21 Ocak 2026 Çarşamba

Emperyalist Paylaşımın Kanlı Dişleri Arasındaki Rojava

 


 

 Emperyalist Paylaşımın Kanlı Dişleri Arasındaki Rojava

Yusuf Köse


Kuzey Suriye Federasyonu, başta Türk devleti olmak üzere, Arap ülkelerinin de kabul etmediği bir gerçekti. Federasyon kuruluşunu ilan etmesinin arkasından, Esad Yönetimi, Türk devleti ve hemen arkasından  Arap Birliğ, bu federasyonu tanımadıklarını açıklamışlardı. 

Rojava’nın kaderi ABD emperyalizminin elinde olduğu sürece her zaman tehlikede olduğu bir gerçekti. ABD emperyalizmi, emperyalist çıkarları için Rojava’yı ve Kürtleri „sahipleniyor“du. Ama bu çıkar bir yere kadar olurdu. Daha büyük bir çıkar, bu küçük çıkarı devre dışı bırakırdı ve öyle oldu.  Haydut ABD emperyalizmi açısından -söylem yerindeyse-, Rojava’nın „kullanım süresi“ dolmuştu. Yeni süreç ve genelde de bölge ülkelerinin kabul ettiği ve üzerinde anlaşmaya vardıkları cihatçı-faşist paramiliter güçlerinden oluşturulan hükümetiyle iş yürütmekti.

Türk devleti, Rojava’yı ne pahasına olursa olsun yaşatmak istemiyor. Bu konuda ABD emperyalizmine baskılar yapıyor, çeşitli tavizler veriyor, ancak, ABD dışında Suriye üzerinde büyük hesapları olan bir de soykırımcı siyonist İsrail vardı. İsrail’in çıkarları ile Türk devletnin çıkarları uyuşmuyordu. „Terörsüz Türkiye“, „iç ephenin güçlendirilmesi“ gibi argümanlar ve politikalar bu süreçte devreye sokuldu.  Türk devletinin esas amacı Rojava’daki Kürt kazanımını yok etmekti. Ve genel olarak da Kürt ulusal hareketinin elimine etmek, devre dışı bırakmaktı. Öcalan bu nedenle burada devreye sokuldu ve o da Türk devletinin istekleri ve çıkarları doğrultusunda rolünü oynadı.

PKK önderliğindeki Kürt Ulusal Hareketi, Türk devletinin Kürt ulusal hareketinin kazanımlarını yok etme çabalarını „barış“ olarak göstermeye çalışması, en büyük aymazlıktı. Bu, bile bile ladesti. Türk devletini çok iyi tanıyan Kürt halkı bu „barışa“ inanmadı. Ama PKK siyaseti el birliğiyle „inanın“ diyerek, kitleleri oyalama yoluna gittiler. Tarihi, Kürt düşmanlığı ile geçmiş, „en iyi Kürt ölü Kürtdür“ temel siyasetini izlemiş bir devletden -tek taraflı olarak-, „barışsever“ göstermeye çalışmaları, bu devletten, zulüm ve asimilasyondan başka birşey görmeyen kitlelere ihanetti. Bu, Kürt ulusalcı küçük burjuvazinin kendine güvensizliğinin siyasetiydi. Çünkü Türk devleti bir adım geri atmadığı gibi, laftada olsa herhangi bir tavize yanaşmadı, sadece „derhal tasfiye“ istedi.

Rojava özerk yönetiminin dağıtılması ve buralara bütünüyle Suriye faşist-dinci cihatçı yönetiminin hakim olmasına karar verilmesi, esasta İsrail ve Türkiye emperyalist devletlerinin ABD önderliğinde anlaşmasıyla oldu. Golan Tepeleri ve daha geniş bir alan İsrail’e bırakıldı. Türkiye buna ses çıkarmadı. Bunun karşılığında Rojava dağıtılacaktı. Haydut ABD ve diğer Batılı emperyalistler, bu anlaşmaların sonucunda, Rojava’nın Türk devletine karşı „korumacılığını“ kaldırdılar. Ve peşinden Türk devletinin askeri desteği ile HTŞ çeteleri önce Halep'teki Kürt yerleşim yerlerine ve peşinden Rojava’ya saldırmaya başladılar. 

Türkiye 2011 yılından beri Suriye’den elini çekmemiştir ve daha sonra Kürt bölgelerini işgal ederek ve askeri yığnak yaparak işgalci emperyalist bir güç olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bugün Suriye üzerinde ABD’nin egemenliği olmasına karşın, işgalci emperyalist güçler olarak, Güneyinde İsrail, Kuzeyinde Türkiye vardır. Bunların ileride karşı karşıya gelme olasılıkları her zaman vardır. Ve ne İsrail ne de Türkiye Suriye’de işgal ettikleri bölgelerden kendi istekleri ile kolay kolay çıkmayacaklardır. HTŞ gibi kullanışlı bir yapı olduğu sürece, Suriye üzerindeki hesaplaşma bitmedi, bitmeyecektir de.

Bunların dışında, Rojava’nın tasfiyesi konusunda ABD, İsrail ve Türkiye’nin daha başka ne gibi anlaşmalar yaptıkları bilinmiyor. Ancak, Rojava Özerk yönetimine saldırıların serbest bırakılması, işgalci Türk emperyalist devletinin Suriye’deki en büyük kazanımlarından biri olduğu bir gerçektir.

Rojava Savunulmalıdır!


Rojava özerk yönetimi, emperyalist ve gerici bir bölgede, çeşitli uluslaradan kitlelerin birlikte yaşayabildiği laik ve ilerici bir yönetimdi. Anti kapitalist değildi. Buna karşın demokratik bir yönetim vardı. Ve bu özellikle Kürt halkının ağır bedeller karşılığında kazandığı ileri bir mevzidir.

Rojava sadece Kürt ve bu federasyon içinde yer alan halkların değil, tüm dünya halklarının kazanımıdır. Kobane sürecinde bütün ülkelerde yoğun destek ve dayanışma gösterileri yapıldı. Birçok ülkeden bölgeye savaşmak için gidenler oldu ve birçoğu orada şehit düştü. Ve bu nedenle, oradaki kazanım, bütün dünya halkalarının bir kazanımıdır ve korunmalıdır.

Dünya işçi sınıfı ve halkları duyarlıdır. O, hiç bir zaman haksızlığa uğrayan, ezilen, yoğun baskı altında olan ve aynı zamanda direnen kitleleri yalnız bırakmamıştır. Vietnam, Filistin, Kobena bunun en iyi örnekleridir. Ve aynı zamanda emperyalist haydutluğa, işgale karşı hep direnmiş, asla boyun eğmemiştir. 

Bugün, dünyanın birçok yerinde  Rojava’nın korunması ve direnişinin desteklenmesi için gösteriler yapılmaktadır. Bu dayanışma daha da geliştirilmeli ve Rojava halkı yalnız bırakılmamalıdır. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri, faşist devletin ideolojik ve siyasi manüpülasyonlarına gelmeden, Rojava halkının yanında yer almaldır. İşgalci Türk devleti elini, Suriye’den ve Rojava’dan derhal çekmelidir.

Faşist cihatçı çeteler topluluğu HTŞ’nin Suriye’de Kürt kazanımlarına yönelik saldırılarının arkasındaki esas güç Türk devletidir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri, Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmelidirler. Başta Türk devleti olmak üzere tüm emperyalistlerin Suriye’den derhal çıkması için mücadele geliştirilmelidir. Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını kazanmasıyla, Türkiye’deki demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasının doğrudan bağlantılı olduğunu unutmamalıyız.

Rojava üzerindeki bütün emperyalist planlar, dünya işç sınıfı ve halkların direnişi ve büyük bir dayanışmasıyla bozulabilir ve de kırılabilir. Kapitalist-emperyalist bir sistemde mücadele etmeden, bedeller ödenmeden hiçbir şey kazanılamaz ve kazanımlar korunamaz. Bu nedenle, her yerde dayanışmayı büyütmeliyiz. Bu, tarihi bir sorumluluktur. 21.01.2026 ***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder