğü işverenler şöyle diyor:

“Elektronik eşya üreticileri eş başkanı, kalifiye göçmen işçilerini çekmek için, Almanya’nın daha iyi perspektifler sunması gerektiğini söylüyor. Kauçuk ve plastik Bileşenleri Üreticileri sorumlusu ise, vasıflı yeterli işgücünün yetersizliği büyümenin önünde engeldir” diyebiliyor.

Bu kapitalistlerin aklına, “yapay zeka ve robotlarla bu sorunu çözeriz” diye, nedense gelmiyor. Büyümek ve sermaye birikimi denince; öncelikle canlı işgücü akıllarına geliyor. Oysa, bizim küçük burjuvaların akıllarına hemen, dijitalleşme ile kapitalist sistemde işçiyi işgücünün dışında bırakıp, üretimi yapay zekaya teslim ederek, artı-değerin gerçekleşebileceği geliyor ve bunu kapitalistler bilmiyor(!)

AB ve ABD gibi en büyük emperyalist ülkeler, nicel olarak büyük sayılacak nüfusa sahip olmalarına karşılık her yıl yeni göçmen işçi alıyorlar. Bunların bir kısmı kaçak olarak giriyor ve bir kısmı ise yasal yollardan geliyor. Ayrıca, AB, Çin, Kanada, ABD ve diğer gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde yasa dışı (kayıtsız) binlerce işçi var. Bunların hepsi çalışıyor, ama oldukça ucuza ve bütün sosyal haklardan yoksun olarak. Bunu devletler biliyor. Ve hatta ne kadar “kaçak” göçmen olduğunu ne kadarının “kayıt dışı” çalıştığını yaklaşık olarak biliyorlar ve işçilerin “kaçak” olarak çalıştırılmalarını sessiz kalarak destek veriyorlar. Ne de olsa, burjuvazi için muazzam bir katma değer (artı-değer) birikimi sağlıyor ve sermayenin büyümesine katkıda bulunuyorlar.

Gelişmiş emperyalist-kapitalist ülkeler, dün geri kapitalist ülkelerin (sömürge-yarı-sömürge) yeraltı zenginliklerini kendi ülkelerine taşırlarken, bugün işgüçlerini kendi ülkelerine taşıyorlar. İşgücü, burjuvazi için madenden daha değerli bir metadır. “Verecek madeniniz yoksa, işgücünüz var, onu verin” diyorlar. Çünkü ikisinin de hem kullanım hem de değişim değeri var. Ancak, ikincisi daha önemli. İkincisi (işgücü) olmazsa, maden kendi kendine meta haline gelip değişim değeri kazanamaz.

Türkiye’de göçmen işçilerin yoğun bir şekilde çalıştırıldığı biliniyor. Bir bakan yardımcısı, Suriyeli göçmenlere yönelik ırkçı saldırı yapanlara şöyle seslenmişti: “Türkiye 3 milyon insani beşeri sermaye olarak da görmelidir. Şu anda Kahraman Maraş’ta, Adana’da, Osmaniye’de, Gaziantep’te hatta Ankara’da OSTİM’de bir çok ilde Suriyeliler olmazsa düz işçilik yapan yok. Fabrikalarımız durur.”4
 
İşçi sınıfının (canlı emek) yerine robot’tan artı-değer bekleyen kimi liberal burjuva ve küçük burjuva düşüncelilerin görüşlerine pek değer vermiyor, sermayenin sözcüleri. Türkiye’nin o zamanki bakan yardımcısı sorunu net olarak ortaya koymuştur. Suriye’liler “ beşeri sermaye”dir, yani artı-değer üreten canlı emektir. Bunlar olmazsa burjuvazinin üretimi duracak. İşçi, burjuvazinin gözünde ve nezdinde, canlı bir meta, yani, “sermayedir”. Çok kaba kaçnmasın diye önüne “beşeri” sözcüğünü de ekliyorlar.

Burjuvaziye kalifiye eleman gerekli ama “düz işçi”de gerekli. Bu en gelişmiş ülkelerden en geri ülkelerine kadar böyledir. Kapitalizmin daha fazla geliştiği ülkelerde düz işçiye burjuvazinin gereksinimi yok demek, kapitalist toplumsal yapıdan bihaber olmak anlamına gelir. Bugün, Almanya’da, günde 2-4 saat arası sosyal haklardan mahrum işlerde çalışanların sayısı, yaklaşık 8 milyon5 civarında. Bunlar kalifiye eleman değil, temizlik işçileri, kasiyer (süpermarketlerde kısa süreli çalışanlar), paket dağıtıcıları ya da benzerleri. Sigorta ve emeklilik haklarından yoksun sadece iki saatlik işlerde çalışanların sayısının toplamı 2 milyon 373 bin. Düşük ücretli işlerde çalışanların toplam sayısı ise yaklaşık 7,5 milyon. İşte en gelişmiş ülkelerden birinin durumu. Burada resmi olarak 2 saatlik olarak gözüken işlerin büyük çoğunluğunun 8 saati aşan işler olduğunu belirtelim. Özellikle küçük işletmeler, göçmenleri iki saat olarak gösteriyorlar, ama 8-10 saati aşkın çalıştırıyorlar. Bunu, düşük ücretli olduğu için çalışan işçi de istiyor, küçük patronda istiyor. Daha fazla sigorta ve yan vergileri ödememek için. İşçinin işine gelmesinin nedeni, aldığı ücretin çok düşük olması nedeniyle, yarı-işsizlik parası ya da aldığı ücretin üstünü tamamlayacak sosyal yardım almak istemesinden kaynaklanıyor. Çünkü aldığı ücretin düşük olması nedeniyle geçinemiyor, sosyal yardıma gereksinim duyuyor.

“8 saat çalışıp iki saat çalışıyor” görünen durumundan, Alman devletinin haberi yok mu? Elbette var. Ancak, buna göz yumuyor. Çünkü, ucuz işgücü karşılığında daha fazla artı-değeri (katma değer) burjuvaziye kazandırıyor. Burjuvazinin sosyal yardım adı altında ödediği, bu artı-değerin çok çok gerisinde. Deyim yerindeyse, Alman tekelci sermaye devleti, “kaz gelecek yerden ördeği” esirgemek istemiyor. Kendisi kaz alırken, bunun karşılığı sosyal yardım olarak ördek (ucuz tavuk demek daha denk düşer) vermeyi daha karlı buluyor.

AB ülkelerinin (özellikle gelişmiş sanayiye sahip olanlar) çoğu bu yöntemi uyguluyor. Türkiye ise sömürüyü daha çıplak yapıyor. Milletvekilleri ya da AKP’li siyasetçilerin evlerinde “intihar”ları(?), göçmen genç kızların, karın tokluğuna, ölümüne bir yaşam durumlarını gösteriyor. Ve ev işçileri (hizmetçi) kiralayan uluslararası firmaların olduğu da bilinmeli. Bu firmaların çalıştırdığı işçiler adeta kölelik koşullarında çalışıyor. Bütün sosyal haklardan yoksun oldukları gibi, Türkiye’de olduğu gibi, öldürüldüklerinde de sahip çıkanları olmuyor. Suçlu öldüren değil, ölen işçiler oluyor.

ABD’de durum bundan farklı değil. Milyonlarca “kaçak göçmen” işgücünün varlığına göz yumuluyor. Sınır duvarlarını kaptmaları ya da kapatmak istemeleri, daha fazla göçmenin kontrolsüz bir şekilde gelmesini önlemek içindir. Kendileri seçerek almak istiyor. Dünya da en fazla “kaçak” göçmenin çalıştığı ülke ABD’dir.

Bütün emperyalist ülkeler, her yıl, en az bir 30 yıl sonraki demografik yapı tahminini raporlaştırılar. Ve yapılan bütün demografik durum raporları, o zamana kadar yaşlı nüfusun artacağı, genç nüfusun oldukça azalacağını söylüyor ve bunu önlemek içinde göçmen işçi alma politikalarını uygulamaya sokuyorlar.

Örneğin Çin’in 2050 yılında 65 ve üstü yaş oranı artarken, 15 yaş altı nüfus azalıyor. ABD’de durum aynı. Bu ülkede, 15 yaş altı nüfusun oranı toplam nüfusun %20’lerin altına düşüyor. Her iki büyük emperyalist ülkenin istihdam edilen nüfusun genel nüfus içindeki oranını verelim: ABD’de 15 ve üstü yaşın toplam nüfus içindeki payı (2018 yılı için) 59,6. Çin’de ise bu oran %65,7. Arada %6’lık bir fark var. Bunun anlamı ABD’nin nüfusu Çin’den %6 oranında daha yaşlıdır. ABD’nin “haspinik” diye küçümsediği Latin Amerikalı genç göçmen nüfusu neden kendine çektiğinin yanıtı bu verilerin içindedir. ABD devlet istatistik bürosu (U.S. Bureau Of Labor Statistics. www.bls.gov), nüfusun ne kadarı beyaz, ne kadarı siyah, ne kadarı Çinli ve ne kadarı “hispanik” vs. hepsini ayrıntılı olarak kayıtlara geçiyor. 
 
Sanayi üretimin en yoğun olduğu ülkelerin biri olan Japonya’da da durum farklı değildir. 2050 yılına gelindiğinde 15 ve altı yaş grubu genel nüfusa oranla büyük bir düşüş gösterirken, aynı oranda 65 ve üstü yaş oranı genel nüfusa oranla artış göstermektedir. Örneğin, 15 yaş altı grup 2005 yılında genel nüfus içindeki payı %13,8 iken, 2018 yılında %12,7’e gerilemiş. 15-65 yaş arasındaki nüfus 2005 yılnda %66,5 iken 2018 yılında %59’a gerilemiş.6 Genel olarak genç nüfus gerilerken, yaşlı nüfus artmaktadır. Genç nüfusun gerilemesi, işgücü oranın düşmesi anlamına geldiğinden kapitalistler bu düşüşü önlemek için başka ülkelerden işgücü göçü çekme politikasını uyguluyorlar. Ayrıca, nüfus toplamda da bir azalışa trendi içine girmiştir. Bu nedenle de Japonya yabancı işgücü göçüne gereksinim duyuyor ve 2017 yılına göre 2018 yılnda yabancı sayısında %6,6 (bazı kaynaklar bunu %7,5 olarak veriyor) bir artış göstererek toplamda 2 milyon 730 bine çıkmış. Ayrıca ülkede 11 bini aşkın Vietnamlının “illegal” yaşadığı da belirtiliyor.7 Ve yabancı işgücünün toplam genç nüfus içindeki oranı %5,8. Bu da Japon burjuvazisinin genç göçmen işçilere ülkeye kolay girmesini sağladığının bir göstergesidir.

Ayrıca, Japonya Hükümeti, 2018 Mayıs’ı sonunda yaptığı bir açıklamada, dışarıdan işgücü alımının kolaylaştırılması için yasalarda reforma gittiğini duyurmuştu. Bunun anlamı; 2025 yılına kadar işgücü sıkıntısını giderebilmek için, dışarıdan 500 bin işgücü göçüne izin vereceği belirtiliyor.8 Şu anda büyük bir işgücü açıklığı olmasına karşın, Japon hükümetinin hesaplamasına göre 2040 yılına gelindiğinde 15-64 yaş arası nüfusta 15 milyon düşüş olacakmış.9

Gelişmiş sanayi ülkelerinde var olan bir gerçek; genel anlamda nüfusta bir azalma (dünyanın toplam nüfusu da dahil), genç nüfusta burjuvazi açısından ürkütücü bir düşüş eğilimi yaşanırken, aynı oranda 65 ve üstü yaşta bir artış trendi yaşanmaktadır.

Şu rahatlıkla söylenebilir; bütün eski emperyalist ülkelerde iç göç hareketi çok önceden (ikinci dünya savaşıyla beraber) bittiği için, dışarıdan işgücü alma eğilimi içine girmişerdir.

Bugünün Türkiye’si, artık dışarıdan işgücü alma durumuna gelmiştir. Hem sanayinin gelişmesi hem de nüfusun yaşlanma eğilimi içine girmesi ve iç göçün esasta son sınırına gelmesi, Türk burjuvazisini dışardan işgücü almaya zorluyor. 2019 verilerine göre Türkiye’de toplam 5 milyon 75 bin göçmen yaşadığı söyleniyor. Bu bilgileri, Türkiye’nin içişleri bakanı, TBMM’de “Türkiye’de Göç Yönetimi” ile ilgili “içişleri komisyonu”na veriyor.10 Bu rakamın eksik olduğu, kayıtsız çalışan daha çok göçmen olduğu ileri sürülüyor.

Türkiye, Afganistan, Pakistan, İran, Irak ve Afrika ülkelerinden gelen yoğun bir mülteci çekme alanı ve burası Avrupa’ya geçi güzergahı olduğu için, göçmenlerin ilk durak alanı diyebiliriz. Ne var ki, Avrupa’ya ulaşmak amacıyla gelenlerin bir bölümü burada kalıyor. Ve Türkye’nin “iltica” politikası nedenyile resmi iltica baş vuruları kabul edilmiyor. Ve yaşamak için en kötü, en ağır koullarda ve ucuza (bazan angarya denebilecek düzeyde) çalışmak zorundalar. 2017 yılı itibariyle Türkiye’de 1,5 milyon Afrika kökenli göçmen bulunuyor.11
Örneğin, D. Şimşek’in (Universty College London, Faculty Member) Afrikalılar içinde yaptığı bir Etnografik saha çalışmasından kısa bir not:

“Çok az para kazanıyorum ama uzun saatler çalışıyorum. Çoğumuz tekstil atölyelerinde köle gibi çalışıyoruz. Bu işi mecburiyetten yapıyoruz. Birlikte çalıştığımız Türkler bize çok kötü davranıyorlar. Bazen yemek vermiyorlar ya da yemek artıklarını veriyorlar. Bir çok Afrikalı kadın, patronların cinsel tacizine maruz kalıyor.” (33 yaşında, Ugandalı, kadın, Kumkapı)”12
 
Kapitalistler, göçmenleri “kaçak” olarak kabul edip, ama “yurtdışı yapmayıp” bütün sosyal haklardan yoksun ve bir köle gibi çalıştırmalarının tek bir nedeni var; bunlar üzerinden daha fazla sermaye birikimi sağlamak istemelerindendir. Türk burjuvazisi, göçmen işçileri “çok sevmişe” benziyor. Çünkü göçmen işçilerin “mecbur” olduklarını ve sermaye devletinin bilinçli bir politikasının ürünü olarak, mecbur bırakıldıklarını, en iyi onlar biliyor. Bütün sermaye kesimleri ile işçiler arasında, devlet kanalıyla “yasal” bir sözleşme olmasına karşın, burjuvazinin işçiden tek bir beklentisi vardır: Hiç durmadan enerjisinin son sınırına kadar çalışması, sosyal hakları gibi kavramları unutması –sağlık sigortası, tazminat hakkı, emeklilik primleri, yıllık tatil parası, sendikal hakkı, 8 saatlik gibi işgünü, işçi sınıfının yüzyıllardır verdiği mücadele sonucu kazanılmış burjuva haklarını, işçten çıkarma ve almalarının yasalara bağlanması vb. gibi- gerekir. Sermaye karşısında bu tür haklar çok lükstür. 
 

ABD’de Göçmen İşçilerin Rolü

Burjuvazinin göçmen işçilere gereksinim var ve göçmen iş gücü çekmek için bir biriyle yarışmaktadırlar. Göçmenler üzerinde ırkçı politika geliştirmeleri sorunun özünü değiştirmiyor ya da Trump gibilerinin göçmen karşıtı politikaları Meksika sınırına duvar örmeleri, tekellerin sermaye birikimleri ve birbirine karşı rekabet edebilmeleri için, teknolojik gelişmelere gereksinimleri olduğu gibi işgücüne de gereksinimleri daha fazlasıyla var.

Trump’ın göçmen karşıtı politikası, ABD emperyalist devletinin gerçek politikası değildir. Bugün, ABD’de, BM raporuna göre 48,5 milyon göçmen işçi var. Bir de kayıtlı olamayan işçiler söz konusudur. Bunların ne kadar olduğu tam bilinmesede milyon rakamla ifade edildikleri bir gerçektir. Bunun dışında 11 milyon13 da kayıt dışı, yani illegal olarak kalan göçmen var. Burada hemen belirtmek gerekiyor. ABD burjuvazisi, 11 milyon kaçak göçmen olduğunu ve bu “kaçak”ların, ABD tekelci ekonomisine ne kadar katkıları (katma değerleri) olduğunu bilir, ama asla onlar çalışma istatisitklerinde yer almazlar. 11 milyon işçi, en ağır koşullarda ve tüm sosyal haklardan yoksun olarak adeta köle gibi çalışırlar ve haklarını arayamazlar. Haklarını aramaya kalktıkları anda karşılarına; “seni polise bildirir sınır dışı ettirirm” yasası çıkarılır. Ve bu göçmenlerin çoğu da ölene kadar “kaçak” olarak ABD’de yaşarlar.

Tabi, bir de, 15 yaş altı çalışanlara da ististikler yer vermez. Ne var ki, sayı olarak ne kadar çocuk işçinin ABD çalıştığı bilinir. Çünkü ABD yasasına göre 15 yaş altı çocuk çalıştırmak yasaktır. Ama aynı “kaçak” göçmen işçilerde olduğu gibi bunlarda kayıtlarda yer almaz ve sosyal tüm haklardan mahrumdurlar. 15 yaş altı çocuk işçiler: “eti senin kemiği benim” türden sermayenin kölelerdir.

George W. Bush Presidental Center’in raporu ve infografi’ne14 göre, ABD’nin Fortune 500 şirketi içinde yer alan tekellerin kurcularının %40’ı göçmen kökenli. Bunu övgü olsun diye yazmışlar. Yine göçmenlerin %7,6’sı kendi iş yerlerine sahipler. Amerikalıların %50’sine kıyasla, göçmen kökenlilerin %70’inin yaşı 25-64 arası. Oldukça yüksek bir genç nüfus. Ayrıca, göçmen nüfus 2035 yılına kadar 18 milyon daha aratcağı tahmin ediliyor. Aynı kaynağın verilerine göre, 16 yaş ve üstü göçmenlerin %62’si çalışırken, aynı yaşlardaki Amerikalı yerli çalışan oranı ise %58.

G. W. Bush Enstitüsü-SMU (Souhthern Methodist Universty- Teksas) Ekonomik Büyüme Girişim Direktörü’nün yazısından ABD’deki göçmenlerle ilgili bazı görüş ve verileri buraya aktaralım. Yazının başlığı, “Yasal Göçün Düşüşüne Neden Dikkat Etmeliyiz.”

Aynı sitenin yazarlarına göre, ABD’nin küresel ölçekte rekabet edebilmesi için göçmen işçileri çekebilecek daha yumuşak yasaların çıkarılması gerekiyor. Yani, ABD’nin göçmen politikasının iyileştirmesini istiyorlar. “Modası geçmiş göç yasasının, yerine ekonomik büyümeyi hedefleyen göç yasasının reforme edilmesi şarttır”, diyorlar.15 Bunun anlamı; “genç ve eğitimli, meslek sahibi işgücüne acilen gereksinmemiz var”dır.

Konumuz göçmen işçileri incelemek olmamasına karşılık, günümüz göç politikasının işgücü göçüyle doğrudan bir ilişkisi olduğu için kısaca değinmek gerekiyor. Tekelci burjuvazinin işgücüne gereksinimi var genç ve dinamik işgücü ise kapitalizmin daha az geliştiği ülkelerde mevcut. Gelişmiş kapitalist ülkelerden birbirine işgücü transferi olsada bu yeterli olmadığı gibi oldukça da maliyetli. Çünkü Almanya’da çalışan birisinin ABD’ye göç etmesi için daha yüksek bir ücret alması ve iyi koşullarda yaşamasını koşullar. Yine, AB ülkelerinin sanayi açısından ileri ülkelerinin birbirinden işgücü çekebilmeleri içinde bu geçerli. Ancak, az gelişmiş ülkelerden gelen göçmenler karın tokluğu ve kısmi bir sosyal güvence ile çalışmaya razılar. Bunlar, sermaye kesimleri için oldukça cazip işgücü potansiyeli.

Yasadışı kalan 11 milyon göçmenin ABD’den kapı dışarı edilmesinin ABD ekonomisine maliyeti oldukça pahalıya patlıyacağı hesaplanıyor. 11 milyon “kaçak” işgücünün eksilmesi, genel işgücünden yaklaşık %4,5 oranında; GSYH’nin ise, 10 yıl içinde 4,7 trilyon ABD dolar kadar küçülmesi anlamına geliyor.16 Ve “kaçak” göçmenlerin ne koşullarda çalıştıklarını burada özel olarak belirtmek gerekmiyor. Bu, en ucuz, en ağır ve her türlü sosyal güvenceden yoksun bir şekilde çalışma anlamına geldiğini bilmemek olamaz. Göçmen işçi demek maliyeti en düşük, artı-değer üretimi en yüksek işçi demektir.

