Emperyalizm Üzerine Notalar-9
Emperyalizmin Küçük Burjuva Romantik Analizi: Alt Emperyalizm -5
2024*
„Alt Emperyalizm“ Teorisinin „Üç Dünyacı Teori“yle Kesiştiği Kavşak
Yusuf Köse
5- Kendilerini Troçkist olarak değerlendirmeyen ama Troçki ile de ideolojik bir problemleri olmayan yazarlardan alıntılar:
Aşağıda ismini verdiğim yazarlardan kısa kısa aldığım alıntılarda da görüleceği gibi, hemen hemen „alt emperyalizm“ kavramının içeriğinin birbirinin benzeri olarak doldurulmuştur. Argümanlar aynıdır. Sol liberalinden troçkisitine kadar... Bu yaklaşımın özü; kendi burjuvazisine „emperyalist“ demeye adeta dili varmayan sosyalşovenizmdir.
5a- İlhan Uzgel:
„Şu an bir kibre kapılsa da, merkezi bir kapitalist ülke konumundan çok uzak, bağımlı bir yarı-çevre ülkedir. Askeri hamleleri ve ekonomik yayılma girişimleri emperyalizm karşıtı değildir ve tamamen sistem içi özellikler taşır, alt-emperyalist rolünün ötesine geçemez“1
5b-Hasan Durkal:
„Sonuç olarak AKP önderliğinde Türkiye sermayesinin, sermaye ilişkisinin eşitsiz ve bileşik gelişiminin bir sonucu olarak ulaştığı sermaye birikimi düzeyi, yıllar içerisinde beliren yeni sermaye fraksiyonunun ihtiyaçları, küresel düzeyde yaşanan emperyalist hegemonya mücadelesinin de yarattığı boşlukları kullanarak bölgesel yayılım politikasını hayata geçirdi. Emperyalist merkezler karşısında bir pazarlık gücü elde etti, askeri yatırımlarını arttırdı hem sermaye ihracını hem de teritoryal yayılımını hayata geçirdi. Bütün bu gelişmeler tesadüfi ya da siyasal iktidarın keyfi tutumu olarak ortaya çıkan olgular değildi. Aksine, alt emperyalizm teorisi ilk kez ortaya atan Brezilyalı Marksist Mauro Marini’nin deyimiyle sistemin korkunç mantığının sonuçları idi.“2
5c- Mustafa Durmuş:
“Türkiye’nin artan diplomatik ataklarının (Suriye ve Orta Doğu’da yaptığı askeri operasyonların ötesinde) nedenlerini anlayabilmek için bir kavrama başvurmak gerekiyor: Alt-emperyalizm!”3
„Somali devleti ile yapılan bu anlaşma, neo liberal, siyasal İslamcı otoriter rejimin bölgesel olarak alt emperyalist/yayılmacı amaçlarını yansıtan adımlardan birisidir.“4
5d- Metin Kayaoğlu:
„Türkiye ne emperyalist ne de alt-emperyalist bir ülkedir. Ama bu, Türkiye’nin zaman zaman emperyalist politikalar gütmeyeceği, emperyalist hevesler taşımayacağı anlamına gelmez. Türkiye’nin alt-emperyalist ya da bölgesel emperyalist bir ülke olarak nitelenmesi, askerî yayılmacılık, işgal ve fetih politikaları bakımından tartışılmalıdır.“5
5e- Engin Erkiner
„Türkiye, askeri alt emperyalizmle, askeri bölgesel güç arasında gidip gelen bir ülkedir.“6 Erkiner, 2000 yılında söylediği bu görüşünü, 2020 yılında biraz daha geliştiriyor ve şöyle diyor:
„Alt emperyalizm kavramı emperyalizmi dıştalamaz. … Tersine emperyalizmin anlaşılması için zorunlu bir kavramdır. Farklı emperyalist ülkeler vardır, emperyalizm deninilce sadece ABD’yi anlamamak gerekir.“7 Bu son görüş, 20 yıl önce söylediğinde doğruya daha fazla yakınlaşması açısından ileri bir adımdır.
