17 Nisan 2022 Pazar

Leninist Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması


 


Leninist Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması

Yusuf Köse

Rusya’nın 24 Şubat (2022)’da Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte, emperyalizm üzerine tartışmalarda sıklaştı. Ve kendini solcu olarak adlandıran bir kısım siyasi hareket ve bazı yazarlar, Rusya’nın emperyalist olmadığını, ama emperyalist amaç güden işgalci bir güç olarak değerlendirdi. Bazıları ise, “anti-emperyalist cephede” değerlendirmeye devam ediyorlar.

Sol Parti (eski adı ÖDP) yöneticilerinden Hayri Kozanoğlu’nun “Rusya Emperyalist mi” başlıklı iki bölümlük makalesi yayınlandı. Kozanoğlu, sonuçta Rusya’nın emperyalist olmadığı sonucunu çıkarmış.1

Revizyonist Alman Komünist Partisi (DKP), savaş öncesinden de Rusya ve Çin’i “anti-emperyalist” saflarda yer alan “dost güçler” olarak değerlendiriyordu. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla beraber bu görüşlerini değiştirmiş değildir.

Troçkist DİP’in genel başkanı Sungur Savran’da “Gerçek Gazatesi”inde ki röportajında, Rusya’yı emperyalist olarak değerlendirmediğini söylüyor. Savran, Rusya’ya “bölgesel” emperyalist olarak adlandıranları da eleştirdiği gibi, “emperyalist olanla emperyalist olmayan karşı karşıya gelince kategorik olarak emperyalizmin ikirciksiz olarak karşısında durmayan, sosyal demokrasinin savaş politikasını benimsemiş demektir” diyerek, NATO’ya karşı Rusya’nın yanında yer almayı savunuyor. Stalin’i karşı-devrimci cephede gören troçkistlerden bazıları, Rus tekelci burjuvazisinin temsilcisi “modern Çar” Putin’i “dost” görmeleri de troçkizmin kaypaklığı ile uyum içindedir.

Politika Gazetesi (Bir Ekmek Bir Politika) yazarları ve TKP (1920)’nin çizgisi de Rsuya’yı emperyalist görmeyen ve bu gazetenin yazarlarından Murat Çakır’ın dediği gibi, “NATO’nun Rusya ve Çin’i sıkıştırmalarına, kuşatmalarına karşı çıkmayı” komünistlerin “.. gerçek sınıfsal ve devrimci duruş”u olarak ileri sürmektedir.

Sevgili Ziya Ulusoy’da, Özgür Politika Gazetesi’nde, “Rusya emperyalist değil mi?” başlıklı (1 Nisan 2022) makalesinde, Rusya’ın “askeri emperyalist bir ülke olduğu” sonucuna varıyor.

Şu kadarını söyleyebilirim ki, Türkiye’de radikal solun büyük bir bölümü emperyalist Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı işgal savaşına karşı doğru bir tavır aldı. Bu, çeşitli milliyetlerden Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfı ve emekçileri için olumlu bir gelişmedir. Liberal burjuva kesimin Rusya’nın karşısında ABD ve Batı emperyalist cephesinin savaş örgütü NATO’nun yanında yer almaları ise, kendi sınıf duruşlarıyla uyum içindedir.

ML olmayan kesimlerin emperyalizm tanımı da kendi dünya görüşleriyle doğru orantılı olarak şekillenmektedir. Kendini her marksist-leninist ilan edenlerin böyle olmadığını en azından son 150 yıldır görüyoruz, biliyoruz ve yaşıyoruz. H.Kozanoğulu (HK), da “Leninist emperyalizm” analizini esas aldığını ileri sürüyor.

HK, Rusya’nın, sermaye ihracını, ekonomik durumunu, borçlarını, üretimi ve bu ülkeye yatırılan dış sermaye tutarlarını doğru olarak (UNCTAD, World Investment Report 2021) veriyor. Bu konuda herhangi bir sorun yok. Sorun bu verilerin değerlendirilmesinde yatıyor.

Ancak, HK, uluslararası tekel sayısını 100 ile sınırlıyor. Ve Rusya’nın dünyanın en büyük ilk yüz tekeli arasında Rus tekellerinin olmadığını, sadece ilk büyük 100 banka arasında tek bir Rus bankasının olduğunu, bu nedenle de uluslararası sermaye yatırım ve üretim alanında önemli bir “ağırlığı” olmadığın sonucuna varıyor ve bundan hareketle de Rusya’nın “emperyalist” olamayacağı düşüncesi kendisinde hakim oluyor.

Oysa Lenin, yüzbeş yıl önce şöyle demişti:

“..., İsviçre’de dahil olmak üzere tüm uygar ülkelerde emperyalist kapitalizme dönüşmüş olan kapitalizmdir.“ yani, daha o dönemde, sadece ingiltere, ABD, Fransa, Japonya ve Almanya değil, İsviçre gibi ülkeleri de emperyalist olarak değerlendiriyordu. Lenin’in “uygar ülkeler” dediği, kapitalizmin geliştiği ve tekelleşemenin olduğu ülkelerdi. Ekonomik büyüklük açısından dünyanın en büyük 11. ekonomisi (2021) olan günümüz Rusyası, Lenin’in sözünü ettiği “uygar ülkeler” dışında mı? Yurt dışı sermaye ihracının toplamı 379 (2020) milyar ABD dolarını aşan bir ülke nasıl emperyalist olamaz? Rusya emperyalist değilse, net sermaye ithalatçısı ABD’de “emperyalist” olabilir mi? Bilindiği gibi, ABD, sermaye ihracatından çok sermaye ithalatçısıdır.

Hala bazı kesimler, bir elin parmak sayısını geçmeyen, bilinen, eski klasik emperyalist ülkelerin dışında yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkamayacağı görüşündeler. Bu da kapitalizmin gelişmesine, tekelleşmesine ve emperyalizmin eşitsiz gelişme yasasına ters bir duruş ve anlayıştır. 

Dünya kapitalizmin muzzam derecede geliştiği, “kapitalizmin kendi süretinde bir dünya yarattığı” (Marx) bir koşulda; ve yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla, paylaşılmış emperyalist pazarlardan yeni pay istiyenlerin silaha sarıldığı ve bu nedenle emperyalist dünya savaşının ayak seslerinin her geçen gün yaklaştığı ve kaçınılmaz bir hal aldığı ortamda, emperyalist cepheyi yüzyıl öncesi emperyalist ülkeleriyle sınırlayanların yeni gelişmeleri anlamaları da zorlaşıyor.

Çünkü, onlar, kapitalist üretimin muzzam gelişimini ve emperyalizmin eşitsiz gelişimini dondurmuş durumdalar. Diyalektik materyalizmden sıkça söz edenlerin bu sözlerinin içinin boşluğu ise, liberal burjuva düşüncelere hayat veriyor.

Emperyalizm Nedir?

Marksist-Leninist ve Maoistler için emperyalizm tanımı, Lenin’in geliştirdiği tanımlamadır. Lenin, bu tanımlamayı yaparken Marksist dünya görüşünden hareketle yapmış ve geliştirmiştir. Kapitalist emperyalist dünya sistemi içindeki gelişmeler ise Lenin’in doğrulamaya devam etmektedir.

Lenin emperyalizm tanımı, reformist, revizyonist ve bir çok küçük burjuva oportünist akımlar tarafından çarpıtılmış ve revize edilmeye çalışılmıştır. Ancak, bu revizeler, emperyalist dünya sistemi içindeki gelişmeleri diyalektik materyalist temelde ele alma yerine, burjuva dünya görüşüne yakın, işçi sınıfının dünya görüşüne ters yönde olmuştur ve olmaktadır. Emperyalist dünya sistemi içindeki gelişmeler elbette 100 yıl önce Lenin analiz ettiği haliyle kalmamış, gelişmeler göstermiştir. Ne varki, Lenin emperyalist tanımlama ilkeleri temelindeki diyalektik bir gelişmedir.

Ben, bu konuda bir çok araştırma ve makalelerim yayınlandı ve ayrıca “Emperyalist Türkiye” adıyla, 400 sayfaya yakın, Mayıs ayı içinde (El Yayınları) çıkacak kitabımda bu konular daha geniş olarak ele alındığı için, bu konuyu yeniden burada tartışmak benim için fazladan bir tekrar olacaktır. Ancak, aşağıda, aktardığım Lenin’den alıntılar, bu konuda tartışmak isteyenlere yardımcı olacaktır.

Lenin, emperyalizmi, “kapitalizmin en yüksek aşaması”2 olarak tanımlar ve elbette salt bununla yetinmez. Aşağıda, Lenin’in emperyalizm üzerine söylediği sözleri buraya alalım.


Emperyalizmin oluşması

Kapitalizm yasalarından emperyalizmi doğar

Sömürgecilik politikası ve emperyalizm, (Kautsky ve diğer mankafaların savunduğu gibi) kapitalizmin sıhhatsiz ama iyileştirilebilir urları değil, aksine kapitalizmin temellerinin kaçınılmaz sonucudur. (İtalya’da Emperyalizm ve Sosyalizm, 1915, Lenin, Eserler, cilt, 21, s.362)

Serbest rekabetin yerini tekellerin alması

Serbest ticaretin ve serbest rekabetin yerine, tekeller oluşturma ve sermaye yatırımına uygun olan ve hammadde kaynaklarını sağlayan bölgeleri vb. ele geçirme gayreti geçmiştir. Feodalizme karşı mücadele döneminde ulusların kurtarıcısı olan kapitalizm, emperyalizm çağında, ulusların en büyük ezeni haline dönüştü. (Ssosyalizm ve Savaş, Temmuz-Ağustos 1915, Lenin, Eserler, 21. cilt, s.302)

Tekelleşmenin başlıca tipleri

İncelediğimiz dönemin ayırt edici özelliği olan tekellerin dört bellibaşlı tipine ya da tekelci kapitalizmin bellibaşlı dört belirtisine özellikle değinmemiz gerekir.

Birincisi: Tekel, çok yüksek bir gelişme aşamasına ulaşmış üretimin yoğunlaşmasından doğmuştur. Kapitalistlerin tekelci birlikleri şunlardır: karteller, sendikalar ve tröstler.

İkincisi: Tekeller, (…) en önemli hammadde kaynaklarına elkonmasına yol açmıştır. (…)

Üçüncüsü: Tekel bankalardan çıkmıştır. Eskiden mütevazı birer aracı olan bankalar, bugün mali-sermaye tekellerine dönüşmüşlerdir. (…) Malioligarşi, bu tekelin en çarpıcı tezahürüdür.

Dördüncüsü: Mali-sermaye, sömürge politikasının bir sürü “eski” dürtüsüne, hammadde kaynakları, sermaye ihracı, “nüfuz bölgeleri” için mücadeleyi de eklemiştir.

(Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/ Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.124-125)

Kapitalist üretimin artan hızla dünya çapında yayılması

Avrupa halkları – hiç değilse onların çoğunluğu – ile sömürgeler arasındaki ekonomik fark, önceleri şuydu: sömürgeler, mal değiş tokuşuna dahil edilmiş, fakat kapitalist üretimin dışında tutulmuştu. Emperyalizm, bu konuda bir değişim meydana getirmiştir. Emperyalizm, sermaye ihracını da gerçekleştirmiştir. Kapitalist üretim, devamlı artan hızla sömürgelere de nakledilmektedir. (kendi Kaderini Tayin Hakkı İle İlgili Tartışma Sonuçları, Temmuz 1916’da yazılmıştır, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.344/345)

Emperyalizmin tanımı

Tekelci, asalak ve can çekişen kapitalizm olarak emperyalizm

Emperyalizm, kapitalizmin özel bir tarihi aşamasıdır. Onun özelliğinin üç öğesi vardır. Emperyalizm:

1. tekelci kapitalizmdir;

2.asalak veya çürüyen kapitalizmdir;

3. can çekişen kapitalizmdir. Serbest rekabetin yerini tekelin alması, emperyalizmin ekonomisinin en belirgin yanı ve emperyalizmin özüdür. (Emperyalizm ve Sosyalizmin Bölünmesi, Ekim 1916’da yazılmıştır, Lenin, Eserler, 23. cilt, s.102)

Emperyalizmin tanımı; kavramların esnekliği

Emperyalizmin olanaklı en kısa tanımını yapmak gerekseydi, emperyalizmin kapitalizmin tekelci aşaması olduğunu saptamalıyız. (…)

Ne var ki, çok kısa tanımlar, en önemli olanı özetledikleri için münasip olsa da, tanımlanacak görüngünün esas yanları buradan çıkarsanmaya başlandığında yetersiz kalır. Bu nedenle – bütün tanımlamaların, gelişmesini tamamlamış bir görüngünün bütün bağlamlarını kapsayamadığından ötürü, ancak bazı kayıt ve şartlarla geçerli ve göreli bir önem taşıdığını unutmadan – emperyalizmin aşağıdaki beş temel özelliğini kapsayan bir tanımını yapmak zorundayız:

  1. üretimin ve sermayenin yoğunlaşması, ekonomik yaşamda tayin edici rol oynayan tekelleri yaratacak kadar bir seviyeye ulaşmıştır;

  2. banka sermayesi sanayi sermayesiyle iç içe geçmiş ve bu “mali-sermaye” temelinde bir mali-oligarşi oluşmuştur;

  3. sermaye ihracı, mal ihracından çok, özel bir önem kazanmıştır;

(4) dünyayı aralarında paylaşan uluslararası tekelci kapitalist birlikler oluşmuştur;

(5) kapitalist büyük güçler tarafından dünya toprakların bölüşülmesi tamamlanmıştır.

(Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.270-271)

Emperyalizmin esas özellikleri

Toplumsal yaşamın tümü üzerinde hakimiyet olarak emperyalizm

Bir tekel, bir kez kurulup milyarları çekip çevirmeye başladı mı, siyasal rejimden ve daha başka “ayrıntı sorunları”ndan bağımsız olarak karşı konmaz biçimde toplumsal yaşamın bütün alanlarına sızacaktır.

(Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.70 – çev.: Cemal Süreya)

Dünyayı paylaşma mücadelesi

O nedenle, kapitalizmi, tekelci kapitalizm aşamasına, mali-sermaye aşamasına geçişinin, dünyanın paylaşılması uğruna mücadelenin şiddetlenmesiyle bağlantılı olması tartışma götürmez bir gerçektir. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/ Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.81)


Emperyalizm, “serbest ticaret” ve “himayecilik”

Almanya’nın İngiliz sömürgeleriyle ticareti, İngiltere’nin aynı sömürgelerle olan ticaretinden daha hızlı gelişmesi, sadece Alman emperyalizminin İngiliz emperyalizmine göre daha genç, daha güçlü, daha örgütlü, daha gelişmiş olduğunu kanıtlar; serbest ticaretin ”üstünlüğü”nü kesinlikle kanıtlamaz. Çünkü söz konusu olan, serbest rekabetin himayecilik ve sömürge bağımlılığına karşı mücadelesi değil, emperyalizme karşı emperyalizmin, tekele karşı tekelin, mali-sermayeye karşı mali-sermayenin mücadelesidir. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.295-296)

Mali-sermayenin özel hareketliliği, esnekliği ve hem ulusal hem uluslararası düzeyde birbiriyle iç içe geçmiş olması

Artık çok hareketli ve esnek, hem ulusal hem de uluslar arası düzeyde birçok bağı olan, somut üretimden kopuk ve çok anonim, çok kolay yoğunlaşmakta ve geçmişte de zaten büyük boyutta yoğunlaşmış olan mali-sermaye dünyanın tipik ‘efendisi’ haline geliyordu; öyle ki, kelimenin tam anlamıyla, birkaç yüz milyarder ve milyoner bütün dünyanın gelişmesinini ellerinde tutmaktadırlar.

(N. Buharin’in „ Dünya Ekonomisi ve Emperyalizm Broşürüne Önsöz, ilk defa 21 Ocak 1927’de yayımlanmıştır, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.103)

Emperyalizm asalak kapitalizmdir

Rantiye devleti, asalak, çürüyen kapitalizmin devletidir; bu olgu, genelde söz konusu ülkelerdeki toplumsal ve politik koşulların bütününe, özelde de işçi hareketinin iki temel eğilimine zorunlulukla yansır. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.283)

Tefeci emperyalizmi

Fransa, ihraç ettiği sermayesini esas olarak Avrupa’ya ve özellikle de Rusya’ya (en az 10 milyar frank) yatırmıştır; söz konusu sermaye, sanayi işletmelerine yatırılan sermaye değil, genelde ödünç sermayedir, devlet tahvilleridir. İngiliz sömürgeci emperyalizminin aksine Fransız emperyalizmi, tefeci emperyalizmi olarak adlandırılabilir. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm ilkbahar 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.247)

Aşırı birikmiş sermayenin ihracı

Sermaye ihracı zorunluluğu, bazı ülkelerde kapitalizmin “çok olgunlaşmış” olmasından ve sermayenin (tarımın geriliği ve kitlelerin yoksulluğu nedeniyle) “kârlı” bir faaliyet için hareket alanının olmamasından doğmaktadır. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.67)

Kârların arttırılması amacıyla sermaye ihracı

Kapitalizm kapitalizm olarak kaldıkça, sermaye fazlası, halk kitlelerinin yaşam seviyesinin yükseltilmesi için kullanılmaz – bu, kapitalistlerin kârlarında azalma anlamına gelirdi

–, kârları artırmak amacıyla dış ülkelere, geri ülkelere sermaye ihraç edilir.

(Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.67)

Mali yatırım biçiminde sermaye ihracı

Bilindiği kadar, emperyalist çıkarlar sadece toprakların ele geçirilmesiyle değil, mali yatırım yapmakla da gerçekleştirilir. Gözünden kaçırmamak gereken kesin gerçektir ki, İsviçre burjuvazisi en az 3 milyar franklık sermayeyi ihraç ederek, geri halkları emperyalist bir biçimde sömürmektedir. İsviçreli banka sermayesinin büyük güçlerin banka sermayesiyle sıkı bağlantılı ve iç içe geçmiş bulunması da kesin bir gerçektir. (Tarafsızlığın Korunması, Ocak 1917’de yazılmıştır, Lenin, Eserler, 23. cilt, s.272)

Kapitalist gelişmenin sermaye ihracı ile genişlemesi

Sermayenin ihraç edildiği ülkelerde, kapitalizmin gelişmesini etkiler, ona müthiş hız kazandırır. Böylece sermaye ihracı, ihracatçı ülkelerdeki gelişmeyi bir parça durdurma eğilimi taşısa da, bunun, bütün dünyadaki kapitalizmi derinlemesine ve genişlemesine geliştirmek pahasına gerçekleştiğini unutmamalı. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.247)

Eşitsiz gelişme, güç kaymasına neden olması

Kapitalistler dünyayı kötülüklerinden değil, yoğunlaşmanın ulaştığı seviye, kâr elde edebilmek için onları bu yola girmeye zorladığı için paylaşıyorlar; ve bu paylaşım, “sermayeye göre”, “güce göre” gerçekleşmektedir – meta üretimi ve kapitalizm sisteminde başka bir paylaşım yöntemi olamaz.

Ne var ki, güç, ekonomik ve siyasi gelişmeyle birlikte değişmektedir. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.78)

Yeni emperyalist ülkelerin oluşması

Kapitalizm, en hızlı, sömürgelerde ve denizaşırı ülkelerde büyümektedir. Bizzat bu ülkeler arasında yeni emperyalist güçler (Japonya) doğmaktadır. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.100)

Uygar ülkelerin tümü emperyalist oluyor

Bunu proletaryadan “bekleyen”, İsviçre değil de, İsviçre’de dahil olmak üzere tüm uygar ülkelerde emperyalist kapitalizme dönüşmüş olan kapitalizmdir. (Greulichs Ulusal Savunmayı Savunması Üzerine On iki Tez, Ocak 1917, Lenin,, Eserler C. 23, sf. 265-266)

Gelişmenin eşitsizliği yasası

Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır.

(Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine, 23 Ağustos 1915, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.151)

Emperyalizm, krizlere ve savaşlara neden oluyor

Kapitalist sistemin koşullarında çeşitli ekonomilerin ve çeşitli devletlerin eşit şekilde gelişmesi imkansızdır. Kapitalizmde, bozulan dengenin geçici olarak yeniden kurulması için sanayide krizden, politikada savaştan başka araç yoktur. (Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Hakkında, 23 Ağustos 1915, Lenin, Eserler, 21. cilt, s.344-345)

Emperyalist ittifaklar

Bu nedenle İngiliz papaz takımının ya da Alman “marksisti” Kautsky’nin bayağılık akan küçük-burjuva fantezilerine göre değil de, kapitalist sistemin gerçeklerine göre (…) “inter-emperyalist” ya da “ultra-emperyalist” ittifakları, kaçınılmaz olarak, savaşlar arasındaki dönemlerin “mütarekeleri” olmaktan başka anlam taşımamaktadır. Barışçı ittifaklar, savaşları hazırlar ve savaşlardan doğar; tek ve aynı temel üzerinde, dünya siyasetinin ve dünya ekonomisinin emperyalist bağlantı ve ilişkileri temeli üzerinde barışçı olan ve barışçı olmayan savaşımın almaşık biçimlerini yaratarak, biri ötekini koşullandırır. (Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.144-145 – çev.: Cemal Süreya)

Emperyalizm, her alanda gericiliktir

Emperyalizm, her yere özgürlük değil, hegemonya gayretini götüren mali-sermayenin ve tekellerin çağıdır. Bu eğilimlerin sonucu ise, politik rejim ne olursa olsun, nerede ve hangi alanda olursa olsun gericiliktir, mevcut çelişkilerin bu alanlarda da aşırı ölçüde keskinleşmesidir. (Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.302)

Emperyalizmde demokrasi hayali

Genel olarak kapitalizm ve özel olarak emperyalizm demokrasiyi bir hayale dönüştürürken, kapitalizm aynı zamanda kitleler arasında demokrasi arzuları doğurur, demokratik kuruluşları oluşturur, demokrasiyi engelleyen emperyalizm ile demokrasiyi gerçekleştirmek için çaba gösteren kitleler arasındaki antagonizmi keskinleştirir. (Antwort an P. Kijewski (J. Pjatakow), Ağustos-Eylül 1916’da yazılmıştır, Lenin, Eserler, 23. cilt, s.14)

Can çekişen kapitalizm olarak emperyalizm

Büyüme ile çürüme arasındaki diyalektik

Ancak, bu çürüme eğiliminin, kapitalizmin hızlı gelişmesini önleyeceğini sanmak yanlış olur. (…) Genel olarak, kapitalizm, eskiye göre çok daha büyük bir hızla gelişmektedir. Bu gelişme, yalnızca genellikle gitgide daha eşitsiz hale gelmekle kalmayıp gelişme eşitsizliği, sermaye bakımından en zengin ülkelerin (İngiltere) çürümesinde kendini özellikle göstermektedir. (Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.150 – çev.: Cemal Süreya)

Can çekişen ama henüz ölmemiş kapitalizm

Gerçekte emperyalizm temelden değiştirmez ve değiştiremez de. (…) Emperyalizm ölmek üzere olan ama henüz ölmemiş kapitalizmdir. Salt tekeller değil, aksine değiş tokuşun, pazarın, rekabetin, krizlerin yanı sıra tekeller – emperyalizmin esasen en önemli özelliği budur. (Parti Programının Revizyonu İçin Materyaller, Mayıs 1917, Lenin, Seçme Eserler, 6. Cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt_6.pdf, s.112)

Sosyalizmin ön aşaması olarak emperyalizm ve tekelci devlet kapitalizmi

Tekelci devlet kapitalizmi olarak emperyalizm

“Tekelci kapitalizm tekelci devlet kapitalizmine dönüşmektedir; bir dizi ülkede durum gereği üretimin ve dağıtımın kamu kuruluşları tarafından düzenlenmesine, bazılarında da genel çalışma zorunluluğu uygulanmaya başlanmıştır.“ Savaş öncesinde tröstler ve sendikalar tekeli vardı, savaş esnasında devlet tekeli var. (Mevcut Duruma ilişkin Karar Üzerine Konuşma, 12 Mayıs 1917, Lenin, Eserler, 24. cilt, s.298)

Devlet sorununun önemi

Devlet sorunu günümüzde gerek teorik bakımdan gerekse pratik-politik bakımdan özel bir önem kazanıyor. Emperyalist savaş, tekelci kapitalizmin tekelci devlet kapitalizmine dönüşme olağanüstü hızlandırıp şiddetlendirdi. Herşeye kadir kapitalist birliklerle durmadan daha sıkı bir biçimde kaynaşan devletin emekçi kitleler üzerindeki boyunduruğu gittikçe korkunçlaşıyor. İleri ülkeler – bu ülkelerin “cephe gerileri”nden sözediyoruz –, işçiler için askeri zindanlara dönüşüyorlar. (Devlet ve Devrim, 1917, İnter Yayınları, İstanbul 1995, s.7 –çev.: Süheyla Kaya)

Emperyalizm ve üretimin toplumsallaşması

Emperyalist aşamasında kapitalizm, üretimin tam toplumsallaşmasına doğru gitmektedir; iradelerine ve bilinçlerine aykırı olarak, kapitalistleri, tam rekabet özgürlüğünden tam toplumsallaşmaya bir geçişi belirleyen yeni bir toplumsal düzene doğru âdeta sürüklemektedir. (Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.32 – çev.: Cemal Süreya)

Sosyalizmin doğrudan ön aşaması olarak emperyalizm

Emperyalist savaş, sosyalist devrimin arifesidir. Bunun sebebi, (…) tekelci devlet kapitalizminin sosyalizmin maddi açıdan bütün yanlarıyla hazırlanışı, sosyalizmin doğrudan ön aşaması olduğudur. Çünkü tarihin ulaştığı bu kademede bu aşama ile sosyalizm adlı aşama arasında hiç bir ara aşama kalmamıştır. (Yaklaşan felaket ve Bununla Nasıl Savaşılır, Eylül-Ekim 1917, Lenin, Eserler, 25. cilt, s.370)

Sosyalizm maddi hazırlanışı

Fakat toplumsal iktisadın sevk ve idare mekanizması burada artık hazır durumdadır. Kapitalistler devrildiğinde, silahlı işçilerin demir yumruğuyla bu sömürücülerin direnişi kırıldığında, modern devletin bürokratik mekanizması parçalandığında – önümüzde “asalaklar”dan kurtarılmış teknik açıdan mükemmel bir mekanizma buluruz, birleşmiş işçiler bu mekanizmayı (…) pekâlâ işletebilirler. (Devlet ve Devrim, 1917, İnter Yayınları, İstanbul 1995, s.65 –çev.: Süheyla Kaya)

Emperyalizm ve oportünizm

Oportünizmin maddi temeli

Emperyalizm, proletaryanın üst katmanlarını satın alma iktisadi olanağı yaratmıştır; bu yolla oportünizmi beslemekte, ona vücut vermekte ve güçlendirmektedir. Ancak genelde emperyalizme, özelde de oportünizme karşı koyan ve çok doğal olarak sosyal-liberal Hobson’un gözünden kaçmış bulunan güçleri unutmamalıyız. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.106)

Oportünizm–sosyal-şovenizm özdeşliği

Kautsky, “silahsızlanma”, “ültra-emperyalizm” vb. saçmalıkları savunan bayağı reformizminin önünü açmak için, emperyalizmin siyasetini emperyalizmin ekonomisinden ayrı tutuyor, siyasetteki tekelciliği ekonomideki tekelcilikten ayrı tutuyor. Bu teorik yalancılığın tek anlam ve amacı, emperyalizmin en derin çelişkilerini örtbas ederek, emperyalizmin müdafileriyle, açık sosyal-şovenist ve oportünistlerle “birlik” teorisini meşrulaştırmaktır. (Emperyalizm ve Sosyalizmin Bölünmesi, Ekim1916’da yazılmıştır, Lenin, Eserler, 23. cilt, s.104)

Oportünizmin tamamlanması olarak sosyal-şovenizm

Bu akım (…) – lafta sosyalizm, pratikte şovenizm –, “sosyalizm önderleri”nin yalnızca “kendi” ulusal burjuvazilerinin değil, aynı zamanda “kendi” devletlerinin de çıkarlarına alçakça, uşakça ayak uydurmalarıyla karakterizedir. (Devlet ve Devrim, 1917, İnter Yayınları, İstanbul 1995, s.7-8 –çev.: Süheyla Kaya)

Oportünizme karşı mücadelenin kesin zorunluluğu

Bu bakımdan, emperyalizme karşı mücadelenin, bu mücadele oportünizme karşı mücadeleyle kopmaz biçimde bağlanmadıkça boş bir sözden ibaret kalacağını bir türlü anlamak istemeyenler, en tehlikeli kimselerdir. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması – Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt, http://kutuphane.halkcephesi.net/

Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.121-122)

Emperyalizm ve sosyalistlerin görevleri

Kendi kaderini tayin hakkını tanınma

Emperyalizm, dünya uluslarının bir avuç “büyük” güç tarafından ezilmesinin durmaksızın arttığı bir çağdır. Bu nedenle, ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanımaksızın emperyalizme karşı sosyalist enternasyonal devrim kavgasını vermek imkansızdır. “Başka ulusu ezen bir ulus özgür olamaz” (Marx ve Engels). Kendi ulusunun başka uluslar üzerindeki en küçük baskısına izin veren hiçbir proleter, sosyalist bir proleter olamaz. (Sosyalizm ve Savaş, Temmuz-Ağustos 1915’te yazılmıştır; Sosyalizm ve Savaş (Derleme), Evrensel Basım Yayın, İstanbul, s.30)

Her türlü şovenizmi ilkesel olarak reddetme

Dolayısıyla bizim çağımızda ulusların kendi kaderini tayin hakkı sorununun en önemli konusu, ezen ulusların sosyalistlerin takındıkları tutumdur. İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ya da başka bir ezen ülkenin mesnubu olan ve ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını (yani ayrılma özgürlüğünü) tanımayan ve savunmayan her sosyalist, gerçekte sosyalist değil şovenisttir. (Barış Sorunu, Temmuz-Ağustos 1915’te yazılmıştır, Lenin, Eserler, 21. cilt, s.292)

Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin önemi

Siyasi özgürlük olmadıkça, ne çağdaş burjuva toplumunda üretici güçlerin tam olarak gelişmesi ne kapsamlı, açık ve serbest sınıf mücadelesi ne de proleter kitlelerinin siyasi aydınlatılması, eğitilmesi ve sıkı birleştirilmesi düşünülebilir. Dolayısıyla sınıf bilincine sahip proletarya her durumda, tam siyasi özgürlük için, demokratik devrim için azimli mücadele verme görevini üstlenir. (Devrimci Paroletaryanın Demokratik Görevleri, 17 Haziran 1905, Lenin, Eserler, 8. cilt, s.513)

Kitleleri hayallerinden kurtarma

Tabii ki emperyalizmi devirme mücadelesi güç bir iştir ama, kitleler bu güç mücadelenin gerekliliği hakkında gerçeği bilmelidir. Kitleler barışın emperyalizmi ortadan kaldırmaksızın sağlanabileceği ümidiyle uyutulmamalıdır. (Uluslararası Sosyalist Komisyon, Eylül 1915, Lenin, Eserler, 21. cilt, s.380)

Proleter enternasyonalizm (I)

Küçük-burjuva milliyetçilik, enternasyonalizmin ulusların eşitliğinin tanımaktan başka bir şey olmadığını ileri sürüp, (böylesi bir tanımanın sadece boş laf olduğunu bir yana bırakırsak) milli bencilliğe dokunmaz. Oysa proleter enternasyonalizm, – bir –, her ülkede yürütülen proleter mücadelenin çıkarlarının dünya çapındaki proleter mücadelenin çıkarlarına tabi tutulmasını, – iki – burjuvaziye karşı zafer kazanan ulusun uluslararası sermayenin devrilmesi için ulusal düzeyde en büyük fedakarlık göstermesini ister. (Ulusal sorun ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezlerin Ön Taslağı, Haziran 1920’de yayımlanmıştır, Lenin, Eserler, 31. cilt, s.136-137)

Proleter enternasyonalizm

Enternasyonalizm, kendi sosyal-şovenistlerle (yani vatan savunucularıyla) ve kendi emperyalist hükümetle bağları kopmak demek, bu hükümete karşı devrimci mücadele vermek demek, onu devirmek demek, – uluslararası işçi hareketinin gelişmesi için yararlı olduğu takdirde – ulusal düzeyde (Brest barış antlaşmasını tanımak dahi!) en büyük fedakarlık göstermek demektir. (proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky, Ekim 1918, Lenin, Eserler, 28. cilt, s.101)

***




1 Hayri Kozanoğlu, „Rusya emepryalist mi? 1-2, BirGün, 9 Mart ve 15 Mart 2022.

2 Ben, bu makaledeki Lenin’den alıntıları, Türkçe önsözünü benim yazdığım, Stefan Engel’in el yayınları tarafından yayınlanan “Yeni emperyalist ülkelerin ortaya Çıkışı Üzerine” kitabının ekler bölümündeki, “V.İ.Lenin’in Eserlerinden ‘Yeni Emperyalist Ülkeler” Konusuna İlişkin Önemli Alıntılar” aldım.

28 Şubat 2022 Pazartesi

EMPERYALİST SAVAŞA KARŞI HALKLARIN AKTİF DİRENİŞİ İÇİN İLERİ

 

 

Ukrayna


EMPERYALİST SAVAŞA KARŞI HALKLARIN AKTİF DİRENİŞİ İÇİN İLERİ

Yusuf Köse

Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.

Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.

Savaş, Rusya-Ukrayna arasında değil, esas olarak ABD-AB ile Rus ve daha genelde ise Çin emperyalizmi arasında süren bir savaştır. Bu nedenle de, süreç daha büyük bir emperyalist savaşa doğru hızla evrilmektedir. Daha şimdiden ekonomiler, savaş ekonomisine dönüştürülmeye başlandı ve Alman emperyalizmi, ordusunu daha fazla silahlandırmak için 100 (yüz) milyar avroluk fon ayırdı. Bunu diğer AB ülkeleri izleyecektir.

Emperyalist savşata sadece ve sadece halklar ölür. Savaşı çıkaran taraf, yani emperyalist tekeller ve onların devleti ise; ölen, yoksullaşan ve tüm acılara maruz bırakılan halkların kanı üzerinden karlarına kar katarlar. Sermayelerini daha da büyütürler. Silah ve finans tekeleri doymaz bilmez bir şekilde savaşı körükler.

Emperyalist tekeller, kendi aralarındaki pazar çıkarlarını, bütün işçi ve emekçilerin “çıkarı” olarak göstermeye ve kanlı savaşlarının aktif birer taraftarı ve savaşçısı olarak savaş sahasına sürerler ve bunu “ulusun birliği” adı altında propaganda yaparak gerçekleştirmeye çalışırlar.

Bugün dünyanın her yanında, işçiler ve emekçiler; “SAVAŞA HAYIR” sloganlarıyla soklara çıkmış ve çıkmaya devam etmektedirler. Bunu daha da büyütmeliyiz. Emperyalist savaşa karşı barış cephesinin büyümesi, savaş yanlısı emperyalist cepheyi küçültecek ve zayıflatacaktır.

Bütün bu nedenlerden dolayı, emperyalist savaşa karşı en aktif direnişe geçmeliyiz. Emperyalistlerin savaşını durduracak yegane güç; dünya işçi sınıfı ve ezilen halkların birleşik gücüdür. Halkın aktif direnişidir. Barışı açıktan savunmaktır. Çünkü, emperyalist savaşa karşı, öncelikle barşı savunmak, doğayı ve tüm canlıları korumak için yaşamsal öneme sahiptir.

Ancak, şunu da bilmeliyiz ki; kapitalist-emperyalist sistem var oldukça savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle, barışı savunurken, kapitalist-emperyalist sisteme karşı da mücadele etmeliyiz.

Kapitalist-emperyalist sistemin alternatifi sosyalizmdir. Sosyalizm, bütün dünya halklarının ve işçi sınıfının barış içinde yaşayacağı bir toplumsal sistemdir. Kapitalist-emperyalist sistemi yıkmadan barışı yeryüzüne hakim kılmanın yolu yoktur.

Bu nedenle, acilen, sosyalizm ve barış için sokaklara çıkmalı ve aktif direnişe geçmeliyiz.

Rus Emperyalizmi Derhal Ukranya’da Bütün Askeri Güçlerini Çekmeli!

NATO Derhal Dağıtılmalı!

Bütün Nükler, Kimyasal ve Büyük Konvensiyonel Silahlar Derhal İmha Edilmelidir!

Yabancı Ülkelerde Bulunan Bütün Askeri Üsler Derhal Kaldırılmalı!

Emperyalist Savaşa Karşı İnadına Barış!

Savaşların Kaynağı Kapitalist Sisteme Karşı İnadına Sosyalizm!



 

20 Şubat 2022 Pazar

Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş „Göreceli Barış“ Kapısını Zorluyor

 

 

                                                                  ABD Demokrasisi-Irak

 

 

Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş

„Göreceli Barış“ Kapısını Zorluyor


Yusuf Köse


„ Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist’de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.

“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi, emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı. 

  Gelinen aşamada ise, emperyalistler arasındaki çelişme “barış” içinde çözülebilecek koşulları ortadan kaldırmıştır. Büyük bir emperyalist savaşa doğru gidildiği gerçeği gizlenemez duruma gelmiştir. Savaş, Trump, Putin, Şi Jinping vb. gibi bazı liderlerin salt kötü niyetli oluşlarından değil, kapitalizmin çarkının bu yönde işlemesinden kaynaklanıyor. Bu çarkı ancak ve ancak uluslararası proletarya ve ezilen halkların birliği ve mücadelesi durdurabilir. Başka kimse değil.“1

Bu yazı 12 Şubat 2018 yılında yayınlanmıştı. Yazının başlığı: „Emperyalist Büyük Savaşa Doğru“ idi. Yazı, bir inceleme ve analiz yazısıydı. Emperyalistlerin ekonomik durumları, birbiriyle çelişmeleri ve çelişmelerin nereden kaynaklandığı vb. konular ele alınmış ve analiz edilmişti.

Yazıdan tam 4 yıl sonrada aynı şeyleri söyleyebiliriz: Emperyalist sermayenin temsilcilerinin kötü niyetinden değil, emperyalist sistemin kaçınılmaz olarak buraya varmasından, varacağından hareket etmek zorundayız. Emperyalizmin, savaş olduğu ve savaşsız yaşayamayacağı ve yeryüzünde emperyalizm var oldukça, savaş olmadan kapitalizmin kendini yeniden üretemeyeceği gerçeği, enternasyonal proletarya ve ezilen dünya halklarının karşısına bir kere daha bütün çıplaklığıyla çıkmıştır.

Bütün AB ve ABD burjuva gazeteleri, yatıp kalkıp savaştan bahsediyor ve hatta savaşın başlayacağı günü saati büyük bir iştahla ve kışkırtıcı bir şekilde büyük puntolar altında yazmaktan zevk alıyorlar. Ve savaş başladığında ise, -aynen Belgrad’ın, Bağdat’ın bombalanmasında olduğu gibi- porno seyreder gibi kendilerinden geçeceklerdir.

Televizyonlar kendi ülkelerinin ordularından sık sık söz ettikleri gibi, orduda askerlerin nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını özendirerek yayınlamaya başladılar. Özellikle Alman devlet televizyon kanalları, son aylarda bunu sıklıkla yapar oldu. Bu propagandalar, toplumu savaşa hazırlamak içindir. Daha önceden İsveç devleti, kitleleri savaşa hazır olmasını istemiş ve bunun tatbikatlarını yapmştı. Emperyalist savaşa en isteklilerin başında ABD, İngiltere gelmekle birlikte, İsveç gibi küçük emperyalistlerde hiç de isteksiz gibi hareket etmiyorlar.

Dünya pazarları emperyalistler için giderek küçülüyor. Eski güçlü emperyalistler, yeni emperyalist güçler nedeniyle, eski hegomanyalarını kaybediyorlar. Bunların başında ABD geliyor. ABD’nin “fino köpeği” İngiltere ise, “fırsat bu fırsat, eski günlerime kavuşurum belki” diyerek, sahibinden daha fazla saldırganlaşıyor.

Savaşın baş kışkırtıcısı hiç kuşkusuz ABD emperyalist haydutu. İkinci sırada onunla beraber İngiltere; Avusturalya ve peşinden diğerleri geliyor.

AB’nin büyükleri (Almanya ve Fransa) de pek iştahlı olmasa da, yavaş yavaş savaş hazırlıkları yapıyorlar. Bunu, askeri yatırımlarından, görsel ve yazılı basında çıkan kışkırtıcı savaş naraları, orduyu yücelten yayınların sıklaşması… Basına daha şimdiden bu görev verilmiş gözüküyor: Toplumu savaşa hazırlayın diye!…

18 Şubat’da başlayan ve iki gün süren Münih Güvenlik Konferansı’nda, bütün Batılı emperyalistler, sözde „barışı“ konuşmaya geldiler, ama, savaş ve daha güçlü savaş naraları ve yüksek perdeden tehditlerle toplantıyı sonlandırdılar. Özellikle’de ABD emperyalizmin sözcüleri, emperyalist batı blokunun savaş örgütü NATO’nun „barış paktı“ olduğunu üstüne basarak vurguladılar.

ABD, eski gücüne yeniden kavuşmak isterken ya da en azından hegomonik gücünün korumaya çalışırken, yeni gelişen emperyalist ülkelerin başında ise Çin emperyalizmi, hızlı adımlarla ABD’nin pazarlarını kapmaya devam ediyor. Rusya ise, yeni bir emperyalist güç olarak paylaşılmış pazarlardan pay isterken, daha çok da eski sosyal emperyalist SSCB’nin hegomanya alanlarını yeniden kazanmak istiyor ve yeni bir savaşa hazır hale gelmek için tüm gücünü seferber etmiş durumdadır.

Alman tekelci burjuvazisi, olası bir savaşta geri kalmak istemiyor. Daha şimdiden Günye Çin Denizi‘nde, Afrika’nın Mali ve daha bir çok ülkesinde asker konuşlandırmış durumda.

Genel anlamda, kutuplaşma netleşmiş gibi: ABD öncülüğünde, İngiltere, Avusturalya ve AB, karşı cephede ise Çin, Rusya ve bunlara bağlı ülkeler durmaktadır. Birinci ve ikinci emperyalist dünya savaşları Avrupa’da çıkmıştı. Bir üçüncüsü de yine bu kıta da çıkacaktır. Zenginliğin ve kapitalist gelişmişliğin en fazla olduğu yer olmasının yanı sıra -ve eğer 3. Bir emperyalist dünya savaşı çıkacaksa-, ABD’nin bu güçlere dayanarak rakip emperyalist güçlere karşı savaşabilme gücünü bu ülkelerle birlikte bulmasından kaynaklanmaktadır.

Avrupa yine yoğun silahlanma ve savaş bölgesi ve ortada ciddi bir şekilde nükler silahların kullanılması tehlikesi, savaş olduğu taktirde kaçınılmaz gibi görülüyor.

Her iki emperyalist kampta da Ukrayna, savaşın bir bahanesi olarak ileri sürülüyor. Ukrayna üzerinde dökülen göz yaşları, Yemen’de, Suriye’de, Irak’da ve dünyanın daha bir çok ülkesinde sürdürülen bitmeyen savaşlar, emperyalizmin gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” adlı analiz yazımı, aşağıdaki şıklarla bitirmiştim. Bu şıklar bugün daha fazlasıyla geçerli ve olduğu gibi buraya alıyorum. Trump’un yerine “Biden” aldı. Burjuva liberallerin ve bazı küçük burjuvaların “ileri demokrat” Biden”ı, selefini aratır oldu.

“Emperyalist Savaşın Kaçınılmazlığı

Emperyalist savaşın kaçınılmazlığının habercisi belli başlı nedenler şunlardır:

Birincisi; Bunların başında kapitalist ekonominin içinde bulunduğu kriz gelir. Emperyalist burjuvazi 2008 krizini kısmen aşmasına karşın yeni bir aşırı üretim kriziyle karşı karşıyadır. Ekonomi borçla yürümektedir. ülkelerin toplam borcu dünya gayri milli hasılasının %320’si kadardır. Yani, ortada sermayeden çok borç var ve borçlu olmayan hiç bir ülke yok gibidir. Emperyalist merkezlerdeki borsalarda düşüş yaşanmaktadır.

İkincisi; Silahlanma gelir. Ülkelerin son beş yıl içinde silahlanması %10 artmış durumda. Silahlanma yarışı içine girmeyen ülkeler yoktur. Bir taraftan askeri harcamaları artırırken bir yandan da silahlanma yarışına girilmiştir. Büyük emperyalist ülkelerin (ABD, Çin, Rusya vd.) askeri harcamaları ve dünyanın farklı bölgelerinde asker konuşlandırmaları artmıştır. ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerinde 250 bin kişilik askeri vardır. Bunun dışında Çin ve Rusya’yı askeri olarak da çember içine alma hamleleri sıklaşmaktadır. Buna karşı ise söz konusu ülkelerin hamleleri vardır. Çin devlet başkanı, ordusuna savaşa hazır olmaları çağrısı yapmıştır.

Üçüncüsü; İç faşistleşme ve ırkçılık artmaktadır. Bütün AB ülkelerinde bu gelişme son beş yıldır hızlı bir şekilde yaşanmaktadır. Irkçı-faşist partiler bu merkezlerde ya ikinci ya da üçüncü sıralardadır. Bazı ülkelerde ise iktidarda yer almaktadırlar. Buna karşı işçi ve emekçilerin haklarında büyük kıstlanmalara gidiliyor. Demokratik hak ve özgürlükler giderek daraltılıyor. Fransa ve Almanya’da bu güncel haldedir. Göçmenler vesile edilerek ırkçı ve yabancı düşmanlığı geliştiriliyor ve yabancılara (göçmenlere karşı) daha sert politikalar uygulanıyor.

Kitlelerin demokratik hakları yanında ekonomik hakları da gasp edilmekte ve işçi sınıfı üzerindeki sömürü oldukça ağırlaştırılmaktadır. İç faşistleşmenin ve gericileşmenin en önmeli belirtilerin başında kitlelerin demokratik ve ekonomik hakların gasp edilmesi ve sömürü koşullarının daha da ağırlaştırılması gelir. Bugün bu bir gerçekliktir.

Dördüncüsü; Emperyalist kutuplaşmaların ve emperyalistler arası çelişmelerin keskinleşmesi. Ortadoğu, Güney Çin Denizi, Doğu Avrupa (Ukrayna vd.), Kafkasya ve Afrika’da çelişmeler derinleşmiş ve keskinleşmiştir. Bu bölgeleri yeniden paylaşım savaşları vekalet savaşlarından doğrudan emperyalistlerin kendilerinin karşı karşıya geldiği bir döneme girmiştir.

ABD’nin Çin’e vergi uygulaması, Çin’in buna karşılık vermesi, Rusya’ya karşı uygulanan ağır dıştalma politikası (Rus diplomatlarının sınır dışı edilmesi olayı), ABD’nin “Ulusal Güvenlik Belgesi”nde açıktan Çin’i düşman ilan etmesi ve meydan okuması ve “küreselleşme” vb. yerine ulusal çitlerin örülmek istenmesi, yani vergilerle çitler örülmesi, emperyalist burjuvazinin savaş hazırlıkları olarak okunmalıdır

Beşincisi; Emperyalist burjuvazi artık eskisi gibi dünyayı yönetemez duruma girmiştir. ABD emperyalist burjuvazisinin biçimlendirdiği Yeni Dünya Düzeni (YDD) yıkılmıştır ve bunun ciddi sancısı çekilmektedir. Çin kendi emperyalist düzenini dünyaya vermeye çalışmaktadır. En saldırgan güç ve savaş kışkırtıcısı olarak öne çıkan ABD emperyalist yönetimi savaşa göre şekillendirmektedir. Yani, bir nevi emperyalist savaş hükümeti oluşturulmaktadır.

Altıncısı; Kitlelerin eskisi gibi yaşamak istememesi. Bu bir çok ülkede kitlelerin sokaklara dökülmesinde, işçilerin grevlerle ekonomik hakların gaspına karşılık vermesinde kendini göstermektedir. Burjuvazi, kitlelerin tepkilerini baskı ile bastırma yöntemiyle önlemeye çalışmaktadır. Türkiye, Çin, Hindista, Rusya, Brezilya, Meksika vb. ülkelerde kitle harekketleri polis ve askeri güçler ile bastırılmaya çalışıllıyor. ABD’de devasa kitle gösterileri yapılıyor. Irkçılık ve bireysel silahlanma ve Trump yönetimi protesto ediliyor. AB ülkelerinde ise, başta Fransa ve Polonya’da olmak üzere bir çok ülkede kitleler hükümetlerin uyguladığı hak gasplarını protesto ediyor.

Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında, emperyalist savaşın kaçınılmaz olduğunu ve esas akımın savaş olduğu saptamasında bulunmak abartı olmayacaktır. Komünistler mücadele taktiklerini buna göre oluşturmalıdır. Kitleler, emperyalist savaşa karşı mücadeleye çağırılmalı, emperyalist savaşa ve faşizme karşı birleşik cephenin oluşturulması esas olmalıdır. “

***


1 Yusuf Köse, “Emperyalist Büyük Savaşa Doğru”, dört bölüm olarak, www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/emperyalist-büyük-savasa-dogru  dört bölüm halinde yayınlanmıştı

19 Şubat 2022 Cumartesi

Emperyalist Büyük Savaşa Doğru-1

 


 

Emperyalist Büyük Savaşa Doğru-1





Yusuf KÖSE

12 Öubat 2018

Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist’de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.


“Şom ağızlı” olmak iyi bir şey değil, ancak, kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı. 

 

Gelinen aşamada ise, emperyalistler arasındaki çelişme “barış” içinde çözülebilecek koşulları ortadan kaldırmıştır. Büyük bir emperyalist savaşa doğru gidildiği gerçeği gizlenemez duruma gelmiştir. Savaş, Trump, Putin, Şi Jinping vb. gibi bazı liderlerin salt kötü niyetli oluşlarından değil, kapitalizmin çarkının bu yönde işlemesinden kaynaklanıyor. Bu çarkı ancak ve ancak uluslararası proletarya ve ezilen halkların birliği ve mücadelesi durdurabilir. Başka kimse değil.


Bir kaç yıl önce bunlar bu köşede de yazılmıştı. Son bir yıldır ise, emperyalist savaş tehlikesinin ciddi bir duruma geldiğini ve bunu önlemenin taktik mücadelelerinin geliştirilmesinden söz etmiştik.


Yeni bir emperyalist savaşın kapıya dayanmasını gösteren oldukça fazla veri var. Birincisi, yeni emperyalist ülkelerin varlığı. Dünyanın yeniden paylaşılma isteği. 

 

Emperyalist savaş, emperyalist ülkelerin birbirleriyle savaşmasıyla ortaya çıkar. Bu da, dünyayı yeniden paylaşmak, daha fazla egemenlik alanı ele geçirmek ve pazar alanlarını genişletmek içindir.


2. Emperyalist savaşı öncesi, Alman emperyalizmi, dünya pazarındaki egemenlik alanları diğerlerine göre (başta İngiltere ve Fransa’ya karşı) daha geri durumdaydı. Alman emperyalizmi ile aynı duyguları Japon ve İtalyan emperyalist tekelleride paylaşıyordu. 

 

1917 Rusya’daki Sovyet Devrimi’nden sonra dünya, esasta, kapitalist ve sosyalist olmak üzere iki kampa ayrıldı. Ama, emperyalist büyük devletler arasında da çelişme vardı ve bu çelişme ancak savaşla çözülebilecek durumdaydı. Bu bağlamda, dünya üçe ayrılmıştı. Birinci kamp SSCB ve ezilen dünya halkları (ulusal kurtuluş savaşlarıda dahil), ikinci kamp ise, emperyalistlerin kendi aralarındaydı. Burada birinci kamp, dünya kapitalist pazarına egemen olan İngiltere ve bağlaşıkları olan ABD ve Fransa, ikinci emperyalist kamp ise, başını Alman emperyalizminin çektiği ve balağlaşıkları olan Japonya ve İtalya yer alıyordu. İtalya, 1. Dünya savaşında birinci grup içinde yer almasına karşın, 2. Emperyalist savaşta safını Almanya ve Japonya’nın yanında belirledi. Emperyalistlerin safları çıkarlarıyla doğrudan ilişkilidir. 1. Dünya savaşında İngilizlerle hareket eden İtalya, bir çok bölgeyi kaybetmiş ve pazar alanlarını İngiliz ve Fransızlara kaptırmıştı. Yani, “mağdur” durumdaydı.


Bugün durum ise, daha farklıdır. Sosyalist ülkeler kalmamış ve dünyanın 2. Emperyalist savaşından bu yana egemen olan ABD ise giderek gerilemeye başlamıştır. Bu ABD’nin kendi isteğiyle olan bir şey değil, yeni gelişen emperyalist devletlerin (tekellerin) ABD pazarlarını ele geçirmeye başlaması ve pazarlardan pay istemeleriyle oluyor. Ve ortaya kıran kıran bir çatışma, mücadele, vekalet savaşları, bölgesel savaşlar çıkıyor. Bu, ortadoğu’da olduğu gibi, vekalet savaşlarıyla yürütülüyor. Ancak, vekalet savaşlarınında aradaki çelişmeyi çözmeye yetmediğini göstermiştir. Emperyalistler, aralarındaki çıkar çelişmelerini vekalet savaşlarıyla çözemeyince doğrudan  karşı karşıya gelmişlerdir. Bu Suriye cephesinde şu anda böyledir. Günümüz koşullarındaki kapitalizmin krizi, onları doğrudan savaşın sıcak ön cephesine doğru hızla itmektedir. ABD emperyalizminin geçtiğimiz Aralık ayı ortasında açıkladığı “strateji belgesi”, yeni bir emperyalist savaşa hazırlık ve diğer emperyalistlere meydan okuma belgesidir. Bunun içeriği yazının diğer bölümlerinde ele alınacaktır.


Çin’in, denizden, karadan ve havadan hayata geçirmeye çalıştığı “ipek yolları”, ABD emperyalizminin egemenlik alanlarını tehdit ediyor ve dünyayı bir ahtapot gibi sarıyor.


Lenin’in yüzyıl önce belirttiği, kapitalist-emperyalist sistemin eşitsiz gelişme yasası, dünyanın büyük emperyalist ülkeleri ve tekelleri arasında, dünyanın yeniden paylaşılmasını kaçınılmaz olarak gündeme getiriyor. Kapitalizm var olduğu sürece bu yasada yürürlükte olacaktır. Bazı emperyalist ülkeler gerilerken bazıları öne çıkacaktır. Bazı tekeller yutulurken bazıları gelişip palazlanacak ve yeni pazarları ele geçirme mücadelesi verecektir. Kapitalizmin insanlığın başına bela ettiği bu kısır döngü, kapitalizmin yıkılışına kadar devam edecektir.


Şimdi, sırasıyla belli başlı emperyalist ülkelerin durumunu incelemeye geçebiliriz.


Çin’in Durdurulamayan Hakimiyeti


Yeni gelişen emperyalist ülkeler hangileri? Birincisi Çin’dir. 1990’lardan itibaren hızla gelişen Çin, dünya kapitalist pazarlarında söz sahibi olmaya başladı. Bugün Çin’in sermaye olarak girmediği yer kalmamış ve bir çok bölgede ABD’nin önüne geçmiştir. Örneğin, “ABD’nin arka bahçesi” olarak adlandırılan Latin Amerika ülkelerinde Çin’in yatırımları devasa bir boyut almıştır. Çin’in 2016 yılında Latin Amerika’daki (LA) doğrudan yatırım tutarı 260 milyar ABD doları kadardı. Çin bu yatırımını 2019 yılı sonuna kadar 500 milyara çıkarmayı hedeflemiş durumda.


Çin, Nikeragua’da, Panama Kanalı’na rakip olarak, Atlas okyanusu ile Pasifik Okyanusunu birleştiren yeni bir kanal açıyor. Peru ve Brezilya topraklarından geçen demiryolu projesi var. Böylece en kuzeyden (Nikeragua) iki okyanusu dünyanın en büyük şileplerinin geçebileceği kanal projesiyle birleştiriken, kıtanın ortasından ise iki okyanusu demiryolu projesiyle birbirine bağlıyor.


Çin’in bölgeye olan yatırımları giderek artıyor. Çin, Brezilya, Şili, Peru ve Ekvator’un şu anda en büyük ticaret ortağı olmasının yanında, diğer L. Amerika ülkelerini de (başta Arjantin olmak üzere) boş bırakmış değildir. Çin, bu ülkeleri hem borçlandırıyor hem de o ülkelere doğrudan yatırım yapıyor. L. Amerika’da ABD yavaş yavaş gerilerken, bir başka emperyalist güç olan Çin bölgeye bütün ağırlığıyla yerleşmiştir. 

 

Kapitalizmin gelişmesi için ulaşım önemlidir. Günümüzde üretimin uluslararasılaşmasının yaygınlaşmasıyla, uluslararası ulaşımın kolaylaştırılması daha bir önem kazanmıştır. Tabi, bu ulaşım hatlarının egemenliği de bir o kadar önemlidir. Bugüne kadar dünyanın çöpünün yarısını (%49'unu) alıp işleyen (bu yılın başından itibaren artık fazla çöp almayacağını açıkladı) Çin, dünyayı kendisine bağlamışa benziyor. 

 

Çin her yere “barış” yolları yapıyor. Adı “barış” olan bu yollar, Çin mallarını ve sermayesini daha hızlı bir şekilde diğer ülkelere taşıması ve o ülkeleri Çin’e bağlaması içindir. Kutup İpek Yolu ( The Polar Silk Road),1 yine Türkiye’ye (Kars) kadar uzanan “Tren İpek Yolu” projesi hayata geçmiş durumda. Türk burjuvazisi bu yolu, Samsun’dan Mersin’e kadar getirmeyi planlıyor.


Çin’in yayılmacılığı salt Güney Amerika ile sınırlı olmayıp, Afrika ve Asya kıtasına da aynı ölçüde yayılmaktadır. Özellikle Afrika’da doğrudan sermaye yatırımlarını artırırken, doğrudan sermaye ihracıyla da kıtayı etkisi altına almakta, başta ABD olmak üzere diğer emperyalistlerin pazarlarını giderek daraltmaktadır.


Çin’in Satın Aldığı Kıta: Afrika


Çin’in Afrika kıtasındaki ülkelere yatırımı 2016 yılı sonu verilerine göre yüz milyar ABD dolarını aşmış durumda. Yine, Fortune dergisinin haberine göre 3100 üzerinde Çin şirketi Afrika ülkelerinde iş yapıyor.


Alman Zeit Online gazetesinin haberinde, Afrika-Çin ticaret hacmi 2016 verilerine göre 300 milyar ABD dolarını aşmış durumda. Bu, son on yıl içinde on kat artış anlamına geliyor. ABD ve AB’nin Afrika’yı açlık ve göçmen olgusuyla karşı karşıya bıraktığını yazan gazete, Çin’in ise, iş imkanı yarattığını yazıyor. Elbette Çin, daha ağır sömürü koşullarını Afrika ülkelerine dayatıyor. Yer altı zenginlik kaynakları (maden, petrol, gaz vd.) Çin’e taşınıyor. Ya da orada üretilip Çin sermayesinin gelişmesine sunuluyor. Çin’nin önceki emperyalistlerden bir farkı Afrika’nın kendisine doğrudan daha fazla yatırım yapmasıdır. Diğerleri yağmalayıp kendi ülkelerine götürürken, Çin, yağmaladıklarının çok az bir kısmını Afrika’ya bırakıyor. Bu da, sınıf bilincinden yoksun emekçilerin Çin’e daha farklı bakmasını sağlıyor. Sömürücüler arasında tercih yapmak, sınıf bilincinden yoksunluğun bir sonucu. Oysa, Çin’de dahil hiç bir emperyalist olmadan Afrikalı emekçiler kendi yaşamlarını özgürce kurup sürdürebilirler ve insanca yaşama olanaklarına da en kısa zamanda kavuşabilirler.


Çin Afrika’ya olanca gücüyle yüklenmiş durumda. Demir yolları, büyük futbol sahaları, sosyal evler, alt yapılar, limanlar, askeri harcamalar ve yatırımlar, enerji tüketimlerinin karşılanması için yatırımlar vb. Ve ayrıca Çin, bir çok Afrika (yaklaşık 60) ülkesinde Özel Ekonomik Bölgeleri (SEZ) kuruyor. Bu projeyle Çin’li orta dereceli firmaların bile Afrika’da yatırım yapmasının koşullarını oluşturuyor. Devlet destekli Çin’li firmalar kolayca bu bölgelere giriş yapabiliyor. Aynı zamanda yeni istihdam alanları yaratarak, Afrika’nın ucuz iş gücü potansiyelini iliğine kadar sömürüyor. Bir taraftan istihdam yaratırken, öbür yandan ise el koyduğu artı-değer oranını artırıyor. 

 

Çin’in Afrika’da yaptığı otobanlar ve demir yolları, onu adeta oraya kilitlemiştir. Aynı, Alman İmparatorluğu’nun Osmanlıya yaptığı İstanbul-Bağdat demir yolu gibi. Osmanlı ve peşinden gelen TC, Alman emperyalizmini bir daha terk edemedi. Bugün’de Türk ve Alman burjuvazisi omuz omuza, kolkoladır.


Çin’in her girdiği yere bir de “yol projesi” götürdüğünü söylemiştik. Afrika’yı da demiryolu ağı ile birbirine bağlıyor. Kenya, Uganda, Ruanda, Brundi ve Güney Sudan’ı 13.8 milyar dolarlık bir yatırımla devlete ait Çin Yolu ve Köprüsü Kurumu (CRBC) eliyle gerçekleştiriyor. Bunların finansmanını ise Çin Eximbank karşılıyor. 

 

Ayrıca, Afrika’nın işgücü potansiyeli 2050 yılına kadar iki katına çıkacağı (2 milyar) hesaplanıyor ve Çin, yatırımlarını buna görede yapıyor ve Çin 2020 yılına kadar ticaret hacmini 400 milyar ABD dolarına çıkarmayı hedefine koymuş. 

 

Çin Afrika’ya sadece sermaye ve doğrudan yatırımların yanında, askeri alanda da yatırımlar yapıyor. Silah ihracatının yanı sıra, bir çok Afrika ülkesinin ordularının silahlandırılması ve yeniden yapılandırılmasını da yapıyor. Güney Sudan dahil toplam Afrika’daki 7 yerde BM barış gücüne katılmıştır. Sermayenin olduğu yerde onu koruyacak askerde olmalıdır.


Gelinen aşamada, Afrika’da Çin’in üstünlüğünü bütün batılı emperyalist tekeller kabul ediyor.2 Ne var ki, Çin’in bu gelişmesi karşısında şimdilik yapacakları pek bir şey de yok.


Sonuç olarak ABD ve Batılı emperyalist tekeller Afrika’yı Çin tekellerine kaptırmış durumda. Fransa bir kaç yerde direnmeye çalışmasına karşılık, Çin’in bu kıtada ilerlemesini durdurmaya gücü yetmiyor. Çin burjuvazisi gürültü yapmadan sessizce Afrika’yı bir ahtopot gibi sarıyor.

Çin’in yatırımlarından bazıları:  


Çin’in “Mega projeleri” olarak verilen ve çok az bir bölümünü yanıstan aşağıdaki tabloya bir göz atmakta yarar var.


Proje/Ülke

Proje Değeri

US dolar/ Mrd=milyar

Bitiş Yılı

Nijerya, Demiryolu yapımı, 1.400 km

12 Mrd.

2014

Güney Afrika, yeni şehir Projesi, on bin kişilik konut yapımı, Johannesburg

7 Mrd.

2016

Kongo Demokratik Cum. Madenlerin alımı için alt yapı

6 Mrd.

2007

Çad-Sudan Demiryolu 1.344 km

5,6 Mrd.

2014

Nijerya, sekiz eyalette Çimento genişletme projesi

4,3 Mrd.

2016

Kenya, demiryolu projesi

3,8 Mrd.

2013

Mosambik, baraj ve Hidroelektrik santralı projesi 1.500 MW

3,1 Mrd.

2006

Malawi, kömür santralı, hava alanı, caddelerin yapımı, elektrik santrali, hastane yapımı

1,7 Mrd.

2007

Tanzanya, Bagamoyo deniz limanı

7 Mrd.

2015

Kaynak: http/afkinsider.com/121477/10-mega-infrastructrual-projects-in-africa-funded-by-china/

Bu tablo, Alman IHK (Endüstri ve Ticaret Odaları)’na ait. (IHK- Orta-aşağı Ren bölgesi) www.subsahra-afrika-ihk.de/ 19.06.2017


Küçük bir istatistik daha verelim. Çin, AB ve ABD’nin 2015-2016 arası Afrika ülkelerine yatırımları: milyar ABD dolar. Kaynak UNCTAD, AEI ve Der Spigel online- 21.09.2017


Ülkeler

2015

2016

Çin

2,7

36,1

AB

26,5

11,9

ABD

6,4

3,6

Çin, Afrika’nın gelişmekte olan en büyük petrol ülkesi ve yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Nijerya’da yatırımlarını artırdı. Bu ülkede 2015 yılı verilerine göre, 240'ı aşkın Çin’li şirket ile 404 proje gerçekleştirmiştir. Afrika’nın en gelişmiş ülkelerinden Güney Afrika’da yatırımları da hızla artmaktadır. Burada son 15 yıl içinde 280 proje gerçekleştirmiştir. Zambia, Mısır, Etopya, Kongo Dem. Cum., Gana, Angola, ve bir “Çin şehri” olarak adlandırılan Zimbabve ve Tanzanya’da da aynı şekilde büyük yatırımları ve borçlandırmaları söz konusudur.3


ABD’nin Afrika’daki yatırımlarının tutarı yüzmilyar ABD doları iken, Çin’in yatırımlarının tutarı ise 400 milyar ABD dolarına yaklaşmış. ABD’nin paçalarının tutuşmasının ve doğrudan Çin’i bir numaralı düşman ilan etmesinin nedenleri çok açık değil mi?


Çin Afrika’da ilerlerken, bugüne kadar Afrika’ya egemen olan diğer emperyalistler ise gerileme gösteriyor. Eski emperyalistler Çin’in bu gelişmesini bir savaş nedeni sayıyor. Şimdilik, en azından ABD böyle görüyor. Bu bölgenin sessiz sedasız barış içinde Çin emperyalizmine diğer emperyalistlerin terk etmesi olasılık dahilinde gözükmüyor. Çünkü, sorun Afrika’nın ötesine taşmaktadır. ABD’nin Sahra altı Afrikasında en büyük askeri üssü Cubiti’de. Çin’de aynı ülkeye askeri üs kurdu. Emperyalistlerin üsleri yanyana. Söylem; “korsanlara ve teröristlere karşı”. Ancak, bunu birbirlerine karşı kurduklarını şimdilik resmi olarak açıklamıyorlar. İlginç olan, Kızıl Deniz ile Aden Körfezinin birleştiği noktada stratejik öneme sahip olan Cubiti’de, ABD ve Çin dışında, İngiltere, Fransa ve Japonya’nın askeri varlığı söz konusu. Cubiti’nin nüfusu yaklaşık 800 bin civarında. Kendi nüfusundan fazla emperyalist ülkelerin askerlerine ev sahipliği yapan bir ülke, eski Fransız sömürgesi “bağımsız” Cubiti.




Emperyalist Çin’in Dünyaya Vermek İstediği Düzenin Adı: İpek Yolları



Dünyanın küreselleşmesi kapitalizmle başlamıyor, daha önceki tarihlere, Millattan önceki yıllardan başlayan ve Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan bir tarihi yol var. Bunun adı: İpek Yolu. Antik İpek Yolu‘nu Tunç devrine kadar da geriye götürebiliriz. Hemen hemen bütün medeniyetlerin uğrak yerlerinden,0 birisi olduğu söylenebilir.


Ticaretin başladığından bu yana Çinliler Avrupa’ya kadar yollarını uzatmışlardır. Avrupalıların o zamanda Çinlilerden öğrenecekleri çok şey vardı. İpek yolu, kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, Avrupalı burjuvazinin vazgeçilmez yolu olmuştur. Bu kez ise tersine dönmüştür. Çin burjuvazisi İpek Yolu‘nun egemenliğini yeniden ele geçirmiştir. Şimdi, ipek Yolu’nun hikayesini Marco Polo değil, Çin tekelci burjuvazisi  yazmaktadır.


Çinlilerin „Yi Dai Yi Lu“ ya da ingilizcede söylendiği gibi „One Belt, One Road“ (OBOR) ve Türkçe karşılığı olan „Bir Kuşak Bir Yol“ (BKBY), yeni bir emperyalist süper gücün, dünyayı paylaşma stratejisi olarak pratiğe geçirilmiş durumdadır. Bunun önünde ne ABD ne de AB emperyalistleri durabiliyor. Kapitalizm kendi kuralları içinde, yutarak, karşı koymaları bir şekilde elimine ederek ve eski büyük emperyalist tekellerin egemenliklerini elinden alarak yoluna devam ediyor. Aynı, öncekilerinin yaptığı gibi.


2. Emperyalist savaşından sonra ABD’nin „Marshall Planı“, nasıl ki, ekonomik olarak geri ve zayıflamış ülkeleri bir ahtapotun kolları gibi egemenlik altına almışsa, BKBY projesi de aynı amacı taşımaktadır. Marshall Planı’nın resmi adı: European Recovery Program-ERP4 (Avrupa’yı Kurtarma Planı) Koşullar aynı olmasa da amaç ve yöntemler aynıdır. ABD 2. Emperyalist savaşın yıkımından yararlanarak, sermaye birikimini zayıf düşmüş ülkelere aktararak onların „kalkınması“na yardım ettiyse, Çin’de, „birlikte kalkınalım“ mesajıyla, aynı amacı, sermayesini daha zayıf ülkelere katarak egemenlik alanlarını genişleterek pazar payını olabildiğince yükseltmek istiyor.


Çin’in BKBY projesini, çok önceleri gündeme getirmesine karşılık, ilk olarak 2013 yılında açıkladı ve 14-15 Mayıs 2017 yılında ise Pekin’de devlet ve hükümet başkanlarının ve çeşitli uluslararası sermaye örgütlerinin katıldığı bir forumda tanıtımını yaptı.


BKBY Çin’in, Güney Pasifik Okyanusuna açılan Hangshou kentinden başlayıp, Çin’in içlerinden Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Mogolistan, Rusya, Gürcistan, Azerbeycan, Pakistan, İran, Hindistan, Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan ve Endonezya'dan başlayıp, Hindistan Okyanusu etrafında yer alan Asya ve Afrika ülkelerini de kapsayan büyük bir deniz yolu projesidir. Kuzeyden Asya ve Avrupa’nın sarılması yanında Güney’den ise Deniz İpek Yolu projesiyle, Afrika ve Asya’yı bütünüyle kucaklayan ve Akdeniz içlerine kadar ulaşan bir proje. Kısacası, Orta Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Güney Doğu Asya’nın demiryolları ve deniz yollarıyla Çin’e bağlanmasının adı, Bir Kuşak Bir Yol olarak adlandırılmaktadır.


Bu projeyle, ABD’nin „yeni Dünya Düzeni“ yıkılırken, Çin‘in „yeni dünya düzeni“ kuruluyor. Çin devlet başkanı Şi Jinping, BKBY projesini açıklarken, amaçlarının yeni sömürgecilik ve bu projeye katılanları sömürgeleştirmek değil, „kazan-kazan“ işbirliğine dayanan bir anlayışla hareket ettiklerini açıklıyor. Ve uluslararası yeni bir düzenin getirilmesinden söz ediyor. ABD’de , „YDD“ni açıklarken aynı „temennilerde“ bulunmuştu. „Dünyaya barış ve huzur gelecekti“, tersine, çatışmalı ortam daha da arttı.


Her emperyalist kendi egemenliğinde kendi düzenini kurmaya çalışır. Çin tekelci burjuvazisinin yapmak istediği de budur. Çin burjuvazisi bu yol projelerini 2049 yılına kadar bitirmeyi planlıyor. 1949 Devrimi’nden geriye bir şey kalmamışsa da, „devrimin yüzüncü yılını kutlama“ adı altında, Çin tekelci burjuvazisi dünyaya egemen oluşunu kutlamak istiyor.


Çin BKBY projesini hayata geçiriyor mu? Büyük ölçüde geçirmiş durumda. Ipek Yolu Ekonomi Kuşağı olarak adlandırılan ve Çin’den Türkiye ve oradan da Avrupa’ya (Roterdam) uzanacak demiryolunun bir ayağı Kars’a kadar gelmiş durumdadır. Bakü, Tiflis ve Kars demiryolu projesi Edirne’ye kadar uzanacaktır. Bunun anlaşması yapılmış. Ayrıca, demiryolunun kuzey kısmı ise Rusya üzerinden Avrupa’ya bağlandı.


Tekelci sermaye, teknolojik gelişmelere bağlı olarak büyüyen ve hızlanan kapitalist üretimin anında daha hızlı bir şekilde pazarlara ulaşmasını hedefliyor. İpek yolu bunu sağlıyor. Çin’in malları bütün ülkelere hızlı bir şekilde ulaşırken, oradan da aynı şekilde Çin’e ulaşması sağlanıyor ve ülkelerin Çin pazarına daha kolayca dahil olmasını ve Çin’in egemenliğinin pekişmesine hizmet etmektedir. Aynı zamanda ulaşım süresini oldukça kısaltmaktadır. Örneğin Çin-Türkiye karayolu ulaşımı 30 günden 10 güne, deniz yolu ulaşımı ise iki aydan iki haftaya inecek. Çin’i demiryoluyla Londraya bağlayacak olan Kars-Edirne arası demiryolu projesinin maliyeti 40 milyar ABD doları olarak hesaplanıyor. Bu yol, Kars’a kadar geldi. Türk hükümetinin Kars-Edirne Hızlı Tren Projesi” diye övünerek söz ettikleri proje, Çin’in projesidir.


Projenin maliyeti de bütün tekellerin ağzını sulandırıyor. Projenin maddi büyüklüğü 21 trilyon ABD doları kadar.5 Ancak en önemlisi, bu projenin kapsamı içindeki ülkelerle birlikte ticaret hacmi oldukça yüksek. Birincisi, dünya nüfusunun %70 (yaklaşık 4,4 milyar), dünyanın gayri milli hasılasının %55’i, enerji kaynaklarının %75’ini ve toplamda 686 ülkeyi doğrudan içine alan devasa emperyalist proje.


2014-2016 yılları arasında Çin ve BKBY projesi dahilinde olan ülkelerin ticaret hacmi 3 trilyon ABD dolarını bulurken, Çin bu ülkelere 50 milyar ABD doları yatırım yapmış.


Çin bu proje için, Dünya Bankası ve İMF'ye karşılık Asya Altyapı Yatırım Bankası kurmuştur ve bu banka bugüne kadar Orta ve Güney Asya ülkelerine 40 milyar ABD doları yatırım yaptığını açıklamıştır. Ayrıca, Çin’in kurduğu İpek Yolu Fonu vb. gibi bir çok yatırım fonu ve sermaye destek bankaları söz konusu.

Çin sermaye ihracı yaptığı gibi, doğrudan yatırımlarda yapmaktadır. Bu proje kapsamı içindeki ülkelerde alt yapı yatırımlarını artırırken 20 ülkede ise 56 ekonomik iş birliği bölgesi kurmuştur.7

Çin'in, bu yatırımlardaki hedeflerinden biri de Çin yuan’nın öne çıkması ve doların yerini almasıdır. ABD’nin de en büyük korkularından biri budur. Bu projenin önemli ölçüde hayata geçmesi doların dolaşımını da azaltarak yuanı öne çıkaracaktır. Bu kaçınılmaz olarak görülmektedir.

Çin devlet başkanı Şi Jinping, 14-15 Mayıs 2017 BKBY Formu‘nda konuşurken şu mesajları da sıralamaktan geri durmuyor:

“■ İpek Yolu Fonu'na 100 milyar yuanlık ek katkı.

■ Çin Kalkınma Bankası ile Çin İhracat-İthalat Bankası'nda toplam 380 milyar yuan tutarında özel borç verme programının oluşturulması.

■ Projelerin desteklenmesinde Asya Altyapı ve Yatırım Bankası, BRICS'in8 Yeni Kalkınma Bankası, Dünya Bankası ve diğer çok taraflı kalkınma örgütleriyle birlikte çalışılması.

■ BKBY ülkeleriyle serbest ticaret anlaşmaları imzalanması için görüşmelerin başlatılması.

■ BKBY Bilim, Teknoloji ve Yenilik İşbirliği Eylem Planı'nın başlatılması.

■ Beş yılda 2 bin 500 yabancı genç bilim insanına kısa süreli araştırma bursu verilmesi; 5 bin yabancı bilim insanı, mühendis ve yöneticinin eğitilmeleri ve 50 ortak laboratuvarın kurulması.

■ Gelişmekte olan ülkelere ve uluslararası örgütlere, halkın refahını iyileştirmeye yönelik projeleri için 60 milyar yuan tutarında yardım sağlanması.

■ Projeye dahil gelişmekte olan ülkelere 2 milyar yuan tutarında acil gıda yardımı ile Güney-Güney İşbirliği Yardım Fonu'na 1 milyar dolar ek katkı yapılması.

■ İşbirliğini güçlendirmek amacıyla izleme mekanizmalarının kurulması.9“

ABD Marshall Planı’nın Çin emperyalizmi nezdindeki 21.yy projesi ve planı.

Çin’in bu projesi dışında kalmak isteyen ülkeler olabilir mi? Oldukça zor. Söylem yerindeyse; kapitalist ülkelerin hepsi (ABD, Japonya hariç) balıklama bu projeye dalmışlardır. Yol güzergahı içinde ya da kenarında kalan ülkelerin hiç biri bu projeye karşı çıkmamış, tersine, Çin yatrımlarını çekmek için büyük bir „nimet“ saymışlardır. Türkiye’de bunlardan biridir. ABD ve AB sermayesi şimdilik bu nimeti sunmakta yeterli değiller. Sorunda buradan kaynaklanıyor.


ABD, Çin’in ipek yollarını elbette hoş karşılamıyor. Çin, ABD’nin pazar alanlarını ve elbette egemenlik alanlarını daraltmaya devam ediyor. Bu nedenle, çatışma ve çekişme ve karşılıklı çok yönlü saldırı (şimdilik silahlar hariç) devam ediyor. Çin, ABD’nin saldırgan tavırlarına rağmen „barışçıl“ gözükmeye özel bir önem veriyor, ancak, geri adım atma bir yana daha ileri gitmek için daha yoğun çaba harcıyor. Dünyanın ticaret merkezini ABD’nin elinden alıp Çin’e getiriyor. Bu aynı zamanda dünya emperyalist egemenliğinin Çin’e geçmesi anlamına geliyor.



AB ve İpek Yolu


AB ülkelerinin başını çekenlerden biri olan Alman emperyalizmi, Çin’in bu projesine destek veriyor ve katılıyor. Bu bağlamda, BKBY projesinin finansı için kurulmuş olan Asya Altyapı Yatırım Bankası’na (AIIB) % 4.7 oranında katılım sağladı.10 Alman burjuvazisi, ABD’nin dayatmalarına karşı çıkıyor ve pazarlarını genişletmek için Çin’in etkinliğinden yararlanmaya ve o pazarlarda söz sahibi olmaya çalışıyor. Alman tekelci burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda yayın yapan muhafazakar Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi, Çin’in ipek yollarından övgüyle söz ediyor ve Marco Polo’nun yeni versiyonu olarak yorumluyor.11 Alman burjuvazisi ipek yolunu Duisburg’tan geçirirken, ticaret merkezi Hamburg’u da karadan İpek yoluna bağlıyor. „İş bitirir“ dışişleri bakanı Gabriel, 2017 Kasım ayında Çin ziyaretinde bu işi netleştirdiğini basına açıkladı.12

 

ABD’nin tüm baskılarına karşı AB ve Asya’daki bir çok ülkenin yanı sıra Güney Kore ve Avusturalya’da katılımcılar arasında yerlerini aldılar. AIIB’nin ortakları arasında Almanya,  Fransa, İtalya, Hollanda, İngiltere ve diğer AB ülkelerinin hemen hemen hepsi var. 2016 yılı verilerine göre toplam 57 ülke bu bankanın ortakları arasında. Bunun anlamı, Dünya bankası ve IMF’ye alternatif olarak kurulan bir bankadır. Japonya’nın da buna benzer bankası olması nedeniyle, Çin öncülüğünde kurulan bu bankanın karşısında yer aldı. 

 

ABD’nin en büyük korkusu, bu girişimin Çin’in „Bretton-Woods“ sistemi olmasıdır. Çin’inde hedefi bu. ABD’nin dolar egemenliğini elinden alıp yuan egemenliğini yaşama geçirmenin savaşını veriyor. Adı „Bretton-Woods“ değil, ama Çin „BKBY“ olarak şimdilik yerini ABD’nin B-W sisteminin karşısında yerini almışa benziyor. Önümüzdeki süreç oldukça çatışmalı geçecek gibi görülüyor. Olası bir kriz, ticaret çatışmasını hızla silahlı çatışmaya dönüştürme kapasitesine sahip gözüküyor.



Emperyalist Zincirin Halkaları




ABD burjuvazisi, 18 Aralık 2017’de Trump’a okutturduğu „Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi‘nde–UGSB- “ birinci düşman olarak Çin devleti görülüyor. ABD’nin Asya’daki çıkarları için Çin büyük bir tehlike sayılıyor. Tabi, açıklanan UGSB’nin içinde Rusya ve İran’da var. Bu ayrı bir konu olduğu için geçiyoruz.


Büyük emperyalist devletlerin açıklamaları içinde „öncelikle barış“a yer verdiklerini ve bütün dertlerinin „dünya barışını korumak“  olduğunun altını çizerek bıktırıcı bir şekilde tekrarlarlar. Ancak, bunun tersini yaparlar ve savaşı geliştirmekten ve körüklemekten başka bir şey de yapmazlar. Çünkü emperyalist sermayenin büyüme karakteri, yağma savaşını yaygınlaştırıcı ve geliştirici bir özellik taşır. Sermaye, barışı değil savaşı sever. Bu durumu, insanlık günlük olarak fazlasıyla yaşıyor.


ABD emperyalizmi, Çin’i haklı olarak en büyük rakibi görmesine karşın en büyük ticari ilişkileri de yine bir numaralı „düşmanım“ dediği bu ülke ile olmaktadır. Sermaye sermayeyi çeker. Gelişmiş emperyalist ülkelerin ticari ilişkileri birinci derecede birbirleriyledir.


ABD’nin GSMH’ı 18,6 trilyon ABD doları kadar. Çin’in ise dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak GSMH’ı 11 trilyon ABD doları kadar. ABD’nin ihracatı 1,42 trilyon ABD doları, ithalatı ise 2 trilyon 21 milyar ABD doları kadar. 13 ABD, Çin’e 115 milyar dolarlık ihracat yaparken, Çin’den ise 385 milyar dolarlık ithalat yapmaktadır. Yani, ithalatının en büyük payını (en büyük rakibim dediği) Çin’den yapmaktadır. Bu toplam ithalatının %20 kadarıdır. Diğer ülkelerin payı ise bunun yarısı kadardır. Çinden sonra ABD’ye en fazla ihracat yapanların başında Meksika (302milyar $), Kanada (296 milyar$), Japonya (130 milyar $), Almanya (118 milyar$). 

 

Çin’in ekonomik verileri ise kısaca şöyledir:


Çin’in GSMH’ı 11,2 trilyon ABD doları kadardır. İthalatı 1,32 trilyon $, ihracatı ise 2,06 trilyon $. Çin’in ihracattaki en büyük birinci ortağı ABD’dir. 385 milyar $. Sırasıyla, Hong Kong (287 milyar $), Japonya (129 milyar $), Güney Kore (93,7 milyar $), Almanya (65,2 milyar $).

Çin’in ithalatındaki en büyük payı olan ülkeler sırasıyla şöyle: Hong Kong’tan ( 285 milyar $), Güney Kore (124 milyar $), ABD (115 milyar $), Japonya (113 milyar $), Almanya (85,4 milyar $).


Çin, net 736 milyar ABD doları ticaret fazlası verirken, ABD net 783 milyar ABD doları kadar ticaret açığı vermektedir.


İthalat ve ihracatın en büyüğü emperyalist ülkelerin birbirleri arasında olmaktadır. Küçük paylar ise geri kalan ülkelerin ekonomik büyüklüklerine göre pay almaktadır.


ABD istese de Çin ile ticaretini kesemez ve kesemiyor. Çünkü emperyalist ekonomiler birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanmıştır. ABD, Çin’i ne denli “büyük rakip-düşman” olarak görürse görsün, ithalatının en büyüğünü Çin’le yapmak durumundadır. Çünkü, ABD sermayesi, Çin’in ucuz emtiasına gereksinimi vardır ve onların iç pazara gelmesiyle kendi sermayesini büyütmektedir. Ayrıca ABD’li tekeller Çin’de yatırım yapmak ve ordaki sermayeden kar elde etmeyi “ulusal onurla” karıştırmazlar. Onların ulusal onurunun derecesini belirleyen sermayenin kar oranıdır. Örneğin, sadece 2016 yılı verileri Çin’deki ABD’li tekellerin 36,2 milyar ABD doları kar elde ettiklerini göstermektedir.14


Dünyanın en büyük yatırım sermayesini ABD çekmektedir. 18 trilyon ABD dolarlık bir iç pazarın dönmesi için daha büyük sermaye yatırımlarına gereksinimi vardır ve en büyük emperyalist ülkelerin en fazla yatırım yaptıkları yerlerin başında ABD gelmektedir.


Örneğin, Çin’in 2016 yılında ABD’deki doğrudan sermaye yatırımının tutarı 30 milyar ABD doları kadardır. Bu bir önceki yıla oranla iki katına çıkmıştır. Ve ABD’de Çin’li şirket sayısı 1900’ün üzerinde ve burada tam zamanlı çalışanların sayısı 90 binin üzerindedir.15


Dünyanın en büyük borçlu ülkesi olan (19,2 trilyon, 2016 yılı için) ABD’nin çıkardığı devlet tahvillerinin en büyük alıcısı da yine Çin. Çin’in elinde 1.189 milyar16 ABD doları tahvil var. Dünyanın en ucuz faizli tahvili ABD devlet tahvilleri olmasına karşılık, hemen hemen bütün ülkeler ya da şirketler ABD tahvillerini alır. Bu ABD’nin dünyanın en büyük ekonomisi olmasından ve geri ödememe riskinin az olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca, ABD ekonomisinin krize girmesi bütün emperyalist ekonomilerin krize girmesini beraberinde getireceği için, aynı zamanda emperyalist ekonomiyi bir şekilde ayakta tutma çabasıdır. Çin bunu yapmaktadır. Çünkü en büyük ithalat-ihracat alanında ticaret ortağı ABD’dir. Aynı zamanda ABD ekonomisinin girdiği ya da gireceği herhangi bir bunalım, bütün emperyalist ekonomiyi ve kapitalist sistemi etkileyecektir. Bunun en yakın örneği 2008 krizidir. Diğer yandan, ABD’ye karşı bir koz olarak kullanma aracı olarak elinde bulundurmaktadır.


Emperyalist ekonomik zincirin kopmaz bir şekilde birbirine bağlı olduğu bilinir. Emperyalistler birbirine dayanmadan, birbiriyle ekonomik ilişkiler kurmadan yaşayamazlar. Stalin bunu çok önceleri dile getirmişti. Bugünde ne denli birbirine düşman olursa olsunlar, birbirlerini düşman rakip olarak görürse görsünler, birbirlerine ekonomik bağımlılıkları söz konusudur ve emperyalist-kapitalist üretim uluslararası bir karakteri çoktan almıştır. Emperyalist zincirin herhangi bir halkasının zedelenmesi, yara alması bütün ekonomileri etkilemektedir. Zincirin büyük halkalarını oluşturan (ABD, AB, Japonya, Çin vb. gibi) ekonomilerin yara alması ise daha büyük sarsıntıları gündeme getirmektedir.


ABD’de gayrimenkul dahil yabancı varlıkların toplamı 27 trilyon ABD dolarıdır.17 ABD emperyalist burjuvazisi her ne kadar “ulusal ekonomiyi korumak” adına bazı emtiaların ithalatına vergi koysa ya da vergileri yükseltse de, bu ABD ekonomisini dışa bağımlılıktan kurtaramayacaktır. Emperyalist ekonominin en büyük parçasını oluşturan ABD, bu zincirin dışına çıkamaz, çıktığı anda, deyim yerindeyse; işi bitti demektir. Yani, hem kendisi hem kapitalist ekonominin tüm zincirleri kopar. Bunu ancak enternasyonal proletarya gerçekleştirebilir.



Çin’e Doğrudan Yatırımlar


Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), 2017 yılın içinde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının bir önceki yıla göre % 16 düştüğünü ve bunun 1 trilyon 520 milyar ABD dolarında kaldığını açıkladı.


Örneğin ABD’de bir önceki yıla göre üçte bir oranında azalarak 320 milyar dolar civarında gerçekleşmiş. Çin’de ise tersi bir durum gelişmiş. ABD’ye dış ülkelerin doğrudan yabancı sermaye yatırımları azalırken Çin’e olan yatırımlar % 8 oranında artarak 144 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiş.


Çin’i diğer ülkelerden farklı kılan bir özellik ise, dünya döviz rezervinin (toplamda 11 trilyon 121 milyar ABD doları) neredeyse üçte birine (yaklaşık 3.402,2 milyar ABD doları) yakınını elinde bulundurmasıdır. Bu da Çin’in ekonomisini güçlü kılan yanlardan birisini oluşturmaktadır. Bunun içine Honk Kong’un elinde bulundurduğu 451,6 milyar ABD doları olan rezervini katmıyoruz. Ve Çin’den sonra en büyük döviz rezervine sahip olan Japonya‘nın (1.322,4 milyar $) rakamını da göz önünde bulundurursak, Çin burjuvazisinin işi oldukça sağlama aldığı görülebilir. Almanya’nın döviz rezervi ise 200,9 milyar ABD doları kadardır.18 ABD’nin döviz rezervi ise 122 milyar ABD doları olarak gösterilmektedir.


Çin’in finans sermayesi giderek öne çıkmaktadır. Örneğin, dünyanın ilk en büyük on bankası arasında Çin ve ABD’nin dörder bankası var. Diğer ikisinden biri Japonya’ya, biri de İngiltere’ye ait. Sermaye büyüklüğü sıralamasında ilk iki sırayı Çin bankaları kapmaktadır. Pazar büyüklüğü sıralamasında ise iki ABD bankası önde gelmektedir.19


Çin burjuvazisi için pazarlar yeterli gelmemektedir. ABD burjuvazisi için ise pazarlar egemenlik alanları giderek daralmakta ve özellikle Çin tarafından (bunu, ABD, USGB vurgulamıştı) tehdit altına sokulmuştur. Öte yandan Rusya’nın da giderek güçlenmesi ve özellikle askeri alanlarda öne çıkmaya çalışması ve egemenlik alanlarını yeniden sağlamlaştırma ve genişletme hamleleri, emperyalistler arasındaki çatışmayı derinleştiren nedenlerin başında gelmektedir.


Emperyalistlerin aşırı üretimi, yeni pazar edinmeyi ve paylaşılmış pazarları yeniden paylaşmayı kaçınılmaz olarak gündeme getiriyor. Pazarların yeniden paylaşımı barış içinde çözülmediği için, silahlı kapışmayı gündeme getirmesi de bu sitemin karakteristik yapısı olarak öne çıkıyor. Çünkü bunun başka türlü çözümü olmuyor. Özellikle aşırı üretim, ve tüketimin bunu karşılamaması ve peşinden sıklıkla gelen ekonomik krizler (finans ve değişik adlarla), emperyalistlere yeni pazarlar edinmeyi ne pahasına olursa olsun dayatıyor. 

1 Mühdan Sağlam, duvargazetesi, 7 Şubat, 2018 msaglam@gazeteduvar.com.tr

2 Der Spigel, Çin’in, AB ve ABD’yi Afrika’dan kovduğunu yazmış. 21.09.2017

3 Kaynak: Wenjie Chen, IHK, http/afkinsider.com/121477/10-mega-infrastructrual-projects-in-africa-funded-by-china

4 1948´1952 arası ERP, toplamda 13,12 milyar ABD doları (şimdiki değeri ile 131 milyar ABD doları) ile ABD planı hayata geçirmişti. Çin ise, bunun çok misli değeri ile “dünyayı kurtarmaya” çalışıyor. de.wikipedi.org/wiki/Marshallplan

5 Tefik Güngör, Dünya Gazetesi, 06.12.2017

6 www.politikaakademisi.org.2017/12/23yen-ipek-yolu-projesi-nedir

7 www.politikaakademisi.org.2017/12/23yen-ipek-yolu-projesi-nedir

9 www.dünya.com.bir-kusak-bir-yol-projesi/21.yuzyilin-yapi-tasimi-/21/Haziran/2017

10 BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika)

11www.dünya.com.bir-kusak-bir-yol-projesi/21.yuzyilin-yapi-tasimi-/21/Haziran/2017

12German.china.org.cn/08.03.2017

13www.faz.net./aktuell/wirtschaft/handelswege-der-zukunft-chinas-neue-seidenstrasse

14 OEC/atlas.media.mit.edu.tr- 2016 / UNCTAD

15 www.fortuneturkey.com.12.04.2016

16 www.dünya.com.17.01.2018

17 İlhan Üzgel, ABD’nin Bitmeyen Düşüşü, //www.gazeteduvar.com.tr/ 31.07.2017

18 Doviz rezverleri rakamları Kasım 2017 itibariyledir. Kaynak: de.statista.com. /waehrungsreserven/2018

19 www.fortuneturkey.com/ ve de.statista