Leninist
Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması
Yusuf
Köse
Rusya’nın
24 Şubat (2022)’da Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte,
emperyalizm üzerine tartışmalarda sıklaştı. Ve kendini solcu
olarak adlandıran bir kısım siyasi hareket ve bazı yazarlar,
Rusya’nın emperyalist olmadığını, ama emperyalist amaç güden
işgalci bir güç olarak değerlendirdi. Bazıları ise,
“anti-emperyalist cephede” değerlendirmeye devam ediyorlar.
Sol
Parti (eski adı ÖDP) yöneticilerinden Hayri Kozanoğlu’nun
“Rusya Emperyalist mi” başlıklı iki bölümlük makalesi
yayınlandı. Kozanoğlu, sonuçta Rusya’nın emperyalist olmadığı
sonucunu çıkarmış.
Revizyonist
Alman Komünist Partisi (DKP), savaş öncesinden de Rusya ve Çin’i
“anti-emperyalist” saflarda yer alan “dost güçler” olarak
değerlendiriyordu. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla beraber
bu görüşlerini değiştirmiş değildir.
Troçkist
DİP’in genel başkanı Sungur Savran’da “Gerçek Gazatesi”inde
ki röportajında, Rusya’yı emperyalist olarak
değerlendirmediğini söylüyor. Savran, Rusya’ya “bölgesel”
emperyalist olarak adlandıranları da eleştirdiği gibi,
“emperyalist
olanla emperyalist olmayan karşı karşıya gelince kategorik olarak
emperyalizmin ikirciksiz olarak karşısında durmayan, sosyal
demokrasinin savaş politikasını benimsemiş demektir”
diyerek, NATO’ya karşı Rusya’nın yanında yer almayı
savunuyor. Stalin’i karşı-devrimci cephede gören troçkistlerden
bazıları, Rus tekelci burjuvazisinin temsilcisi “modern Çar”
Putin’i “dost” görmeleri de troçkizmin kaypaklığı ile uyum
içindedir.
Politika
Gazetesi (Bir Ekmek Bir Politika) yazarları ve TKP (1920)’nin
çizgisi de Rsuya’yı emperyalist görmeyen ve bu gazetenin
yazarlarından Murat Çakır’ın dediği gibi, “NATO’nun Rusya
ve Çin’i sıkıştırmalarına, kuşatmalarına karşı çıkmayı”
komünistlerin “.. gerçek sınıfsal ve devrimci duruş”u
olarak ileri sürmektedir.
Sevgili
Ziya Ulusoy’da, Özgür Politika Gazetesi’nde, “Rusya
emperyalist değil mi?” başlıklı (1 Nisan 2022) makalesinde,
Rusya’ın “askeri emperyalist bir ülke olduğu” sonucuna
varıyor.
Şu
kadarını söyleyebilirim ki, Türkiye’de radikal solun büyük
bir bölümü emperyalist Rusya’nın Ukrayna’ya karşı
başlattığı işgal savaşına karşı doğru bir tavır aldı. Bu,
çeşitli milliyetlerden Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfı
ve emekçileri için olumlu bir gelişmedir. Liberal burjuva kesimin
Rusya’nın karşısında ABD ve Batı emperyalist cephesinin savaş
örgütü NATO’nun yanında yer almaları ise, kendi sınıf
duruşlarıyla uyum içindedir.
ML
olmayan kesimlerin emperyalizm tanımı da kendi dünya görüşleriyle
doğru orantılı olarak şekillenmektedir. Kendini her
marksist-leninist ilan edenlerin böyle olmadığını en azından
son 150 yıldır görüyoruz, biliyoruz ve yaşıyoruz. H.Kozanoğulu
(HK), da “Leninist emperyalizm” analizini esas aldığını ileri
sürüyor.
HK,
Rusya’nın, sermaye ihracını, ekonomik durumunu, borçlarını,
üretimi ve bu ülkeye yatırılan dış sermaye tutarlarını doğru
olarak (UNCTAD, World Investment Report 2021) veriyor. Bu konuda
herhangi bir sorun yok. Sorun bu verilerin değerlendirilmesinde
yatıyor.
Ancak,
HK, uluslararası tekel sayısını 100 ile sınırlıyor. Ve
Rusya’nın dünyanın en büyük ilk yüz tekeli arasında Rus
tekellerinin olmadığını, sadece ilk büyük 100 banka arasında
tek bir Rus bankasının olduğunu, bu nedenle de uluslararası
sermaye yatırım ve üretim alanında önemli bir “ağırlığı”
olmadığın sonucuna varıyor ve bundan hareketle de Rusya’nın
“emperyalist” olamayacağı düşüncesi kendisinde hakim oluyor.
Oysa
Lenin, yüzbeş yıl önce şöyle demişti:
“...,
İsviçre’de dahil olmak üzere tüm uygar ülkelerde emperyalist
kapitalizme
dönüşmüş olan kapitalizmdir.“ yani,
daha o dönemde, sadece ingiltere, ABD, Fransa, Japonya ve Almanya
değil, İsviçre gibi ülkeleri de emperyalist olarak
değerlendiriyordu. Lenin’in “uygar ülkeler” dediği,
kapitalizmin geliştiği ve tekelleşemenin olduğu ülkelerdi.
Ekonomik büyüklük açısından dünyanın en büyük 11. ekonomisi
(2021) olan günümüz Rusyası, Lenin’in sözünü ettiği “uygar
ülkeler” dışında mı? Yurt dışı sermaye ihracının toplamı
379 (2020) milyar ABD dolarını aşan bir ülke nasıl emperyalist
olamaz? Rusya emperyalist değilse, net sermaye ithalatçısı ABD’de
“emperyalist” olabilir mi? Bilindiği gibi, ABD, sermaye
ihracatından çok sermaye ithalatçısıdır.
Hala
bazı kesimler, bir elin parmak sayısını geçmeyen, bilinen, eski
klasik emperyalist ülkelerin dışında yeni emperyalist ülkelerin
ortaya çıkamayacağı görüşündeler. Bu da kapitalizmin
gelişmesine, tekelleşmesine ve emperyalizmin eşitsiz gelişme
yasasına ters bir duruş ve anlayıştır.
Dünya
kapitalizmin muzzam derecede geliştiği, “kapitalizmin kendi
süretinde bir dünya yarattığı” (Marx) bir koşulda; ve yeni
emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla, paylaşılmış
emperyalist pazarlardan yeni pay istiyenlerin silaha sarıldığı ve
bu nedenle emperyalist dünya savaşının ayak seslerinin her geçen
gün yaklaştığı ve kaçınılmaz bir hal aldığı ortamda,
emperyalist cepheyi yüzyıl öncesi emperyalist ülkeleriyle
sınırlayanların yeni gelişmeleri anlamaları da zorlaşıyor.
Çünkü,
onlar, kapitalist üretimin muzzam gelişimini ve emperyalizmin
eşitsiz gelişimini dondurmuş durumdalar. Diyalektik materyalizmden
sıkça söz edenlerin bu sözlerinin içinin boşluğu ise, liberal
burjuva düşüncelere hayat veriyor.
Emperyalizm
Nedir?
Marksist-Leninist
ve Maoistler için emperyalizm tanımı, Lenin’in geliştirdiği
tanımlamadır. Lenin, bu tanımlamayı yaparken Marksist dünya görüşünden
hareketle yapmış ve geliştirmiştir. Kapitalist emperyalist dünya
sistemi içindeki gelişmeler ise Lenin’in doğrulamaya devam
etmektedir.
Lenin
emperyalizm tanımı, reformist, revizyonist ve bir çok küçük
burjuva oportünist akımlar tarafından çarpıtılmış ve revize
edilmeye çalışılmıştır. Ancak, bu revizeler, emperyalist dünya
sistemi içindeki gelişmeleri diyalektik materyalist temelde ele
alma yerine, burjuva dünya görüşüne yakın, işçi sınıfının
dünya görüşüne ters yönde olmuştur ve olmaktadır. Emperyalist
dünya sistemi içindeki gelişmeler elbette 100 yıl önce Lenin
analiz ettiği haliyle kalmamış, gelişmeler göstermiştir. Ne
varki, Lenin emperyalist tanımlama ilkeleri temelindeki diyalektik
bir gelişmedir.
Ben,
bu konuda bir çok araştırma ve makalelerim yayınlandı ve ayrıca
“Emperyalist
Türkiye”
adıyla, 400 sayfaya yakın, Mayıs ayı içinde (El
Yayınları)
çıkacak kitabımda bu konular daha geniş olarak ele alındığı
için, bu konuyu yeniden burada tartışmak benim için fazladan bir
tekrar olacaktır. Ancak, aşağıda, aktardığım Lenin’den
alıntılar, bu konuda tartışmak isteyenlere yardımcı olacaktır.
Lenin,
emperyalizmi, “kapitalizmin en yüksek aşaması”
olarak tanımlar ve elbette salt bununla yetinmez. Aşağıda,
Lenin’in emperyalizm üzerine söylediği sözleri buraya alalım.
Emperyalizmin
oluşması
Kapitalizm
yasalarından emperyalizmi doğar
Sömürgecilik
politikası ve emperyalizm, (Kautsky ve diğer mankafaların
savunduğu gibi) kapitalizmin sıhhatsiz ama iyileştirilebilir
urları değil, aksine kapitalizmin temellerinin kaçınılmaz
sonucudur. (İtalya’da Emperyalizm ve Sosyalizm, 1915, Lenin,
Eserler, cilt, 21, s.362)
Serbest
rekabetin yerini tekellerin alması
Serbest
ticaretin ve serbest rekabetin yerine, tekeller oluşturma ve sermaye
yatırımına uygun olan ve hammadde kaynaklarını sağlayan
bölgeleri vb. ele geçirme gayreti geçmiştir. Feodalizme karşı
mücadele döneminde ulusların kurtarıcısı olan kapitalizm,
emperyalizm çağında, ulusların en büyük ezeni haline dönüştü.
(Ssosyalizm ve Savaş, Temmuz-Ağustos 1915, Lenin, Eserler, 21.
cilt, s.302)
Tekelleşmenin
başlıca tipleri
İncelediğimiz
dönemin ayırt edici özelliği olan tekellerin dört bellibaşlı
tipine ya da tekelci kapitalizmin bellibaşlı dört belirtisine
özellikle değinmemiz gerekir.
Birincisi:
Tekel, çok yüksek bir gelişme aşamasına ulaşmış üretimin
yoğunlaşmasından doğmuştur. Kapitalistlerin tekelci birlikleri
şunlardır: karteller, sendikalar ve tröstler.
İkincisi:
Tekeller, (…) en önemli hammadde kaynaklarına elkonmasına yol
açmıştır. (…)
Üçüncüsü:
Tekel bankalardan çıkmıştır. Eskiden mütevazı birer aracı
olan bankalar, bugün mali-sermaye tekellerine dönüşmüşlerdir.
(…) Malioligarşi, bu tekelin en çarpıcı tezahürüdür.
Dördüncüsü:
Mali-sermaye, sömürge politikasının bir sürü “eski”
dürtüsüne, hammadde kaynakları, sermaye ihracı, “nüfuz
bölgeleri” için mücadeleyi de eklemiştir.
(Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/
Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.124-125)
Kapitalist
üretimin artan hızla dünya çapında yayılması
Avrupa
halkları – hiç değilse onların çoğunluğu – ile sömürgeler
arasındaki ekonomik fark, önceleri şuydu: sömürgeler, mal
değiş
tokuşuna dahil edilmiş, fakat kapitalist üretimin
dışında
tutulmuştu. Emperyalizm, bu konuda bir değişim meydana
getirmiştir. Emperyalizm, sermaye
ihracını
da gerçekleştirmiştir. Kapitalist üretim, devamlı artan hızla
sömürgelere de nakledilmektedir. (kendi Kaderini Tayin Hakkı İle
İlgili Tartışma Sonuçları, Temmuz 1916’da yazılmıştır,
Lenin, Eserler, 22. cilt, s.344/345)
Emperyalizmin
tanımı
Tekelci,
asalak ve can çekişen kapitalizm olarak emperyalizm
Emperyalizm,
kapitalizmin özel bir tarihi aşamasıdır. Onun özelliğinin üç
öğesi vardır. Emperyalizm:
1.
tekelci kapitalizmdir;
2.asalak
veya çürüyen kapitalizmdir;
3.
can çekişen kapitalizmdir. Serbest rekabetin yerini tekelin alması,
emperyalizmin ekonomisinin en belirgin yanı ve emperyalizmin özüdür.
(Emperyalizm ve Sosyalizmin Bölünmesi, Ekim 1916’da yazılmıştır,
Lenin, Eserler, 23. cilt, s.102)
Emperyalizmin
tanımı; kavramların esnekliği
Emperyalizmin
olanaklı en kısa tanımını yapmak gerekseydi, emperyalizmin
kapitalizmin tekelci aşaması olduğunu saptamalıyız. (…)
Ne
var ki, çok kısa tanımlar, en önemli olanı özetledikleri için
münasip olsa da, tanımlanacak görüngünün esas yanları buradan
çıkarsanmaya başlandığında yetersiz kalır. Bu nedenle –
bütün tanımlamaların, gelişmesini tamamlamış bir görüngünün
bütün bağlamlarını kapsayamadığından ötürü, ancak bazı
kayıt ve şartlarla geçerli ve göreli bir önem taşıdığını
unutmadan – emperyalizmin aşağıdaki beş temel özelliğini
kapsayan bir tanımını yapmak zorundayız:
üretimin ve
sermayenin yoğunlaşması, ekonomik yaşamda tayin edici rol
oynayan tekelleri yaratacak kadar bir seviyeye ulaşmıştır;
banka sermayesi
sanayi sermayesiyle iç içe geçmiş ve bu “mali-sermaye”
temelinde bir mali-oligarşi oluşmuştur;
sermaye ihracı,
mal ihracından çok, özel bir önem kazanmıştır;
(4)
dünyayı aralarında paylaşan uluslararası tekelci kapitalist
birlikler oluşmuştur;
(5)
kapitalist büyük güçler tarafından dünya toprakların
bölüşülmesi tamamlanmıştır.
(Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin,
Eserler, 22. cilt, s.270-271)
Emperyalizmin
esas özellikleri
Toplumsal
yaşamın tümü üzerinde hakimiyet olarak emperyalizm
Bir
tekel, bir kez kurulup milyarları çekip çevirmeye başladı mı,
siyasal rejimden ve daha başka “ayrıntı sorunları”ndan
bağımsız olarak karşı konmaz biçimde toplumsal yaşamın bütün
alanlarına
sızacaktır.
(Emperyalizm,
Kapitalizmin En Yüksek Aşaması,
ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.70 – çev.: Cemal
Süreya)
Dünyayı
paylaşma mücadelesi
O
nedenle, kapitalizmi, tekelci kapitalizm aşamasına, mali-sermaye
aşamasına geçişinin, dünyanın paylaşılması uğruna
mücadelenin şiddetlenmesiyle bağlantılı
olması
tartışma götürmez bir gerçektir. (Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/
Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf, s.81)
Emperyalizm,
“serbest ticaret” ve “himayecilik”
Almanya’nın
İngiliz sömürgeleriyle ticareti, İngiltere’nin aynı
sömürgelerle olan ticaretinden daha hızlı gelişmesi, sadece
Alman emperyalizminin İngiliz emperyalizmine göre daha genç, daha
güçlü, daha örgütlü, daha gelişmiş olduğunu kanıtlar;
serbest ticaretin ”üstünlüğü”nü kesinlikle kanıtlamaz.
Çünkü söz konusu olan, serbest rekabetin himayecilik ve sömürge
bağımlılığına karşı mücadelesi değil, emperyalizme karşı
emperyalizmin, tekele karşı tekelin, mali-sermayeye karşı
mali-sermayenin mücadelesidir. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması
Olarak Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt,
s.295-296)
Mali-sermayenin
özel hareketliliği, esnekliği ve hem ulusal hem uluslararası
düzeyde birbiriyle iç içe geçmiş olması
Artık
çok hareketli ve esnek, hem ulusal hem de uluslar arası düzeyde
birçok bağı olan, somut üretimden kopuk ve çok anonim, çok
kolay yoğunlaşmakta ve geçmişte de zaten büyük boyutta
yoğunlaşmış olan mali-sermaye dünyanın tipik ‘efendisi’
haline geliyordu; öyle ki, kelimenin tam anlamıyla, birkaç yüz
milyarder ve milyoner bütün dünyanın gelişmesinini ellerinde
tutmaktadırlar.
(N.
Buharin’in „ Dünya Ekonomisi ve Emperyalizm Broşürüne Önsöz,
ilk defa 21 Ocak 1927’de yayımlanmıştır, Lenin, Eserler, 22.
cilt, s.103)
Emperyalizm
asalak kapitalizmdir
Rantiye
devleti, asalak, çürüyen kapitalizmin devletidir; bu olgu, genelde
söz konusu ülkelerdeki toplumsal ve politik koşulların bütününe,
özelde de işçi hareketinin iki temel eğilimine zorunlulukla
yansır. (Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.283)
Tefeci
emperyalizmi
Fransa,
ihraç ettiği sermayesini esas olarak Avrupa’ya ve özellikle de
Rusya’ya (en az 10 milyar frank) yatırmıştır; söz konusu
sermaye, sanayi işletmelerine yatırılan sermaye değil, genelde
ödünç
sermayedir,
devlet tahvilleridir. İngiliz sömürgeci emperyalizminin aksine
Fransız emperyalizmi, tefeci emperyalizmi olarak adlandırılabilir.
(Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm ilkbahar 1916,
Lenin, Eserler, 22. cilt, s.247)
Aşırı
birikmiş sermayenin ihracı
Sermaye
ihracı zorunluluğu, bazı ülkelerde kapitalizmin “çok
olgunlaşmış” olmasından ve sermayenin (tarımın geriliği ve
kitlelerin yoksulluğu nedeniyle) “kârlı” bir faaliyet için
hareket alanının olmamasından doğmaktadır. (Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf,
s.67)
Kârların
arttırılması amacıyla sermaye ihracı
Kapitalizm
kapitalizm olarak kaldıkça, sermaye fazlası, halk kitlelerinin
yaşam seviyesinin yükseltilmesi için kullanılmaz – bu,
kapitalistlerin kârlarında azalma anlamına gelirdi
–,
kârları artırmak amacıyla dış ülkelere, geri ülkelere sermaye
ihraç edilir.
(Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf,
s.67)
Mali
yatırım biçiminde sermaye ihracı
Bilindiği
kadar, emperyalist çıkarlar sadece toprakların ele geçirilmesiyle
değil, mali
yatırım yapmakla
da gerçekleştirilir. Gözünden kaçırmamak gereken kesin
gerçektir ki, İsviçre burjuvazisi en az 3 milyar franklık
sermayeyi ihraç ederek, geri halkları emperyalist bir biçimde
sömürmektedir. İsviçreli banka sermayesinin büyük güçlerin
banka sermayesiyle sıkı bağlantılı ve iç içe geçmiş
bulunması da kesin bir gerçektir. (Tarafsızlığın
Korunması,
Ocak 1917’de yazılmıştır, Lenin, Eserler, 23. cilt, s.272)
Kapitalist
gelişmenin sermaye ihracı ile genişlemesi
Sermayenin
ihraç edildiği ülkelerde, kapitalizmin gelişmesini etkiler, ona
müthiş hız kazandırır. Böylece sermaye ihracı, ihracatçı
ülkelerdeki gelişmeyi bir parça durdurma eğilimi taşısa da,
bunun, bütün dünyadaki kapitalizmi derinlemesine ve genişlemesine
geliştirmek pahasına gerçekleştiğini unutmamalı. (Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması Olarak Emperyalizm, ilkbahar 1916, Lenin,
Eserler, 22. cilt, s.247)
Eşitsiz
gelişme, güç kaymasına neden olması
Kapitalistler
dünyayı kötülüklerinden değil, yoğunlaşmanın ulaştığı
seviye, kâr elde edebilmek için onları bu yola girmeye zorladığı
için paylaşıyorlar; ve bu paylaşım, “sermayeye göre”, “güce
göre” gerçekleşmektedir – meta üretimi ve kapitalizm
sisteminde başka bir paylaşım yöntemi olamaz.
Ne
var ki, güç, ekonomik ve siyasi gelişmeyle birlikte değişmektedir.
(Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf,
s.78)
Yeni
emperyalist ülkelerin oluşması
Kapitalizm,
en hızlı, sömürgelerde ve denizaşırı ülkelerde büyümektedir.
Bizzat bu ülkeler arasında yeni
emperyalist
güçler (Japonya) doğmaktadır. (Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf,
s.100)
Uygar
ülkelerin tümü emperyalist oluyor
Bunu
proletaryadan “bekleyen”, İsviçre değil de, İsviçre’de
dahil olmak üzere tüm uygar ülkelerde emperyalist
kapitalizme
dönüşmüş olan kapitalizmdir.
(Greulichs
Ulusal Savunmayı Savunması Üzerine On iki Tez, Ocak 1917, Lenin,,
Eserler C. 23, sf. 265-266)
Gelişmenin
eşitsizliği yasası
Ekonomik
ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir
yasasıdır.
(Avrupa
Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine,
23 Ağustos 1915, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf,
s.151)
Emperyalizm,
krizlere ve savaşlara neden oluyor
Kapitalist
sistemin koşullarında çeşitli ekonomilerin ve çeşitli
devletlerin eşit şekilde gelişmesi imkansızdır. Kapitalizmde,
bozulan dengenin geçici olarak yeniden kurulması için sanayide
krizden, politikada savaştan başka araç yoktur. (Avrupa Birleşik
Devletleri Sloganı Hakkında, 23 Ağustos 1915, Lenin, Eserler, 21.
cilt, s.344-345)
Emperyalist
ittifaklar
Bu
nedenle İngiliz papaz takımının ya da Alman “marksisti”
Kautsky’nin bayağılık akan küçük-burjuva fantezilerine göre
değil de, kapitalist sistemin gerçeklerine göre (…)
“inter-emperyalist” ya da “ultra-emperyalist” ittifakları,
kaçınılmaz
olarak,
savaşlar arasındaki dönemlerin “mütarekeleri” olmaktan başka
anlam taşımamaktadır. Barışçı ittifaklar, savaşları hazırlar
ve savaşlardan doğar; tek
ve aynı temel
üzerinde, dünya siyasetinin ve dünya ekonomisinin emperyalist
bağlantı ve ilişkileri temeli üzerinde barışçı olan ve
barışçı olmayan savaşımın almaşık biçimlerini yaratarak,
biri ötekini koşullandırır. (Emperyalizm,
Kapitalizmin En Yüksek Aşaması,
ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.144-145 – çev.:
Cemal Süreya)
Emperyalizm,
her alanda gericiliktir
Emperyalizm,
her yere özgürlük değil, hegemonya gayretini götüren
mali-sermayenin ve tekellerin çağıdır. Bu eğilimlerin sonucu
ise, politik rejim ne olursa olsun, nerede ve hangi alanda olursa
olsun gericiliktir, mevcut çelişkilerin bu alanlarda da aşırı
ölçüde keskinleşmesidir. (Emperyalizm, Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması,
1916, Lenin, Eserler, 22. cilt, s.302)
Emperyalizmde
demokrasi hayali
Genel
olarak kapitalizm ve özel olarak emperyalizm demokrasiyi bir hayale
dönüştürürken, kapitalizm aynı zamanda kitleler arasında
demokrasi arzuları doğurur, demokratik kuruluşları oluşturur,
demokrasiyi engelleyen emperyalizm ile demokrasiyi gerçekleştirmek
için çaba gösteren kitleler arasındaki antagonizmi
keskinleştirir. (Antwort an P. Kijewski (J. Pjatakow), Ağustos-Eylül
1916’da yazılmıştır, Lenin, Eserler, 23. cilt, s.14)
Can
çekişen kapitalizm olarak emperyalizm
Büyüme
ile çürüme arasındaki diyalektik
Ancak,
bu çürüme eğiliminin, kapitalizmin hızlı gelişmesini
önleyeceğini sanmak yanlış olur. (…) Genel olarak, kapitalizm,
eskiye göre çok daha büyük bir hızla gelişmektedir. Bu gelişme,
yalnızca genellikle gitgide daha eşitsiz hale gelmekle kalmayıp
gelişme eşitsizliği, sermaye bakımından en zengin ülkelerin
(İngiltere) çürümesinde kendini özellikle göstermektedir.
(Emperyalizm,
Kapitalizmin En Yüksek Aşaması,
ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.150 – çev.:
Cemal Süreya)
Can
çekişen ama henüz ölmemiş kapitalizm
Gerçekte
emperyalizm temelden değiştirmez ve
değiştiremez de.
(…) Emperyalizm ölmek üzere olan ama henüz ölmemiş
kapitalizmdir. Salt tekeller değil, aksine değiş tokuşun,
pazarın, rekabetin, krizlerin yanı sıra tekeller – emperyalizmin
esasen en önemli özelliği budur. (Parti
Programının Revizyonu İçin Materyaller,
Mayıs 1917, Lenin, Seçme Eserler, 6. Cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt_6.pdf,
s.112)
Sosyalizmin
ön aşaması olarak emperyalizm ve tekelci devlet kapitalizmi
Tekelci
devlet kapitalizmi olarak emperyalizm
“Tekelci
kapitalizm tekelci devlet kapitalizmine dönüşmektedir; bir dizi
ülkede durum gereği üretimin ve dağıtımın kamu kuruluşları
tarafından düzenlenmesine, bazılarında da genel çalışma
zorunluluğu uygulanmaya başlanmıştır.“ Savaş
öncesinde tröstler ve sendikalar tekeli vardı, savaş esnasında
devlet tekeli var. (Mevcut Duruma ilişkin Karar Üzerine Konuşma,
12 Mayıs 1917, Lenin, Eserler, 24. cilt, s.298)
Devlet
sorununun önemi
Devlet
sorunu günümüzde gerek teorik bakımdan gerekse pratik-politik
bakımdan özel bir önem kazanıyor. Emperyalist savaş, tekelci
kapitalizmin tekelci devlet kapitalizmine dönüşme olağanüstü
hızlandırıp şiddetlendirdi. Herşeye kadir kapitalist birliklerle
durmadan daha sıkı bir biçimde kaynaşan devletin emekçi kitleler
üzerindeki boyunduruğu gittikçe korkunçlaşıyor. İleri ülkeler
– bu ülkelerin “cephe gerileri”nden sözediyoruz –, işçiler
için askeri zindanlara dönüşüyorlar. (Devlet
ve Devrim,
1917, İnter Yayınları, İstanbul 1995, s.7 –çev.: Süheyla
Kaya)
Emperyalizm
ve üretimin toplumsallaşması
Emperyalist
aşamasında kapitalizm, üretimin tam toplumsallaşmasına doğru
gitmektedir; iradelerine ve bilinçlerine aykırı olarak,
kapitalistleri, tam rekabet özgürlüğünden tam toplumsallaşmaya
bir geçişi belirleyen yeni bir toplumsal düzene doğru âdeta
sürüklemektedir. (Emperyalizm,
Kapitalizmin En Yüksek Aşaması,
ilkbahar 1916, Sol Yayınları, İstanbul 1978, s.32 – çev.: Cemal
Süreya)
Sosyalizmin
doğrudan ön aşaması olarak emperyalizm
Emperyalist
savaş, sosyalist devrimin arifesidir. Bunun sebebi, (…) tekelci
devlet kapitalizminin sosyalizmin maddi
açıdan bütün
yanlarıyla hazırlanışı, sosyalizmin doğrudan ön
aşaması olduğudur.
Çünkü tarihin ulaştığı bu kademede bu aşama ile sosyalizm
adlı aşama arasında hiç
bir ara aşama kalmamıştır.
(Yaklaşan felaket ve Bununla Nasıl Savaşılır, Eylül-Ekim 1917,
Lenin, Eserler, 25. cilt, s.370)
Sosyalizm
maddi hazırlanışı
Fakat
toplumsal iktisadın sevk ve idare mekanizması burada artık hazır
durumdadır. Kapitalistler devrildiğinde, silahlı işçilerin demir
yumruğuyla bu sömürücülerin direnişi kırıldığında, modern
devletin bürokratik mekanizması parçalandığında – önümüzde
“asalaklar”dan kurtarılmış teknik açıdan mükemmel bir
mekanizma buluruz, birleşmiş işçiler bu mekanizmayı (…) pekâlâ
işletebilirler. (Devlet
ve Devrim,
1917, İnter Yayınları, İstanbul 1995, s.65 –çev.: Süheyla
Kaya)
Emperyalizm
ve oportünizm
Oportünizmin
maddi temeli
Emperyalizm,
proletaryanın üst katmanlarını satın alma iktisadi olanağı
yaratmıştır; bu yolla oportünizmi beslemekte, ona vücut vermekte
ve güçlendirmektedir. Ancak genelde emperyalizme, özelde de
oportünizme karşı koyan ve çok doğal olarak sosyal-liberal
Hobson’un gözünden kaçmış bulunan güçleri unutmamalıyız.
(Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf,
s.106)
Oportünizm–sosyal-şovenizm
özdeşliği
Kautsky,
“silahsızlanma”, “ültra-emperyalizm” vb. saçmalıkları
savunan bayağı reformizminin önünü açmak için, emperyalizmin
siyasetini emperyalizmin ekonomisinden ayrı
tutuyor,
siyasetteki tekelciliği ekonomideki tekelcilikten ayrı tutuyor. Bu
teorik yalancılığın tek anlam ve amacı, emperyalizmin en
derin çelişkilerini
örtbas ederek, emperyalizmin müdafileriyle, açık sosyal-şovenist
ve oportünistlerle “birlik” teorisini meşrulaştırmaktır.
(Emperyalizm ve Sosyalizmin Bölünmesi, Ekim1916’da yazılmıştır,
Lenin, Eserler, 23. cilt, s.104)
Oportünizmin
tamamlanması olarak sosyal-şovenizm
Bu
akım (…) – lafta sosyalizm, pratikte şovenizm –, “sosyalizm
önderleri”nin yalnızca “kendi” ulusal burjuvazilerinin değil,
aynı zamanda “kendi” devletlerinin de çıkarlarına alçakça,
uşakça ayak uydurmalarıyla karakterizedir. (Devlet
ve Devrim,
1917, İnter Yayınları, İstanbul 1995, s.7-8 –çev.: Süheyla
Kaya)
Oportünizme
karşı mücadelenin kesin zorunluluğu
Bu
bakımdan, emperyalizme karşı mücadelenin, bu mücadele
oportünizme karşı mücadeleyle kopmaz biçimde bağlanmadıkça
boş bir sözden ibaret kalacağını bir türlü anlamak
istemeyenler, en tehlikeli kimselerdir. (Kapitalizmin
En Yüksek Aşaması – Emperyalizm,
ilkbahar 1916, Lenin, Seçme Eserler, 5. cilt,
http://kutuphane.halkcephesi.net/
Lenin/secme%20eserler/Secme_Eserler_Cilt-5.pdf,
s.121-122)
Emperyalizm
ve sosyalistlerin görevleri
Kendi
kaderini tayin hakkını tanınma
Emperyalizm,
dünya uluslarının bir avuç “büyük” güç tarafından
ezilmesinin durmaksızın arttığı bir çağdır. Bu nedenle,
ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanımaksızın
emperyalizme karşı sosyalist enternasyonal devrim kavgasını
vermek imkansızdır. “Başka ulusu ezen bir ulus özgür olamaz”
(Marx ve Engels). Kendi ulusunun başka uluslar üzerindeki en küçük
baskısına izin veren hiçbir proleter, sosyalist bir proleter
olamaz. (Sosyalizm
ve Savaş,
Temmuz-Ağustos 1915’te yazılmıştır; Sosyalizm
ve Savaş (Derleme),
Evrensel Basım Yayın, İstanbul, s.30)
Her
türlü şovenizmi ilkesel olarak reddetme
Dolayısıyla
bizim çağımızda ulusların kendi kaderini tayin hakkı sorununun
en
önemli konusu,
ezen
ulusların
sosyalistlerin takındıkları tutumdur. İngiltere, Fransa, Almanya,
Japonya, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ya da başka bir ezen
ülkenin mesnubu olan ve ezilen ulusların kendi kaderini tayin
hakkını (yani ayrılma özgürlüğünü) tanımayan ve savunmayan
her sosyalist, gerçekte sosyalist değil şovenisttir. (Barış
Sorunu, Temmuz-Ağustos 1915’te yazılmıştır, Lenin, Eserler,
21. cilt, s.292)
Özgürlük
ve demokrasi mücadelesinin önemi
Siyasi
özgürlük olmadıkça, ne çağdaş burjuva toplumunda üretici
güçlerin tam olarak gelişmesi ne kapsamlı, açık ve serbest
sınıf mücadelesi ne de proleter kitlelerinin siyasi
aydınlatılması, eğitilmesi ve sıkı birleştirilmesi
düşünülebilir. Dolayısıyla sınıf bilincine sahip proletarya
her durumda, tam siyasi özgürlük için, demokratik devrim için
azimli mücadele verme görevini üstlenir. (Devrimci Paroletaryanın
Demokratik Görevleri, 17 Haziran 1905, Lenin, Eserler, 8. cilt,
s.513)
Kitleleri
hayallerinden kurtarma
Tabii
ki emperyalizmi devirme mücadelesi güç bir iştir ama, kitleler bu
güç mücadelenin gerekliliği hakkında gerçeği
bilmelidir.
Kitleler barışın emperyalizmi ortadan kaldırmaksızın
sağlanabileceği ümidiyle uyutulmamalıdır. (Uluslararası
Sosyalist Komisyon, Eylül 1915, Lenin, Eserler, 21. cilt, s.380)
Proleter
enternasyonalizm (I)
Küçük-burjuva
milliyetçilik, enternasyonalizmin ulusların eşitliğinin
tanımaktan başka bir şey olmadığını ileri sürüp, (böylesi
bir tanımanın sadece boş laf olduğunu bir yana bırakırsak)
milli bencilliğe dokunmaz. Oysa proleter enternasyonalizm, – bir
–, her ülkede yürütülen proleter mücadelenin çıkarlarının
dünya çapındaki proleter mücadelenin çıkarlarına tabi
tutulmasını, – iki – burjuvaziye karşı zafer kazanan ulusun
uluslararası sermayenin devrilmesi için ulusal düzeyde en büyük
fedakarlık göstermesini ister. (Ulusal
sorun ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezlerin Ön Taslağı,
Haziran 1920’de yayımlanmıştır, Lenin, Eserler, 31. cilt,
s.136-137)
Proleter
enternasyonalizm
Enternasyonalizm,
kendi
sosyal-şovenistlerle
(yani vatan savunucularıyla) ve kendi
emperyalist
hükümetle bağları kopmak demek, bu hükümete karşı devrimci
mücadele vermek demek, onu devirmek demek, – uluslararası
işçi
hareketinin gelişmesi için yararlı olduğu takdirde – ulusal
düzeyde (Brest barış antlaşmasını tanımak dahi!) en büyük
fedakarlık göstermek demektir. (proletarya Devrimi ve Dönek
Kautsky, Ekim 1918, Lenin, Eserler, 28. cilt, s.101)
***