ABD’nin toplam nüfusu Mart 2020 itibariyle 333,522 milyon.

Tablo-5 ABD’de seçilmiş yıllarda iş gücü ve çalışlan sayıları (milyon)

2020 Şubat
2000 Şubat
1978 Şubat
Kurumsal olmayan nüfus17
200, 968m


İşgücü sayısı
126,954m
142,456m
100,837 m
İşgücüne katılım oranı
63.2%


Çalışan sayısı
122,669m
136,598m
94,519m
İşsiz sayısı
4,285m
5,858m
6,318m
İşsizlik oranı
3.4%
4.1%
6.3%
İşgücünde olmayan
74,014m


Kaynak: U.S. Bureau Of Labor Statistics. www.bls.gov 2020 Mart (Not: Çalışan ve işsizlik oranı Koronavirüs salgını öncesi rakamları içerir. YK)

Burada da görülebileceği gibi, kapitalizmin en gelşmiş olduğu ülkelerden biri olan ABD’de işgücü ve çalışan saysısı oransal olarak sürekli bir artış göstermiştir. Ancak tekelci burjuvazi, iş gücü artış oranını yeterli görmeyip dışardan göçmen işçi alımını çağaltmak ve göçmen işçi alımını ksıtlayan yasaları gevşetmek (reforme etmek) istiyor. Çünkü üretici güçlerin gelişmesi daha fazla canlı işgücüne de gereksinim duyuyor. Ayrıca, nüfusun yaşlanan kesminin trendinin sürekli artma eğilimi içinde olması, azalan işgücünün telafi edilmesinin politikalarını zorunlu olarak gündeme sokuyor. 
 
Bu nedenle burjuvazi göçmen işçilere gereksinimi var ve göçmenler onlar için artı-değer üreten ucuz üretim aracından başka bir şey değildir.

Çin’in Gelişmesinde İşgücü Nüfusunun Büyük Olmasının Rolü

Çinde toplam çalışan sayısı 774.41 milyon (2019). İşgücüne katılım oranı %68.2. İşgücüne katılım oranı diğer ülkelerden daha yüksek ve bu Çin tekelci burjuvazisi için büyük bir avantaj. Çin’de kadınların işgücüne katılım oranı da diğer ülkelerden çok yüksek %63,3. Toplam işgücü ise; 2008 yılında 770.46 milyon iken, bu sayı 2018 yılında 805.67 milyon’a yükselmiş. 2019 verilerine göre Çin’in nüfusu 1 milyar 400 milyon. Çin’in iç göç işçi (kendi köyünden şehirinden ya da eyaletinden başka şehire ya da başka eyalete taşınması) nüfusu ise yaklaşık 290.8 milyon.18 Çin dışından gelen yabancı işçi saysı ise 10 milyon civarında. Çin, şimdilik başka ülkelerden işçi alma gereksinimi duymuyor, çünkü iç göçü hareketli bir ülke. Ancak, veriler, Çin’de de iç göçün (bunun anlamı; küçük köylülüğün mülksüzleştirilemsinin tamamlanması) sınıra dayandığını gösteriyor.

Çin’in sahip olduğu işgücü ve çalışan sayısı 35 üyeli OECD ülkelerinden fazla. Çin’in imalat sanayindeki üretimi, dünyanın en gelişmiş ülkeleri olan ABD, Japonya ve Almanya’nın toplam imalat sanayi üretimine eşit düzeyde denebilir. Yani, bu üç ülkenin ürettiğinin Çin tek başına üretiyor. Çin’e, “dünyanın fabrikası” denmesinin nedeni de bu. 2018 yılında dünya imalatının %28.4’nü Çin, %16.6’nı ABD, %7.2’ni Japonya, %5.8’ni Almanya üretiyor.19 Buna karşın, imalat sanayindeki istihdam düşme eğilimi, hizmet sektöründeki istihdam ise yükselme eğilimi içinde. Üretim süreci içinde sermayenin organik bileşiminin sürekli artması, imalat sanayindeki istahdamın düşmesine neden olurken, hizmet sektöründeki istihdamın ise artışını beraberinde getiriyor.

ABD ve Batılı emperyalist ülkelerinde hizmet sektörü %70’ler ve üzerinde seyrederken Çin’de bu oran şimdilik %46.3. Bu oran ABD’de %79,1. Diğer eski emperyalist sanayi ülkelerinde olduğu gibi, Çin’de de zamanla sanayi sektörü düşerken hizmet sektöründeki istihdam yükselme eğilimi devam edecek ve hizmet sektörünün ekonomideki payı devamlı artış gösterecektir.

Sektörlerin toplam katma değer (artı-değer) içindeki paylarına bakılacak olursa, Çin’de Hizmetlerin %52,2, sanayinin %40,7, tarımın ise %7,2.20 ABD’de ise sırasıyla; %80,2, %19,4, %1,4.21
 
Devam edecek...

1 Engels’in, “İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu” kitabını anmadan geçmek olmaz. Kitaptan, konumuzla bağlantılı bir alıntı: “Eğer İngiltere, yoksul ve sayıca çok İrlandalı nüfusa, emrindeki bir yedek güç olarak sahip olmasaydı, İngiliz sanayisinin o hızlı genişleyişi gerçekleşmezdi.” Sf. 139, Sol Yayınları, İkinci Baskı.
4 Başbakan yardımcısı Veysi Kaynak. 05.07. 2017 Hürriyet ve günün diğer gazeteleri. Erişim: Mart 2020
6 www.stat.go.jp/english/info/news (Japon İstatistik Bürosu). Erişim: Nisan 2020-04-15
8 www.resources.realestate.co.jp/in-japan-2018-govt-survey/ 12.07.2018. Erişim: Nisan 2020-04-15
9 30 mayıs 2018 japon gazeteleri, hükümetin bu açıklamalarının peşinden „Japan to open doors to 500 new works by 2025“ (Japonya iş gücü sıkıntısını hafletmek için 2025 yılına kadar 500.000 yeni işçiye kapılarını açacak) (www.realestatejapan/blog)
10 www.tbmm.gov.tr.develop/owa/haber_portal.acıklama. 07.11. 2019. Erişim: Nisan 2020-04-15
11 Doğuş Şimşek, “İstanbul’daki Afrikalı Göçmenlerin Gündelik Irkçılık Deneyimleri”, PDF. Ayrıca bkz.: www.afroturc.org/türkiyedeki-siyah-gocmenler
12 Doğuş Şimşek, aynı makale.
13 www.bushcenter.org . L. Collins ve Matthew Denhart
15 www.bushcenter.org . Laura Collins ve Matthew Denhart -26.11.2018. Erişim:
Maart 2020
16 www.bushcenter.org . L. Collins ve Matthew Denhart
17 Üniverste yutları, yetimhane, huzurevi, özel nitelikli hastane, hapishane, kışla ve bunun gibi kurumsal olan yerler ve 15 yaş altı nüfus değil, hanelerde ikamet eden nüfustur. (ekşi sözlük/
18 de.statista.com/statistik/wanderarbeiter-in-china-12.03.2020
19 www.statista.de 2020. Erişim: Mart 2020 / ayrıca bkz. National Bureau of Statistics China/China Statistical Yearbook/ www.data.stats.gov.cn/english
20 Kaynak: WKO (Wirtschaftskammer Österreich), yıl 2018
21 Kaynak: WKO, 2017

26 Nisan 2020 Pazar

Artı-Değerin Kaynağı-2






Artı-Değerin Kaynağı-2


II. Bölüm

Makinaların Marifetleri:

Makinalar canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer, ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için, işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır.

“Fabrika sisteminin gelişmesi, sermayenin gittikçe büyüyen kısmını, bir yandan değerinin sürekli olarak kendisinin büyütebileceği, öte yandan da, canlı emekle ilişkisini kopardığı anda hem kullanım-değerini ve hem de değişim değerini yitireceği bir şekle sokar.”1

İşçinin bütünüyle üretim süreci dışına çıkması olası mı? Elbette olası. Üretici güçlerin devasa (yüksek düzeyde dijitalleşme) gelişmesi ve üretim sürecinin bütünüyle makinalaşması, kaçınılmaz olarak işçiyi de üretim sürecinin dışına itecektir. İşçi (insan) burada, kapitalist üretim sürecinde olduğu gibi artı-değer üreten bir emekçi olmayıp, salt “denetleyici ve düzenleyici” olarak yer alacaktır.

Marx, Grundrisse’de, canlı emeğin (işgücü) üretim sürecinden çıkışını açıklamıştır.

“Canlı emeğin nesneleşmiş emek (makinalar –YK-) karşılığında değişimi; yani toplumsal emeğin sermaye ve ücretli emek karşıtlığı halinde konumu –değer ilişkisinin ve değere dayalı üretimin son gelişmesidir.”2

Kapitalist sermayenin biricik kaynağı olan canlı emek, üretim sürecinin dışında kaldığında, ortada sermaye de olamayacağı için, var olan şey toplumsal bir servet olacaktır. Çünkü ürünler, kapitalist meta üretiminde olduğu gibi üretilen ürünlerin değişim değeri olmaycaktır. Değişim değeri olmayan bir ürünün kapitalist meta olması sözkonusu olamaz. 
 
Marx, yukarıdaki alıntıda ortaya konan gelişmelere bağlı olarak, insanın üretim süreci karşısında düzenleyici ve denetçi olmasını şöyle açıklar.

“Emek, artık üretim sürecinin kapsamı içine iyice alınmış durumda değildir, insan daha çok üretim süreci karşısında bekçi ve denetleyici durmundadır.”3
 
Burada anlatılan komünist toplumdur. Komünist toplumda servetin kaynağı toplumsal emek olacaktır. Ortada artı-değerin zorla gasp edilmesiyle elde edilen sermayenin yerine toplumun ortak ürünü olan toplumsal servet birikimi olacaktır. Bu süreçte emek doğrudan ve fazlasıyla servetin kaynağı olmaktan çıkacaktır. Çalışmanın zorunlu olmaktan çıkması ve insanın kendisine daha fazla zaman ayırmasının toplumsal koşullarının yaratılması olacaktır.

“Emek doğrudan biçimiyle servetin büyük kaynağı olmaktan çıkar çıkmaz, emek zamanı da onun ölçüsü ve dolaysıyla değişim-değeri kullanım-değerinin ölçüsü olmaktan çıkar ve çıkmak zorundadır. Kitlenin artı-emeği, genel servetin gelişmesinin koşulu olmaktan çıkmıştır, bunun gibi, birilerinin emeği olması da insan beyninin genel güçlerinin gelişmesinin koşulu olmaktan çıkmıştır. Değişim değerine dayanan üretim bununla birlikte çöker ve doğrudan maddi üretim süreci de geçicilik ve karşıtlık biçimine girmiş olur. Bireyselliğin özgür gelişmesi artı-emek sağlamak için gerekli-emek zamanının azaltılmasına değil, bireylerin hepsinin sanatsal, bilimsel vb. gelişmesine uygun düşen serbest zamanın ve araçlarına yaratılmasına olanak sağlayan toplumun gerekli-emeğinin enaz düzeye indirilmesine bağlıdır. Sermaye artık süreç halindeki çelişkidir, çünkü en alt düzeye indirilmesini engeller ve bir taraftan da emek-zamanını gereksiz zaman biçiminde çoğaltmak için gerekli-zaman biçiminde azaltır.”4

Burada da Marx’ın açıkladığı gibi, sermaye, bir taraftan gerekli emek zamanını azaltma eğilimi içindeyken, öbür yandan ise gelişmiş toplumsal üretim güçlerini artı-değerine el koymak için kapitalist üretim ilişkilerini sürdürmeyi elden bırakmamaya çalışır. Bu, emek sermaye arasındaki çelişme olarak topluma yansır ve gelişen ürtici güçlere karşın kapitalist üretim ilişkilerini devam ettirmek bir yerde imkansız hale gelir. “Sermaye artık süreç halindeki çelişkidir”, çünkü üretim araçlarının ve genel anlamda üretici güçlerin gerekli emek zamanını alabildiğine kısaltacak düzeydeki gelişmişliği, ama buna karşın burjuvazinin işgününü uzatma eğilimi, burjuvazi ile proletarya arsındaki çelişmeyi daha da keskinleştirmektedir. 
 
Marx, sermayenin eğiliminin yaralanabilir zaman yaratmak ve onu aynı zamanda artı-değere dönüştürmektir dedikten sonra şöyle devam eder:

“Birincisinde (yararlanabilir zaman –YK-) çok başarılı olursa, artı-üretimden zarar görür ve o zaman sermaye tarafından değerlenmiş olması gereken artı-emek olmayacağı için gerekli-emek kesintiye uğrar. Bu çelişki ne kadar çok gelişirse, üretken güçlerin gelişmesinin artık ötekinin artı-emeğinin maledilmesiyle durdurulamayacağı, işçi yığının kendisinin kendi artı-emeğini kendine maletmesi gerekliliği de o kadar ortaya çıkar. İşçi yığını bunu yaptığı zaman –ve bununla birlikte yararlanılabilir zaman, çelişkili bir varlık olmaktan çıktığı zaman- bir yandan gerekli emek zamanı, ölçüsünü, toplumsal bireyin gereksinimlerinde bulacak, öte yandan da toplumsal üretken gücün gelişmesi öyle hızla büyücektir ki, artık üretim herkesin servetinden sayılmakla birlikte, herkesin yararlanabilir zamanı da artacaktır. Çünkü gerçek servet, bütün bireylerin gelişmiş ürtken gücüdür. Artık o zaman servetin ölçüsü hiç de emek-zamanı değildir, yaralanabilir zamandır.”5

Ama bu kapitalist toplum olmayacaktır. Komünist toplumun kendisi olacaktır. Kapitalist toplum sürdüğü sürece üretici güçlerin gelişmişliği ve hatta “yapay zeka”nın bütünüyle üretim sürecine egemen olduğu süreçte, üretim ilişkileri kapitalist üretim ilişkisiyse burada işçi salt, üretim sürecinin bir düzenleyicisi ve bekçisi olarak değil, yine makinenin bir parçası olarak yer alır ve artı-değer üretir. Yani, üretici güçlerinin gelişmesinin derecesi, kapitalist sistemde işçiyi üretim sürecinin dışına atamaz, tersine daha büyük artı-değer için daha büyük miktarda işçiye gereksinimi ve işgünün uzatılması vardır.

Bunun tersi olursa, yani, işçiler salt düzenleyici olarak üretim sürecinin dışında yer alırsa, ortada artı-değer üretimi olmayacağı için, ortada bir işçi sınfı ve burjuva sınıfı da olmayacaktır. İşçinin sermaye için artı-değer ürettiği kapitalist toplumun yerini; sömürünün, sınırların ve de sınıfların olmadığı toplumsal bir sistem alacaktır. Bu komünizmdir.

Üretimin bütünüyle makinalaştığı bir üretim sürecinde metanın değişim değeri olamaz. Kapitalistlerin meta üretimini, işçileri üretim sürecinin dışında bırakarak bütünüyle yapay zeka ya da robotlarla yaptığını varsayalım. Bu muazzam bir aşırı üretimi de beraberinde getirecektir. Kapitalistlerin birbiriyle ölümcül rekabeti, daha fazla üretimin pazara sürülmesiyle sonuçlanacak. Ancak, böyle bir üretim sürecinin sonucunda metanın pazarda sermayeye dönüşmesi gerçekleşmeyecektir. Çünkü ortada metanın alıcısı olmayacaktır. Burjuvazinin çalışana gereksinimi olmadığına ve bütün işlerini makineler ile yaptığına göre, üretim dışında kalan nüfusun %99’da üretilen metaları ürün olarak alacak paraları olmayacaktır. “Yapay-zekalı” kapitalist bir toplum düşleyenler, artık toplumun %99’unun artı-nüfus olacağını da hesaplamaları gerekiyor. Ve salt toplumun %99’u değil, kapitalistin kendisi de aç kalacaktır çünkü meta pazarda sermayeye (para) çevrilemeyecektir. 
 
Kapitalist üretim ilişkileri içinde bu olası mı? Elbette ki hayır. Burjuvazi ürettiği metanın pazarda tüketilmesi için, yani, değişim değeri için üretiyor ve metanın sermayeye dönüşmesi gerekiyor ki, tekrar yeniden üretimi gerçekleştirebilsin. Meta sermayeye dönüşmeyince üretim süreci tıkanır ve yeniden üretim süreci gerçekleşmez. Yani Marx’ın, kapitalist üretim sürecinin temeli olarak ortaya koyduğu MPM süreci gerçekleşemez. Basit formülüyle, kapitalist toplumun üretim süreci Meta-Para-Meta şeklindedir. 
 
Toplumun %99’unu üretim sürecinin dışında bırakanlar, kapitalist toplumun geleceğini, kaçınılmaz olarak komplo teorileri ile devam ettirmek zorunda kalıyorlar. Ancak, tarihsel olarak hiç bir toplumsal sistem komplo teorileri ile var olmadığı gibi varlıklarını da komplo teorileri ile devam ettiremezler. Toplumlar, iradi olarak değil nesnel olarak vardırlar.

Emek-zamanı değerin ölçüsü olmaktan çıktığında, toplumsal servetin ölçüsü de Marx’ın vurguladığı gibi yararlanabilir-zaman olacaktır. Bu süreç çok uzak değildir.


Sermaye Birikim Süreci Proletaryanın Artışı Süreci Olmaktan Çıktı Mı?

Sermaye olmadan işçi olmaz, işçi olmadan sermaye olmaz ve sermayenin büyümesine koşut olarak işçi nüfusu da mutlak bir biçimde artar. Sermayenin artış oranıyla işçi nüfusunun artış oranı elbette aynı oranda olmaz, sermaye birikim oranına göre işçi nüfusu düşmesine karşılık, gerçekte ise mutlak olarak bir artış gösterir. Sermaye mülksüzleştirdiği bütün insanları işçi olarak kendine bağımlı hale getirir. Mülksüzleştirilenler, üretim araçlarından yoksunlaştırılanlar, kaçınılmaz olarak sermayenin emri altına girer. Ancak, sermaye, hepsini istihdam edemez, belli bir kısmını yedek nüfus olarak cephe gerisinde tutar. Bu sermayenin birikimi için olmazsa olmazlardan birisidir.

Makinalaşmanın hızlanması ve üretim sürecinde yoğunlaşmasına bağlı olarak işsizliklerde artmasına karşın, işçi sayısında da mutlak olarak bir artış vardır. Sermaye birikimi işçinin artı-değeri olduğu için, ne kadar fazla işçi çalıştırıyorsa kapitalist o kadar fazla artı-değer elde eder. Bu nedenle de işçi çıkarmasına karşın aynı zamanda işçi çalıştırmak zorundadır. 
 
Aşırı meta (aşırı sermaye) üretimi için kapitalist üretim süreci içine makinaları katar. Kapitalist, sermayenin organik bileşimini, her yeniden üretim süreci içinde yoğunlaştırır. Bunu pazardaki diğer kapitalist rakiplerine karşı üstün gelmek, daha fazla pazar payı elde etmek ve de en asgarisinden pazar payını korumak için yapmak zorundadır ve o durmadan büyümek için durmadan artan ölçüde aşırı meta üretimine baş vurur.

Bunun için işçi çalıştırmak zorundadır. Daha öncede vurguladığımız gibi bu çelişmeli bir durmdur. Bir taraftan, azami kar elde etmek için sermayenin organik bileşimini (üretim süreci içinde makineleşmenin artması) değişen sermaye aleyhine büyütürken, öbür yandan ise salt bu nedenle kar oranında düşme eğilimi yasası devreye girer.

Marx’ın; “sermaye birikim süreci proletaryanın artışı sürecidir” belirlemesi eskidi mi? Ya da gerçekten işçi sayısında azalma mı var? Eğer, işçiler artık üretim sürecinin dışına itiliyorsa, tek tek ülkelerde ve dünya toplamında, genel nüfusa oranla işçi sayısında yani çalışan sayısında azalma olması gerekiyor. Ancak bütün istatistiki veriler, kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak çalışan sayısında da artış olduğunu ortaya koymaktadır. 
 
Buraya, seçilmiş ülkelerin ve bölgelerin, seçilmiş yıllara göre (OECD 2018) işgücü (labour force) istatistik verilerini aktaralım.

Uluslararası işgücü karşılaştırması (bin)
Tablo-1

2009
2011
2013
2015
2018
OECD Ortalaması
591 391
596 646
606 749
616 332
635 358
Avrupa Birliği (28)6
240 197
239 241
241 630
243 843
247 325
Avro Bölgesi7
158 830
158 378
159 817
161 138
163 745
G78
364 757
364 127
368 343
372 735
383 067
Türkiye9
23 710
25 594
27 046
29 678
32 274
32 594 (2019)
Dünya Toplamı 5.81 milyar10
Kaynak:OECD İşgücü İstatistikleri 2019. www.oecd-labour-force-statistic-2019

Yukarıdaki Tablo-1’deki veriler, toplam işgücü sayısının yıldan yıla arttığını göstermektedir. Örneğin, Türkiye’de 2009-2019 arası, yani dokuz yılda, işgücü yaklaşık 9 milyon bir artış söz konusu. Nüfus artışıyla işgücü sayısındaki artışın yaklaşık olarak birbirine paralel gittiği görülüyor.




Seçilmiş ülkelerin ve bölgelerin, seçilmiş yıllara göre çalışan 
(employment/istihdam) nüfusu (bin)
Tablo-2

2009
2011
2013
2015
2018
OECD Ortalaması
332 574
334 512
338 259
343 065
351 717
Avrupa Birliği (28)11
131 460
130 168
130 795
131 726
133 246
Avro Bölgesi12
87 257
86 211
86 399
86 850
88 008
G7
199 287
198 474
199 717
201 747
2016 126
Türkiye13
20 615
23 266
24 601
26 621
28 08014
Dünya Toplamı 3.37 milyar
Kaynak: OECD, agR-2019

Tablo-2’de de görüleceği gibi, yıllar itibariyle makinalaşmanın artmasına karşın işçi istihdamında bir yükseliş vardır.





Seçilmiş bölge ve ülkelerin, seçilmiş yıllara göre sanayi ve hizmet istihdamı (bin)
Tablo-3

2010

2015

2018

Sanayi
Hizmetler
Sanayi
Hizmetler
Sanayi
Hizmetler
OECD Ortalaması
122694
393 235
127 674
419 646
133335
441 486
Avrupa Birliği (28)15
54 299
150 579
52 905
158 101
55 166
166 058
Avro Bölgesi16
35 684
101 273
33 869
105 122
35 209
110 618
G7
71 517
255 187
73 606
270 140
75 823
282 555
Türkiye
5 924
11 313
7 247
13 940
7 662
15 776
Dünya Toplamı





3,3717 milyar
Kaynak: OECD, agR-2019 

Burada, bir çok iş dalını hizmetler sektöründe göstermelerine karşın, sanayi sektöründe çalışanların saysında artış vardır. Örneğin yine İLO’nun 1991-2019 verilerine göre sanayi sektöründe çalışanların oranı, genel çalışanlara oranı %21,8 iken 2019 yılında nda %23,02’ yükselmiştir.18 Bu olgu, sanayi proletaryasının gücünü ve uluslararası niteliğini ortaya koymaktadır.

Sermaye birikimi geliştikçe çalışma alanları da genişleme gösteriyor. Örneğin, 2015 yılı %100 olarak alındığında, 2018 yılında OECD toplamı 104.7 olmuştur. Yani, 4 yıl içinde yeni iş alanlarının genişleme oranı %4.7 olarak artış göstermiştir. Bu artış, daha çok hizmetler sektörüne tekabül etmesine karşılık sanayi indekslerinde genişleme olmaktadır.

Marx’ın “sermayenin artması işçi sınıfının artması” belirlemesi, dün olduğu gibi bugünde geçerlidir. Yüzeysel bir saptama değil, kapitalist sermayenin büyüme yasasıyla doğru orantılıdır.

“ ... iş bölümünün daha yüksek düzeylere ulaşması sonucu işçi sınıfının büyümesi eğilimi söz konusudur. Sadece doğrudan üretim yapan işçilerin sayısı göreli olarak azalmakta, ama aynı zamanda kontrol, bakım ve üretimin sürdürülmesi için gereken diğer görevlerle uğraşan işçilerin sayısı da artmaktadır. “Hizmet sektörü”nün bütün meslek grupları, çoğunlukla ya dar ya da geniş anlamda işçi sınıfına dahildirler. Azınlıkta kalan bir kesim ise küçük-burjuva ara tabakalara dahildir. Tüm toplumun sanayileşme yolunda gelişimini yaşamaktayız.”19

Burjuvazi, “hizmetler sektörü”nü geniş anlamda tutatarak ve burada çalışan işçileri işçi sınıfı dışında göstermesinin nedeni, işçileri bölme politikalarından birisidir. Ne var ki, küçük burjuva oportünizmide burjuvazinin bu böl-yönet politikasına balıklama atlamakta gecikmemiştir. MLM güvensizlikleri yanında işçi sınıfına olan güvensizlikleri, onları burjuvazinin yalan propagandacısı durumuna düşürmüştür.

Oysa, Haziran 2013’te (GEZİ) sokaklarda çatışan işçişlerdi. Belli bir sayıda küçük burjuva ara tabakalardan da emekçilerin olması, sorunun özünü değiştirmiyor. Burjuvazinin severek “ara” tabaka dedikleri kafa ve kol emekçisi işçilerden başkası, işgücünden başka bir serveti olmayan işçiler ya da iş arayan işsizlerdi.





Bazı Yıllara Göre Seçilmiş Bölge ve Ülkelerin İşgücü ve İstihdam Oranları %, 2015=100
Tablo-4

2009
2011
2015
2018

İşgücü oranı%
İstihdam oranı%
İşgücü oranı%
İstihdam oranı%
İşgücü oranı%
İstihdam oranı%
İşgücü oranı%
İstihdam oranı%
OECD Ortalaması
96.0
94.6
96.8
95.6
100.0
100
103.1
104.7
Avrupa Birliği (28)20
98.5
99.0
98.1
97.9
100.0
100
101.4
104.3
Avro Bölgesi
98.6
100.0
98.3
99.1
100.0
100.0
101.6
104.7
G7
97.9
95.6
97.7
95.8
100.0
100.0
102.8
104.1
Türkiye
82.0
79.9
89.1
90.5
100.0
100.0
108.7
107.9
Dünya Toplamı
Kaynak: OECD agR-2019

Türkiye’deki iş indekslerini incelediğimzide de sanayi ve hizmetlerde bir artış olduğu görülecektir. 2009 yılında iş endeksi %79’,9 iken 2014 yılında %97.4’e çıkmıştır. Yine 2015 yılı baz alınıp %100 olarak kabul edilirse, 2018 yılında %100.7’e genişlemiştir. 

Yukarıda adı geçen ülke ve bölgelerdeki iş genişlemesinde de aynı artışlar söz konusudur. TÜİK’in en son verilerine göre, 2019 yılında işgücünün genel nüfusa oranı %53 iken, çalışanların (istihdam) oranı ise %45.7’dir. İstihdam oranı her yıl artış göstermektedir. Örneğin, 2006 yılında Türkiye’de, çalışabilir işgücü içinde istihdam oranı %40,5 idi. Son 13 yılı içinde istihdam %5,2 artış göstermiş. Bu verinin ortaya koyduğu yalın gerçek, çalışanların sayısı azalmıyor, tersine artıyor.

ILO’nun hazırladığı; “Küresel İş Gücü Piyasasının Fotoğrafı 2018” (Snapshot ot the global labour market, 2018) raporuna göre, dünyanın çalışan ve çalışmayanların istatistiki fotoğrafı şöyle:

Dünya nüfusu 7.7 milyar. Bunun 5.7 milyarı çalışabilir yaşta (15 ve üstü). 172 milyon işsiz var ve 140 milyon ise işgücüne katılabilir bir potansiyel nüfus var. Toplamda çalışabilecek yaştaki 2 milyarı aşkın insan işsiz ya da sürekli olmayan işlerde yer yer çalışıyorlar. Bu 2 milyar nüfus, iş aramayanları, ama çalışabilir yaşta olduklarını ifade ediyor. İş arayıp iş bulamayan işsiz sayısı ise 170 milyon olarak ifade ediliyor. Buna ek olarak 140 milyon kişi daha çalışabilir durumda, ama çalışabilecekleri bir işleri yok. Bütün bunlara karşın İLO’nun işsiz rakamı, dünya çapında 170 milyondur. Bu, İLO’nun devletlerin resmi istatiklerden aldığı genel bir sonuç toplamıdır. ILO, bir gerçeği daha açığa vurmakta. Dünya nüfusunun gelişmesi ile çalışanların sayısı aynı oranda artmamaktadır. Örneğin 2000 yılında çalışabilir nüfusun %61.1’i istihdam edilirken 2020 yılında bu oran %58’e gerilemiştir.21

3.3 milyar çalışan nüfusun; %61’i düzensiz ya da sosyal güvenceden yoksun (informal) işlerde çalışıyor, %39’u ise düzenli (formal) işlerde çalışıyorlar.

3.3 milyar nüfus’ta çalışanlar içinde sayılanların %3’ü işveren, %11’i aile işletmelerinde, %34 (1.1 milyar) kendi hesabına ve %52’i ise ücret ve maaşlı çalışanlardan oluşuyor.

Bütün bu veriler; toplumsal bir sistem olarak kapitalist sistemin sürdürülemez oluşunu ortaya koyuyor. Çünkü, 2 milyar kişi ya işsiz ya da düzenli olmayan geçici işlerde çalışmaktadır. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı günlük 1,90 ABD doları altında gelire sahiptir.

İşgücünün artışı ile istihdam orantılı değildir. İşgücü her yıl istihdama göre daha fazla büyümektedir. İLO’nun adı geçen raporuna göre; dünyada çalışma nüfusu 1990-1995 yılları arasında %1,9 artmış, bu oran 2013-2018 arası ise yıllık %1,3’e gerilerken 2030 yılnda %1,1’e düşeceği tahmin ediliyor. Yani, çalışma yaşındaki nüfusta bir azalma eğilimi söz konusu. Bu da, tek tek ülkelerde burjuvaziyi derinden düşündüren toplumsal bir gerçeklik.

Aynı rapor’un verilerinden devam edersek: 1990’lar boyunca istihdam artışı %1,5 iken 2018 yılında %1’in altına düşüyor. Yani, sermaye birikimine oranla mutlak bir büyüme varken, aynı şekilde bir düşmede söz konusudur. Kapitalizmin kısmen istikrarlı gittiği 2010-2017 arasında istihdam ve işgücü artışı oranları birbirlerine yakın. Ne var ki, 2018 ortalarında başlayan kriz ve peşinden gelen Korona virüs (Covid-19) salgını, işsziliği daha da çoğaltacaktır. ILO’nun korona virüsünün daha ilk günlerinde, salgından dolayı 2 milyon insanın işsiz kalacağını açıkladığını buraya alalım. Bu en iyimser bir rakam olmakla birlikte gerçeği yansıtmaktan oldukça uzaktır. Rakam çok daha yüksek olacaktır.

Konumuz açısından önemli olan, sermaye birikimi ile istihdam oranları aynı gitmemekte, sermaye birikimi (burjuvazi verimlilik diyor) daha fazla artmaktadır. Bu da kapitalist üretim ilişkilerinin doğal bir sonucudur.

Kısacası, istihdamın, genel nüfus oranına göre düşmesine karşılık, çalışanların sayısı her geçen yıl artmaktadır. Yani, çalışanların nüfusu bir önceki yıla göre azalmıyor, tersine artış gösteriyor. Bu da, kapitalistlerin işçiyi bütünüyle üretim sürecinin dışında bırakacak anlayışını doğrulamıyor. Yukarıda da belirtiğim gibi, o aşmaya geldiğinde kapitalizm kapitalizm olmayacaktır.

Tablo-4’de de görüleceği gibi, çalışanlar ve iş gücü oranı sürekli artmaktadır. Ancak, kapitalizmin yürüyebilmesi için bir işsizler ordusuna gereksinim vardır. İLO raporunda verilen işsizler oranı, kapitalizmin yedekte tuttuğu ve tutmak zorunda kaldığı mülksüzleştirilmiş ve yalnızca iş gücünden başka satacak bir şeyleri olmayan kitlelerdir. Yani, yedekte tutulan işsiz üretim ordusudur.

Kapitalizmin en iyi döneminde dahi yüzde yüz istihdam gerçekleşemez. Böylesi koşullarda sermaye birkimi olmaz. Sermaye birikiminin en önemli şartlarından biri işsizler ordusunun varlığıdır.

Devam Edecek...

1 Marx, Kapital, C.1, sf. 434-435, Birinci Baskı, Sol Yayınları
2 Marx, Grundrisse Cilt 2, sf. 174
3 Marx, age, sf.174
4 Marx, age, sf. 175
5 Marx, age, sf. 177
6 İngiltere dahil
7 Avro Bölgesinde 19 devlet var: Belçika, Danimarka, Almanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Luxemburg, Letonya, Litvanya, Malta, Hollanda, Avusturya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, Kıbrıs Cumhuriyeti.
8 ABD, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya,
9 Türkiye’nin istatistikleri TÜİK İşgücü İstatistikleri‘nden alınmıştır.
10 İLO, World Employment and Social Outlook – Trends 2020 . (5.81 milyar’ın içinde bütün çalışabilir nüfus var) Erişim: Nisan 2020
11 İngiltere dahil
12 Avro Bölgesinde 19 devlet var: Belçika, Danimarka, Almanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Luxemburg, Letonya, Litvanya, Malta, Hollanda, Avusturya, portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, Kıbrıs Cumhuriyeti.
13 Türkiye’nin istatistikleri TÜİK İşgücü İstatistikleri‘nden alınmıştır.
14 2019 yılına ait
15 İngiltere dahil
16 Avro Bölgesinde 19 devlet var: Belçika, Danimarka, Almanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Luxemburg, Letonya, Litvanya, Malta, Hollanda, Avusturya, portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, Kıbrıs Cumhuriyeti.
19 Stefan Engel, “Küreselleşme” Tanrıların Günbatımı, Uluslararası Üretimin Yeniden Örgütlenmesi, sf. 118, Umut Yayımcılık. (açYK)
20 İngiltere dahil