6- Emperyalist Sermayenin iç İçe Geçmişliği
Bu konuyu, burada, kısaca ele alacağım. Bu konuda özel olarak „Emperyalist Türkiye“ kitabımda ele alınmıştır. Ancak, bir örnek olması açısından kısa bir haberle konuyu bağlayalım.
AB emperyalizmi, „Trump 2.0“ın politikaları sonucu, koşarak -uzun süredir ABD’nin engelediği- Brezilya ve Arjanti’nin (Mercosur), Hindistan’ın, Çin’in, Japonya’nın8 ve Avusturalya’nın kapısını çaldılar ve ekonomik anlaşmaları „nihayet“ imzaladılar.
Bu gerçeklerin gösterdiği, emperyalist korumacılığa rağmen uluslararası üretimin esas hale gelmesi nedeniyle, emperyalist sermayeler iç içe geçmiştir. Biri olmadan diğeri bir hiçtir. Birlikte varlar, birlikte yok olacaklar. Bunlar arasında elbette yer değiştirmeler olacaktır. Biri küçülecek, biri büyüyecek, eskilerin yanına yeniler gelecek, sermayenin büyümesi ve merkezileşmesi, bu sistem var olduğu sürece devam edecektir. Emperyalist sistem içindeki ekonomik, politik ve askeri eşitsizlik, mutlak olarak devam edecektir. Ve kendi aralarındaki krizleri ya ekonomik büyük krizlere girerek ya da savaşlarla çözmeye devam edecekleri gerçeği, emperyalizmin mutlak bir yasasıdır. Ve çağımız emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Günümüz bağımlı kapitalist ülkelerinin emperyalist ülkeler haline gelmelerini, sistem varolduğu sürece hiç kimse iradi olarak engelleyemez. Bu emperyalist sistemin diyalektik gelişmidir.
Bugün, Hindistan’ın bir kaç yıl içinde dünyanın, Almanya’yı ve Japonya’yı geride bırakarak 3. büyük ekonomisi haline gelmesi engelenmez. Hindistan „alt“ değil, emperyalist bir ülkedir.9 Örneğin Hindistan Komünist Partisi (ML) Kızıl Yıldız -(ICP(ML) RedStar-, Hindistan’ın emperyalist olduğunu kabul etmiyor ve hala „komprador burjuvazi“ de takılıp kalmış ve en ilginci ise;
„Aynı zamanda, ABD, AB, Japonya vb.’den MNC’ler Latin Amerika, Afrikalı ve Asyalı işçilerin süper sömürülmesiyle uğraşırken, Brezilya, Güney Afrika veya Hint burjuvazisinin emperyalist ülkelerde proletaryanın benzer kamulaştırma ve sömürüsüne katıldığına dair hiçbir rapor yoktur.“10
Evet, Hindistan’ın emperyalist olduğunu kabul etmeyen ICP(ML) RS genel sekreteri P. J. James, „Emperyalizm Bugün“ adlı broşüründe, tekellerden „sömürü raporu“ bekleyecek denli Marksizmden bir haberdir. Yani, Hindistan’lı tekellerin yurt dışında „sömürü“sünün olmadığını ileri sürebiliyor. En az 260 (2024) milyar dolar yurt dışı sermaye yatırımı olan Hindistan tekelleri, demek ki, o ülkelere „iyilik olsun“ diye sermaye yatırımı yapıyorlarmış. Hindistan işçi sınıfı ve emekçileri, Hindistanlı kapitalist tekellerin „sömürüsüz niteliğini“ de ilk defa P. J. James’den öğrenmiş oluyor(!)
Örneğin, Türk tekstil tekelleri’de daha çok Mısır’da yatırım yapıyorlar. Çünkü orada brüt asgari ücret 150 dolar iken Türkiye’de brüt asgari ücret (2026) 747 ABD dolarıdır. Mısır’da işçilerin büyük bir bölümu de kayıtsız çalıştırılır. İşte, Türk tekstil tekellerini Mısır’a çeken etkenlerin başında birincisi ücret düşüklüğü, ikincisi ise, Mısır’ın anlaşmaları gereği, dış ülkelere ihracatın daha kazançlı (gümrük vergilerinin düşüklüğü vb.) olmasındandır. P. James gibi düşünenler, elbette, Türk tekellerinin de Mısırlı işçileri sömürdüğüne dair hernagi bir „rapor“ bulamazlar. Sosyalşovenizmin, emperyalizmin nasıl savunucusu haline geldiği burada net olarak ortaya çıkmaktadır.
Ülkemizde de P. James’in anti „yeni emperyalist ülkeler“ tezi gibi, tezleri savunanlar var. Dünyaya yayılan Türk tekelci burjuvazisini hala „komprador“ sınıflaması içine haps edenler var. P. James’in „Emperyalizmin Bugünü“ adlı analizini, ayrı bir yazıda eleştirdiğim için, burada daha fazla değinmiyorum. 11
Yeni emperyalist ülke oluşumuna karşı çıkanlar gibi „alt emperyalizm“ savunucuları da, yeni emperyalist ülkelerin dış ticaretlerini ve dış sermaye yatırımlarını „emperyalizm“ olgusu dışında, kapitalizmin bir versiyonu gibi ele almaya devam ediyorlar.
„Dış pazar zorunludur, çünkü sınırsız genişleme çabası kapitalist üretime özgüdür… Bütün ekonomik düzenlerde üretim, eskisi gibi hep aynı biçimde ve aynı ölçüde devam ederken, kapitalist toplum, aynı biçimde devam imkansızdır ve sınırsız genişleme ve devamlı ileri hareket üretimin yasası olur.“12
Özellikle üretimin uluslararasılaşmasıyla birlikte bu daha da hızlanmıştır. Yani, kapitalist ülkeler durağan değil, devamlı büyüme gösteren bir yapıya sahiptir. Aşırı kar için aşırı üretim ve dış pazar mücadelesi, kapitalist ekonomilerin bir yasasıdır. Kapitalizmin emperyalizme evrilmesiyle bu daha belirgin hale gelmiştir. Buradan hareketle, Türk tekellerinin dış pazarlaraki yatırımları, serbest rekabetçi kapitalizmine özgü değil, kapitalist-emperyalizme özgü bir gelişmedir. Şirketlerin tekelleşmesi, üretimin toplusallaşmasının bir sonucudur. Ve her emperyalist ülke, ekonomik gücü oranında dünya pazarından pay alır. Askeri güç, ekonomik gücün üzerinde şekillenir. Bu nedenle, -sık sık vurguladığım gibi- bir ülkenin emperyalist olup olmaması salt askeri „güç“ sorunu ile ölçülmez.
7- „Alt Emperyalizm“ Teorisinin Üç Dünyacı Teoriyle Kesiştiği Kavşak
Türkiye’de „alt emperyalizm“ teorisini savunan örgüt ve partilerin büyük bölümü troçkist. Bunlar içinde, DSİP, Marksist Tutum, Sosyalist Emekçiler Partisi -SEP- vs. Ve troçkist yazarlardan Volkan Yaraşır öne çıkan isimler arasında sayılabilir. Ancak, kendine Marksist-Leninist diyen daha bir çok troçkist eğlimli yazarlar ve örgütlerde var. Bunların ortak yanları, Lenin’in emperyalizm analizinin „yetersiz olduğu“, ama troçkinin her şeyi gördüğü ve „doğru analizler yaptığı“ üzerinedir. Ve özellikle bu konuda, bazı küçük burjuva anlayışlar, Lenin yerine Buharin’i öne çıkarmayı ihmal etmezler. Amaçları, Lenin’in emperyalizm teorisinin „geçersizliğini“ kanıtlamak ya da „eskidi“ demek için. Ancak, bir türlü beceremiyorlar. Nasıl ki, Marks’ın Kapitali eskimiyorsa, Lenin Emperyalizm analizinin özü de eskimiyor.
Yukarıda, sözlerini aktardığım yazarların görüşlerini tek tek incelemeye gerek yok. Çünkü temelde aynı argümanlarla „alt emperyalizm“ görüşünü savunuyorlar ve savunu içerikleri aynı.
Antikomünist yazar İlhan Üzgel gibi sosyal demokrat entellektüellerden tutunda bir çok troçkist ve küçük burjuva oportünist örgüt ve kişilere kadar, Lenin’in emperyalizmin ekonomik özünü görmezden gelerek, emperyalizmi analiz etmeye çalışıyorlar. Elbette bunların akıl hocaları RMM’nin „üç dünyacı“ „alt emperyalizm“ teorisinden kaynaklanmaktadır.
Buraya aldığım „alt emperyalist Türkiye“ tezlerini tek tek eleştirmeyeceğim. Çünkü hepsinin kaynakladıkları yer ve ileri sürdükleri argümanlar aynı. Onlar için alt emperyalizm „bölgesel bir güç“ oluyor. Yani, kapitalizmin tekelleşmesi, iç pazarlara bir avuç finans sermayesinin hakim olması, uluslararası alanda sermaye yatırımları, uluslararası pazarlarda paylaşım mücadelesi, uluslararası alanda rekabet söz konusu edilmiyor ve serbest rekabetçi kapitalizmden tekelci kapitalizme geçişin niteliksel bir geçiş olduğu ya reddediliyor ya da sorunun özü bulanıklaştırılıyor. Ve „alt emperyalist“ olarak nitelendirdikleri ülkelerin tekellerinin uluslararası alanda aşırı kar ve aşırı sermaye yatırımı için kıyasıya rekabet ettikleri gerçekleri gözardı ediliyor. Ülkelerin niteliğine değil, niceliğine bakılıyor. Bu anlamda da „üç dünya“cı revizyonist bir teori olarak karşımıza çıkıyor. Ve „alt emperyalizm“ teorisyenlerin, emperyalistler arasındaki bir savaşta „alt emperyalist“ dediği emperyalist ülkenin yanında „vatan savunması“na katılmaları da, bu revizyonist teorinin bir sonucu olması kaçınılmaz oluyor.
Burada da görüldüğü gibi, troçkizmin teoride „enternasyonalist“ görünmeye çalışmasına karşılık; anti ML çizgide, „sosyal yurtseverlik“te ve „sosyal şovenizmde“, „üç dünyacı teori“ ile tezat bir yanı yoktur. 23.03.2026
Bitti
*https://www.insidermonkey.com/blog/top-25-manufacturing-countries-in-the-world-in-2024-1321979/
1Ilhan Uzgel, https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/06/29/turkiyenin-emperyalizmle-imtihani
2Hasan Durkal, https://elyazmalari.com/2022/10/03/emperyalizminin-celiskileri-alt-emperyalizm-ve-turkiye/
4https://yaziportal.org/2024/02/28/turkiye-somali-askeri-anlasmasinin-satir-arasi-okumalari/
Mustafa Durmuş / 28 Şubat 2024
5Metin kayaoğlu https://www.ozgurpolitika.com/haberi-turkiye-emperyalist-bir-ulke-mi-136044 4 Kasım 2019 Pazartesi – röportaj
6E. Erkiner, Alt Emperyalizm ve Türkiye, Pencere Yayınları, Birinci Baskı Ekim 2000
7E. Erkiner, Sendika.or. Temmuz 2020
8www.aa.com.tr/tr/ekonomi/japonya-ve-ab-savunma-ile-ekonomik-guvenlik-alanlarinda-isbirligini-artiracak/3639661 23.07.2025
9Bu konuda kendi blogum’da Hindistan üzerine makalelerim var. Bakılabilir.
10https://redstaronline.in/2017/03/26/imperialism-today-p-j-james/
11Bkz. Bu konudaki eleştirilerim. https://www.mlpd.de/theoretisches-organ-revolutionaerer-weg/briefwechsel-und-dokumente/kritik-an-den-ansichten-von-p-j-james-in-seiner-broschuere-imperialism-today
12Lenin, C. 2, sf. 158


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder